Sefer Der Vatan

170
Görüntüleme

O izbe sokaktan geçerken anımsadıklarımı bir ifade edebilsem. İçimdeki volkanları patlatsam ve dağılan parçalar şimşek parıltısı gibi yanıp yakılsa. Körfezi olsam sonra ; ağıtların, ninnilerin. Siz “yollar yürümekle aşınmaz” deyin ama yollar yürüyerek aşındırıyor çok şeyi.Yüz hatları buruşmuş, sırtı kamburlaşmış ve değneğine yaslanmaktan başka çaresi kalmamış yol yorgunları, bakarken serinletir sokakları, caddeleri. Yılları ve yolları okuyan bakışlar öylesine keskin, öylesine anlamlıdır ki, yaşanmış ne varsa oraya götüren ve giderken dağarcığı çalkalayan mekanlar olarak algılar yolları.
Matemi ve sevinci tüketen yol ayrımları olsa da patikasından arnavut kaldırımına kadar taşıyanı yollar olmuştur hep.Onun için şarkılar susmamış, türküler bölük bölük olmuştur.”Yollar söyler söyler ” derken de, “uzun ince bir yoldayım” diye iç aleme göndermeler yapılırken de yolluk hep aynıdır. İşin aslı da budur ya, yolluk tükenir ama, yol yürüyenini tüketir. O tükenmezlik sızısı da tekerrür eder durur.
Yoluna kurban olur Anadolu kadını, erkeği.O iç serzenişlere, burkulmalara gönül aynasından bakınca bu kurban oluşun yola kattığı ne anlamlar, ne yücelikler var. Fedakarlık rakımı yükseldikçe yoluna çiçekler sermek , kurban olmanın yanında ne kadar hafif… Kurban olduğu yol, yılların aşındırdığı ya da her pabucun çamuruna bulaştığı yol değildir. Ayaklarına diken batsın, eziyet görsün diye “gaye-insan, ufuk peygamberin “işaret ettiği yoldur. Burada yolculuk ne güzeldir. Bu yolun kıvrımlarında da olsa yürümek ne güzeldir. Hani eskiler”sefer der vatan “demişler. Bir manevi oluşum yolculuğu ve insanı kendi arzu ve isteklerinden arındırıp, hakikat yoluna raptetme girişimi. “Yollar ki Allah’a çıkar bendedir “diyen şair, güzergahı belirlerken, kendi med ve cezirlerinin havai fişeklerle dövülemeyeceğini bilir, sendelemeleri bırakır ve hakikat yolunun bendesi olur.

Asırlık çınar ağaçlarının etrafını süslediği sokak yada caddelerden geçerken, ya da dağ başlarında ayak izlerinin çökerttiği patika yollara tırmanırken, kaç ayak izinin serüveni, hatırası var diye geçiririz hep içimizden. Sonra sokakları ve caddeleri daraltanlara alın yazılarının bunlardan farklı olmadığını hatırlatırız da; nisyan  ile malülinsan anlamaz bunları.Yollarını daralttıkları insanların iç alemlerini de daralttıklarını  görmez ve hesaba katmazlar. Oysa şehrin süsü, yol kenarlarındaki ağaçlar ve hatırası o yollarda eskimiş ayakkabılardır. Bir eski, yırtılmış ayakkabıyı konuşturma şansımız olsa da ona yolları sorsak, yolcusunu sorsak.
Yollar bazen çekilmezdir.Uzun yol müdavimleri yolları sevmezler. Gecenin koynunda saklanan bir yılan gibidir adeta yol; uzar, uzar… Tüm bıkkınlıkların ve sıkılganlıkların müsebbibidir adeta. Gurbet yolu bekleyen anne gibi, menzile ulaşma beklenir.Menzil ırağında olsa bile yolcunun, yüreğindedir.Sabırsızlık demlense de, biter yollar. Sabır acı değirmeninin şartelidir. Bu şarteli indirmek de kolay olmamaktadır. Kıvrımlar, tümsekler, uzaklıklar bir noktada düğümlenir.
Sonu olmayan ne var ki alemde? Sonsuzluk kayda alınmıştır zaten.Kayıt düşülür ve işaret taşları vuslatın müjdesini verir.Yollar aşınmadan, yolcularını uğurlamaya devam ederler.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sefer Der Vatan / Şeref Akbaba
Yaz Boz Tahtası III / Alaeddin Özdenören
Mor Işıklar / Recep Garip
Savaş Hazırlıkları / Mehmet Aycı
Sondan Baş Çıkar, Baş Sona Kalır / Nihat Dağlı
Tümünü Göster