BİR KAVGA VE SEVDA ŞAİRİ: KADI BURHANEDDİN

329
Görüntüleme

XIV. asır, Anadolu’da ki edebî faaliyetlerde büyük gelişmelerin yaşandığı bir yüzyıldır. Bu dönemin şairlerini, Çağatay lehçesi, Azerî lehçesi ve Anadolu lehçesi ile yazanlar olmak üzere üç gurupta toplamak mümkündür. Fakat bu asırda Anadolu lehçesi ile Azeri lehçesi arasında çok büyük farklılıklar yoktur. Dönemin üç büyük şairinden ikisi, Kadı Burhaneddin ve Nesîmî, Azerî lehçesini, Ahmedî ise Anadolu lehçesini kullanan şairlerdendir. Bu yazımızda büyük bir devlet adamı, yetkin bir ilim adamı ve kudretli bir şair olan Kadı Burhaneddin’den bahsedeceğiz.
Asıl adı Burhaneddin Ahmed olan Kadı Burhaneddin 1345 yılında Kayseri’de doğdu. Oğuzların Salur kabilesinden olan bir aileye mensup olup, babası ve dedeleri kadılık yapmış kimselerdir. Ataları, Harezm’den kalkıp önce Kastamonu’ya yerleşmişler, daha sonra ise Kayseri’ye gelmişlerdir. Babası Şemseddin Mehmet’tir. Küçük yaşta annesini kaybeden Kadı Burhaneddin ilk tahsilini daha dört yaşında iken babasından almış ve bu dönemde Arapça ve Farsçayı da öğrenmiştir. Kayseri’de çıkan bir karışıklık nedeniyle babası ile birlikte Şam’a giderek 4 ay burada kalmış, karışıklıklar sona erdiğinde tekrar Kayseri’ye dönmüştür. 1358’de 14 yaşında iken babası ile birlikte Mısır’a giderek orada tahsilini tamamlar ve özellikle fıkıhta derinleşir. Daha sonra Şam’da Kutbeddin Râzi’den hem dînî, hem tabiî ve riyazi ilimler tahsil eder. Hac’ca giden Kadı Burhaneddin dönüşte Halep’e gelerek bir yıl da burada kalır. Babasının ölümü üzerine, 1365 yılında Eretna Oğlu Mehmet tarafından Kayseri’ye kadı tayin edilir. Bu görevinde iken adaletle hareket etmesi, kimseyi kayırmaması isminin yayılmasına ve halkın sevgisini kazanmasına neden olur. Mehmet Bey’in ölümünden sonra beyliğin başına oğlu Ali Bey geçmiştir. Zevk ve eğlenceye düşkün olan Ali Bey’in, memleket idaresinde gevşeklik göstermesi, ayaklanmaların çıkmasına ve iktisadi durum bozulmasına neden olur. Bu durumu fırsat bilen Karamanoğlu Alâeddin Bey Konya ve Niğde’yi almış, Moğollar ise Sivas’ı kuşatmıştır. Ali Bey’i, hamamda sefa yaparken Alâeddin Bey’in eline esir düşmekten kurtarması Kadı Burhaneddin’in siyasi hayatın içine girmesinin ilk adımını oluşturur. Kayseri’den Karamanoğlu askerlerini sürmesi ise askeri kabiliyetini ortaya çıkarır ve ününe ün katar. 1378 yılında vezirlik görevine getirilen ve 3 yıl kadar vezirlik yapan Kadı Burhaneddin, içte ve dışta askeri başarılar kazandığı gibi, iktisadi durumu da düzeltir. 1381 yılında Eratna Beyi’nin taundan ölmesi üzerine devletin ileri gelenleri tarafından Sivas naipliğine getirilir. Bir yıl kadar naiplik görevinde bulunduktan sonra 1381’de Sivas’ta sultanlığını ilan ederek kendi adıyla anılan bir devlet kurar. Adına hutbe okutur ve para bastırır. Saltanat yılları sürekli mücadelelerle geçmiş ve çok karışık ve çetin geçen sultanlığı sırasında dağılan Eratna Beyliği’ni kendi hakimiyeti altında tutmak için etrafındaki beyliklerle mücadele etmiştir. Timur tehlikesi karşısında Memluktular ve diğer beyliklerle işbirliği kurma yolunu tercih eder. 1394’te Timur bir elçi göndererek Kadı Burhaneddin’in müttefiklerinden ayrılmasını ister fakat Kadı bu teklifi reddeder. Divanında yer alan bir tuyuğunda, Timur’a ve Altın Ordu hanı Toktamış’a karşı şöyle kafa tutmaktadır:
Ezelde Hak ne yazmış ise olur
Göz neni ki görecek ise görür
İki alemde Hak’a sığınmışız
Toktamış ne ola, ya Aksak Timur

