Çocuk Bilgesi Bir Şair, Gökhan Akçiçek

Edebiyatımızda çocuk şiirleri bugünkü anlamıyla Tanzimat’la birlikte başlar. O günden bugüne pek çok şairimiz çocuklar için de şiirler yazmışlardır. La Fontaine çevirileriyle başlayan bu gelenek, fabl türünün bir gereği olarak çocuğa bilgi ve öğüt vermeyi amaçlayan bir özellik içerisinde bugüne kadar geldi. Bu tarzda yazan şairlere göre çocuk; eğitilebilir, öğretilebilir bir varlıktı. Dolayısıyla şiir yoluyla ona bilgi ve öğüt vermek söz konusu olabilirdi.
Bu alanda diğer bir eğilim ise, şairlerin çocukluk günlerine duydukları özlemleri dile getirme şeklinde gerçekleşti. Pek çok şair, şiirlerinde çocukluk günlerinin o masalımsı havasına şiirlerinde yer verdiler. Şüphesiz bu özellikteki ürünlerin belli bir şiirsel değeri elbette vardı ve çoğu beğeniyle okunan ürünlerdi ama çocukluk günlerinden bahsetmek; çocuklar için yazmak yahut çocuk şiiri yazmak anlamına gelmiyordu.
Bir de içinde çocuk, çocukluk, oyuncak, anne, baba geçtiği ve çocuğu edilgen bir tarzda ele alan ve çocuğu yaşadığı veya yaşayacağı dünya ve hayat gerçeklerinden kopuk olarak ele alan şiir örnekleri vardı. Ama bu tarzda yazmak da bu metinleri her zaman için çocuklara  hitap eden eserler yapmaya yetmiyordu.
Çocuk şiiri yazmak yahut çocuklar için yazmak, her şeyden önce çocukları yakından tanımak, anlamak ve sevmekten geçer. Buna bir de çocukça bir duyarlılığa sahip olmayı eklemek gerekir sanırım. Böyle yapanlar çocuğu kendi duygu, düşünce, hayal, özlem vs. dünyası içerisinde ele alan şairlerdir. Ne var ki, böyle yazabilen şairlerimizin sayısı oldukça azdır. Zira, güç bir iştir bu. Ne de olsa şair, bir yetişkindir. Yaşadığı dünya büyüklerin dünyasıdır. O dünyadan geriye dönerek kendi çocukluk imkanlarını da kullanarak bugünün çocuklarına seslenebilmek sadece şairlik kabiliyetiyle olacak iş değildir. Az önce belirttiğimiz özelliklere de sahip olmayı gerekli kılar.
Bu anlamda yakın dönem edebiyatımızda kimi isimlerden söz etmek mümkündür. Fakat bu kapsamdaki bir değerlendirme şimdilik bu yazının konusu değildir. Biz, bu yazımızda bu şairlerin en başarılılarından biri hakkında görüşlerimizi belirtmekteyiz. Bu başarılı isim, Gökhan Akçiçek’tir. Akçiçek’in ilk şiir kitabı Bulutlar Örtmese Güneşi 1992 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayımlandı. Bu kitabı 1996’da yine Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayımlanan Bülbül Deresi Şiirleri izledi. Şairin son kitabı olan Çocuklara Ölüm Yakışmaz da yine bir devlet kurumu olan Kültür Bakanlığı’nca 2000 yılında yayımlandı.
Gökhan Akçiçek, bu üç kitabı da konu, muhteva, dil ve üslup olarak benzer özellikler taşıyor. Şiirlerin her biri geniş bir çocuk ve çocukluk destanının birer parçası durumunda. Anlaşılan odur ki şair, şiirini çocuklara adıyor ve bundan sonraki kitaplarının da aynı çizgide olacağı hissini veriyor.
Akçiçek’in şiirleri için söylenmesi gereken ilk husus, bunların estetik noktasında bir problem taşımamalarıdır. Akçiçek, her şeyden önce şiir yazıyor. Yani tema salt çocuk kavramıyla sınırlı gibi gözükse de bunlar her şeyden önce birer şiir metni. Onu farklı kılan özellik ise, şairin çocuk kavramında ısrarlı olması ve şiirlerini çocuk duyarlılığı ve dili içinde oluşturmasıdır. Dolayısıyla onu, çocuklara bilgi ve öğüt vermek için yazan ve estetiği ihmal eden kimi şairlerden tamamen ayrı bir düzlemde ele almak gerekiyor.
Gökhan Akçiçek de dikkat çeken bir diğer önemli husus, üzerinde kafa yorduğu ve sonunda şiirini oluşturduğu çocuk kavramına içeriden bir bakış getirmesidir. Şair, sanki o çocuklardan birisidir. Onlarla aynı dili konuşmakta, aynı hayat ve kader şartlarını yaşamaktadır. Ama sonuçta yazdığı metinler, adı her ne kadar çocuk şiiri de olsa tıpkı Cahit Zarifoğlu’nunkiler gibi büyüklere de hitap ediyor. Yani insana hitap ediyor. Şair, bu bilinçle örüyor şiirini…Böylece yetişkinle çocuk arasında ortak bir anlam alanı meydana getiriyor. Bu yüzden Akçiçek’i salt çocuk şiirleri yazan bir şair olarak görmek eksik bir bakış açısının ürünü olur. O, evrensel bir damarı çocukta ve çocuklukta yaşayarak hem büyüklerin hem de çocukların duyarlılık dünyasını ortaya koyan şiirler yazan bir şair  olarak  görülmelidir.
