Omzumuzdaki Heybe

252
Görüntüleme

Hayra dair, Hakka dair, insana dair… Çocuklara, çiçeklere, mevsimlere ve tüm zamanlara dair… Hesaba, kitaba, dirilişe, hayra ve şerre dair… Velhasıl bana, sana ve hepimize dair… Sözümüzle, özümüzle, yazımızla ve tüm eylemlerimizle çelişmeden, çekişmeden ve çatışmadan bir iz bırakmak…
Mutlak hakikati şuurlarımıza mecz edici bir anlayışla, aşkla ve umutla. Fethi Gemuhluoğlu’nun ifadesiyle “evveli-ahiri, batını-zahiri selamlarım “demek.

Her şeye ilk kez başlıyor gibi başlamalı insan. İlk kez yapıyor gibi, ilk kez tadıyor gibi, ilk kez gülüyor gibi ve ilk kez seviyor gibi. Adeta her gün yeniden doğar gibi. Yüzyıllar öncesinden diriltici nefesiyle Yunus Emre şöyle seslenir:
“Her gün yeniden doğarız”
Bizden kim usanası. Eğer iç sesimizi duyabiliyor isek dışımızdaki dünyayı şekillendirmemiz her zaman mümkün gözükmektedir. O zaman öze dönüşün, özdeki heyecanın yankısı suretimizde belirginleşir. Suretler insanların aynalarıdır bir bakıma. Birbirimizi gördüğümüz aynalar değil miyiz? İç yankının duyulması, hissedilmesi suretlerin birbirlerini yaklaştırmasıyla ya da uzaklaştırmasıyla da gerçekleşebilir. Gönül sesimize kulak vermeliyiz. Her bir ferdin çekiciliği veya iticiliği, ilahi muştuyla arasındaki mesafe kadardır. Merkezden kopuşun öykülerini bir yerlere yüklemektense, kendimizle yüreğimiz arasındaki, merkezle muştu arasındaki kopukluğu, kirlenmeyi ortadan kaldırabiliriz. Gündeme düşen krizler her ne kadar ekonomik kaynaklı olarak gösterilirse gösterilsin tamamı böyle değildir. Çoğunluğu bireyin kendisini ihmalindendir. O halde kişi önce kendine dönecektir. Fertlerin kendilerine dönüşüyle toplumsal dönüşümü sağlamak mümkün olabilir. Yani fert, kalbine, kitaba, sohbete,  düşünmeye,  tefekküre dönmeli ilkin.  Sonra cemiyete ve topluma…
Her yeni günde yenilikleri taşıyarak, yeni kavrayışlarla, yeni anlayışlarla, durmaksızın gelişerek, değişerek kendisini yineleyerek sürüyor hayat. Sonsuz bir aşkın süreğiyse insan, varoluş sırrını araştırıcı ve o sırlar doğrultusunda tavır belirleyicidir. Tavır alışın insana kazandırdıkları; yenilenme, kendini aşma, iki gününü eşit tutmama… Melekeleri gelişmiş. iç dinamikleri denetimli, coşkun ırmaklar gibi hayata bağlı ve üretken fertler olmak mecburiyetindeyiz. Bununla birlikte ölümü her an iç cebinde taşıdığının bilinciyle hazırlıklı ve donanımlı bulunmalı, “hayatın bir oyundan ibaret olmadığının” idrakinde ve gayretinde, kendisini ve çevresini tanzim edici bir fert olma azmi içerisinde bulunulmalıdır. Bu nedenle hamdin ve şükrün usule uygun şekliyle hayatımızda sürekli bulunma mecburiyeti vardır. Selamın kuşatılıcılığı içerisinde sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, muhabbeti, tanışmayı, bilişmeyi, kuşanmayı, kuşatmayı, sarmayı ve sarılmayı sağlayıcı bir berraklık, bir aklık düşüncesiyle bizatihi hayatın kendisi olmayız. Rahmetin ulaşmasına susayan bir anlayışla yola devam etmeliyiz.
Bütün bunlar bize, yeni fırsatları, yeni kavrayışları, bakışları, anlayışları ve ne kadar yeni varsa hepsini bir altın tepsi içerisinde hayatın insana sunduğuna tanık oluruz. Geliniz yüreklerimizi birbirimizde eritmeyi deneyelim.  Yüreklerimizi birleştirelim.
İnsan yaratılışı gereğidir ki fıtri olanı alıyor bu altın tepsiden. Yani hayatın bizatihi kendisinden alıyor. Kendi iç duyuşlarıyla belirliyor bu fıtri olanı. Yani insani olanı, yani gerçek olanı, yani hakikati. Bireyin bu tercihi iç sezgisinin lisanıyla daha da bir belirginleşiyor. Asıl olan bu iç konuşmanın, iç duyuşun birincil mi yoksa ikincil sesinin mi ağır bastığıdır, tercihi kullandığıdır.
Yüreğe düşen bu iç mırıltı, iç konuşma ya da iç duyuş kendi içerisinde hisle aklın arasında tercihini kullanır. Hepimiz kullanırız. Bütün mesele ilk duyuşu mu ikinci duyuşu mu seçtiğimizdir. Eğer birinciyi seçmiş isek, tercihimizdeki istikametimiz doğrudur. Fıtri olan seçilmiştir. Bu tercih meleğin muştuladığı tercihtir. Bu tercihi her an ve zamanda kullanabilmek hayati önem arz eder. Eğer ikincisini seçmiş isek -ki genelde çoğunluğun tercihi budur- bu tercih nefsin tercihidir ki, bunda şeytanın yönlendirmesinin, müdahalesinin izleri hep görülecektir. Burada cemiyet hayatındaki bocalamalar, terslikler, yanlışlıklar, bireyin ve toplumun kaybedişleri gizlidir. Genel meyil nefsin hazırladığı, sunduğu meyillerdir. Bir güzelliği yakalamanın, yaşamanın, aşkın olana tutunmanın caydırıldığı tercihtir ki, nefisler hep bunu istemektedir.
Hayat devam ediyor. Yaşadıklarımız gerçek hayat için hazırlıklardır. Hiç kimse bir başkasının hayatını yaşamıyor. Herkes, kendi yerine kendi gerçek hayatı için çabalayıp duruyor. Her birimiz çeyiz sandıklarını hazırlamakla meşgul. Hepimizin azığı heybesinde gizli duruyor. Geliniz birbirimize uzatalım ellerimizi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Omzumuzdaki Heybe / Ay Vakti
Yorulmaklar / Nurettin Durman
Ben Böyle İhanet Görmedim / Arif Dülger
Şeref Akbaba İle Söyleşi / Recep Garip
Nereye Gidiyorum Böyle / İlyas Altuner
Tümünü Göster