Siyasi hadiseler Osmanlılarla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. I. Murat döneminde Osmanlılarla iyi geçinme yolunu tercih etmiş, Osmanlı ordusu Sırplarla savaşırken, bu durumdan yararlanarak Osmanlı ülkesine saldırması için kendini tahrik edenlere karşı, bu tip hareketlerin İslam’ı zayıflatmaktan başka bir şeye yaramayacağını bildirerek reddetmiştir. Yıldırım Beyazıt döneminde ise durum değişmiş, 1391 yılında Amasya emirinin Osmanlılarla anlaşarak Amasya’nın güçlü kalelerinden biri olan Simalu’yu da onlara terk edeceğini öğrenmesi üzerine Osmanlıların kendi sınırlarına yaklaşmasını istemediğinden Simalu Kalesi’ni ele geçirir. 1392 yılında Yıldırım Beyazıt’la Çorumlu sahrasında karşı karşıya gelen Kadı Burhaneddin, yapılan savaşta Osmanlı ordusunu bozguna uğratır.

Akkoyunlu boy beylerinden Karayülük Osman Bey’le yaptığı savaşta yenilerek 1398’de Sivas’ta idam edilmiştir. Mezarı Sivas merkezde Kadı Burhaneddin İlköğretim Okulu’nun bahçesindedir. Kadı Burhaneddin’in bakımsız olan mezarını yaptırmak için V. Cem Aşkun bir girişimde bulunmuş, bu amaçla “Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin” isimli bir kitap kaleme almıştır. Kitabın gelirini mezarın yapımı için kullanmayı amaçlayan V. Cem Aşkun ne yazık ki bu emeline ulaşamamıştır. Bu eserde verilen bilgiler arasında, Kadı Burhaneddin’in halk arasında bir veli olarak kabul edildiği ve mezarına okunmaya gidildiği bilgisine rastlanmaktadır. Hatta karı-koca arasını bulmak için mezarın başında,
Yanına yörene hamaylı takın
Kocan seni sevmiyorsa
Git Kadı Burhan’a okun
şeklinde bir tekerleme okunduğu da Vehbi Cem’in verdiği bilgiler arasındadır.

Yirmi bir yaşında kadı, otuz dört yaşında vezir, otuz yedi yaşında naib ve hükümdar olan ve on yedi yıl hükümdarlık süren Kadı Burhaneddin, öldüğünde elli dört yaşındadır. Hayatı sürekli mücadelede geçen bu devlet adamı, Anadolu beylerinin en faallerindendir. Bu yüzden bazı müellifler tarafından kendisine “Ebu’l-feth” lakabı verilmiştir. Hakkında en detaylı bilgi veren kaynak Kadı Burhaneddin’in resmi tarihçiliğini yapan Esterebâdî’nin Bezm ü Rezm’idir. Bu eserin ismini oluşturan, eğlence meclisi anlamına gelen bezm ile savaş ve kavga anlamına gelen rezm kelimeleri, Kadı Burhaneddin’in hayatını tam anlamıyla özetleyen iki kelimedir. Yaşar Yücel’in Kadı Burhanettin Ahmet ve Devleti isimli kitabı da bu konuda yazılan önemli bir eserdir. Bilginleri seven, haftada üç gün ilmî sohbetler tertipleyen, tebaasına karşı merhametli, düşmanlarına karşı cesur bir devlet adamıdır. Bir tuyuğunda bu durum şöyle ifade edilmektedir:
Oldu müsahhar bize çü Şam’la Rum
Düşmana demir olduk dostlara mum
Her kişiler yürüsün yollarına
Çün dosta mübarekiz düşmana şûm

Kadı Burhaneddin’in üç eseri vardır.
1. İksîrü’s-Sâdât fî Esrâri’l-İbâdât: Fıkha dair Arapça bir eserdir. Vücud, icad ve hikmet konularını ele alan bu eser, ibadetin hakikatlerinden ve sırlarından bahsetmektedir. Aynca bu kitabın sonunda üç adet Arapça şiiri bulunmaktadır.
2. Tercîhü’t-Tavzih: Hanefî mezhebi hakkında Usûl-i Fıkha dair Teftezânî’nin Telvîh adlı kitabını tenkid mahiyetinde kaleme alınmış bir eserdir.
3. Divan: Kadı Burhâneddin’in kaside, gazel ve tuyuğlardan meydana gelen bir Divan’ı vardır. Bu Divan 608 sayfa olup içerisinde 1313 gazel, 3 beyit, 20 rubai ve 116 tuyuğ bulunmaktadır. Divanı 1943 yılında TDK tarafından yayımlanmıştır.