Yaşadığı çağın bilincinde olan bir şair Akçiçek… Bu bilinci taşıyan her insan gibi o da önce acıları görüyor ve onlara muhatap oluyor. Aslında en çok acı ve sıkıntı çekenler de çocuklar değil midir? Onların ölümüyle, hastalığıyla biz yetişkinler bir geleceği kaybediyoruz. Düşlerimizi yok ediyoruz, insani yanlarımız yara alıyor hatta ölüyor. Zaten şair de acılarını ağlamaktan ve hüzünlü bakıştan başka bir şekilde ifade edemeyen çocukların, acılarına tercümanlık görevi yüklüyor şiirine. İşte bu zor noktada onlar adına konuşuyor Akçiçek ve onların acılarını dillendiriyor. “Ben çocuk acılarının paylaşılarak azalacağı inancıyla yazıyorum.”derken bu tutumunu kendisi de ifade etmiş olmaktadır.
Akçiçek, kendi ifadesiyle “çocuk acılarını tarihe bir kayıt olarak düşerken” evrensel bir dünyayı getiriyor önümüze. Onun şiirinin kahramanları bütün dünya çocukları… Çocuklar, yaşadıkları coğrafya, iklim, kültür şartları ne olursa olsun çocuk olarak hayalleriyle, özlemleriyle, dünyaya bakış tarzlarıyla özellikle ele açılarıyla giriyorlar onun şiirine.Türkiye’den Bosna’ya, Somali’den Filistin’e, Halepçe’den Çeçenistan’a kadar bütün acı çeken coğrafyaların çocuklarıyla yüzleşiyoruz Akçiçek’in şiirlerini okurken. Çocuk acılarının en önemli sebebi şüphesiz savaşlar…Ayrıca yoksulluk, hastalık ve sakatlık. Hepsi de çocuğun dünyasını karartan gerçekler.İşte bütün bunlarla yüzleşerek çocuk acılarını insani bir anlama çizgisinde düşünmeye çağırıyor şair bizleri.
Akçiçek’in şiirlerinde bir başka önemli gördüğüm husus da zengin bir tabiat coğrafyası:Ağaçlar, çiçekler, ay dede, güneş, yıldızlar, kırlangıçlar… Bu zengin atmosfer içerisinde çocuğun hayal, özlem dünyasına da bir kapı açılarak bir başka insani damarla karşı karşıya geliyoruz. Böylece insan, tabiat ve hayat gerçeği aynı tablo içerisinde ele alınarak gerçek ve hayal, acı ve sevinç birlikte daha kolayca ve olması gerektiği gibi okura kavratılmış olunuyor.
Şairi, bu tarz şiirler yazarken yapmacıklıktan ve kurgusal olmaktan uzaklaştırarak tabii olana çeken bir özellikte onun kendi çocukluk ikliminin renklerini hâlâ koruyor olmasıdır. Zamanla solgun fotoğraflara dönüşmüş olsalar bile Akçiçek’in çocukluk günleri onun şiirlerini sağlam bir zemine yaslamış olmaktadır. Yani onda çocukluk hâlâ devam eden bir süreç…Bu da onun çocuklar için yazarken sanırım işini kolaylaştıran bir etken.
Öte yandan güncele de açık bir şiir Akçiçek’in şiiri… Çoğu şiirinin hikayesi somut bir olaya dayalı. Çocuklarla ilgili olarak tanık olduğu bir olay yahut bir gazete haberi, şairi onu hemen şiirleştirmeye ve o acıyı insanlık gündemine taşımaya zorlamaktadır.
Bütün bu değerlendirmelere şairin dil tutumunu da eklemek gerekir. Zira, konu edindiği çocukların yapısal özelliklerine uygun olarak yalın bir dil kullanıyor şair. Kullanılan benzetmelerde anlaşılır nitelikte ama sıradan değil. Şiirsellik, bu  noktada  da  şairin  ihmal  etmediği  bir husus…
Bugüne kadar yayımladığı üç kitabıyla sadece çocuklar için yazmayı sürdüreceği anlaşılan Gökhan Akçiçek’in gerek bu çizgideki ısrarlı tutumu gerekse şiirlerinin biçim ve muhteva özellikleriyle edebiyatımıza kattığı zenginlik zamanla daha geniş değerlendirmelerin konusu olacaktır. Biz, bu yazıyla Gökhan Akçiçek ismine ve onun çocuk edebiyatımıza daha şimdiden yaptığı önemli katkıya bir nebze de olsa dikkat çekmek istedik.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sefer Der Vatan / Şeref Akbaba
Yaz Boz Tahtası III / Alaeddin Özdenören
Mor Işıklar / Recep Garip
Savaş Hazırlıkları / Mehmet Aycı
Sondan Baş Çıkar, Baş Sona Kalır / Nihat Dağlı
Tümünü Göster