Şiirlerinde tasavvuf ile birlikte muhteris ve maceracı ruhunun akisleri de görülmektedir. Gazellerinde adını veya mahlasını kullanmamıştır. Sade dille yazdığı ve Türk halk şiirlerinde görülen cinaslı kafiyelere fazlaca yer verdiği tuyuğları değer taşıyan Kadı Burhâneddin, kudretli bir şair olmakla beraber, devrinde daha çok ilmi ve siyasi bir tesir bırakmış; bir şair olarak değil, bir devlet ve siyaset adamı, fıkıh ve fıkıh usulü konularında Arapça eserleri bulunan bir ilim adamı,  bir kadı hüviyetiyle şöhret kazanmıştır.
Tüm divan şairleri gibi Kadı Burhâneddin de sevgiliden, sevgilinin cevr ü cefalarından, sevenin çektiği sıkıntılardan ve yürek yangınlarından bahseder.

Yürek oduna diledi su saça gözlerim yaşı
Gel baka dur ki şimdi ol dahi biter değil midir
Gerçi kaza durur onun aşkı bu deli gönüle
Yüreğime dokunan ok tîr-î kader değil midir?

Kadı Burhaneddin’i birçok şairden ayıran önemli bir özellik, edebi sanatlardan tevriye ve cinası çok fazla kullanması ve kelime oyunlarına sıkça başvurmasıdır. Şiirlerinde ayrıca, sevgilinin göz, yüz, bel, zülüf vb. bedeni vasıfları çok sık bir şekilde işlenir.

Nice ki ömrüm var benim, yüzün gibi yüz görmedim
Vallah ki yüzün göreli, özgelere yüz görmedim
Boyun gibi serv-i revan, gözün gibi nergis-i mest
Zülfün ile yüzün gibi gece vü gündüz görmedim                   
Varlığım ilini şaha şöyle cemalin aldı ki
Ayineye kılıp nazar ben beni sensiz görmedim
Bin kez dahi görür isem her dem seni doyumazam
Bunca zaman geçmişdürür henüz dahi yüz görmedim
Aşkın düşeli içime yandı cihan dahi yele
Derdim gibi bu dünyada sepişken uyuz görmedim
Senin gibi gözü Hatâ, saçı Habeş, özü Huten
Belin gibi bir bel, dahi yüzün gibi yüz görmedim

Aynı zamanda İslamî ilimlerde ve özellikle de fıkıh sahasında derinleşmiş olan Kadı Burhâneddin, dînî ve tasavvufî şiirleriyle de dikkati çeker. Bir münacaat olan aşağıdaki şiirinde, bu özelliğini açıkça görmek mümkündür.

Bilirsin ki günahım çok İlâhî
Ümidim senden ayrık yok İlâhî
Kader ohun kaza yayında çekdin
Ne oh kim atar isen oh İlâhî
Nefes kimse uramaz dileğinsiz
Nefes nefes onu saydı İlâhî

Diğer bir çok divan şairi gibi sevgilinin vefasızlığından, dünyanın geçiciliğinden sıkça şikayet eder. Fakat bu aslında bir yakınma da değildir. Şaire göre derdin devası yine derdin kendisindedir.
Cihanda hubları gördük,  vefası yok nidelim
Gönülü hasta kılar ol,   şifası yok nidelim
Gözün gönülü kılar, hasta cadılığıyla
Bu derde,  dertten özge,  devası yok nidelim

Bu yönüyle de Fuzûlî’nin:

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehr-i dermanındadır

ifadelerini akla getirir. Şiirlerinde Azeri lehçesini kullanan Kadı Burhâneddin;.

Cân çün yüzünü gördü yıldızı neylerem ben?
Dil çün saçını gördü gündüzü neylerem ben?
Hüsnün ne veçhe sığar göz seni görmeyicek?
Hüsnünü görmez ise bu gözü neylerem ben?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yaz Boz Tahtası IV / Alaeddin Özdenören
Şair Çağından Sorumlu / Özcan Ünlü
Tozkoparan / Şeref Akbaba
Umut İçinde Ağıt / Recep Garip
Azap Yolcuları Gidiyorlar;Dünyayı Bir Uçtan Bir Uc... / Nurettin Durman
Tümünü Göster