Şeref Akbaba İle Söyleşi

177
Görüntüleme

Ay Vakti 24. sayıya ulaştı. Buradan hareketle seçkinin yarınını konuşalım. Ben kendi payıma az olandan ve sürekli olandan yana olduğumu söylemiştim. Sen yürüyüşe devam diyorsun her zaman. Farklı şeyler değil sanırım.

Elbette farklı değil. Ay Vakti zor zamanda yayın hayatına başladı ve sürdürüyor yayınını. Edindiği bir takım ilkeler vardı ve bu ilkelere sadık kalmaya çalıştı. İstikrar önemliydi. Verilen sözlerin yerine getirilmesi gerekirdi. Bilerek bu meyanda hata yaptığımızı sanmıyorum. Bilmeyerek ya da sehven sadır olan şeylerden de sorumlu olmadığımızı düşünüyorum. Sıkıntı şurada, sizin ne dediğiniz önemli değil. Muhatabınızın ne anladığı önemli. Fildişi kulede falan oturuyor değiliz. Yere bağdaş kurmuşuz ve bir sofra açmışız. Bu sofranın etrafındakiler Ay Vakti’nin mensupları. Okuyanı, yazanı, her türlü katkıda bulunanı. Bunun için tanıtım ve eleştirileri ka’le alıyoruz. Öyle sulu göz, ağzı süt kokan eleştirileri de umursamıyoruz. Kendi himmete muhtaç olanların başkalarına himmet etmeye hakkı yoktur. Dünya ve Türkiye’nin her yerinden çalışmalar bize ulaşıyor. Biz bu çalışmaları arkadaşlara, size ulaştırıyoruz. Değerlendiriliyor ve seçtiklerimizi yayınlıyoruz. Zor olanı da bu tabi ki. Bu zorluğu hep beraber yaşıyoruz. Altı sahife olmamıza rağmen, hemen her sayı yeni iki üç isime sahifelerimizde yer ayırdık. Bunlar elbette teşvik amaçlıydı. Onlardan birçoğu bunu anladı ve süreklilik için okumanın, kendilerini kontrolün gereğine inandılar. Yeni yeni isimler ve yetenekler. Onların Ay Vakti sahifelerinde yeşermesini ve büyümesini hangimiz istemeyiz? Arzu ettiğimiz, idealimiz olan, gergef gibi dokumak. Satır satır okuru ve yazarı kültür hazinesine taşımak. Bunu başardığımız zaman elbette mutlu oluruz.

Bir nevi öğretmenlik mi bu?

Hayır. Kısmi olarak. Öğreticilik bir tarafı, yetenek ve azim ve direnmek de diğer yanı. Kültür sanat ve edebiyatla iştigal edenler işlerinin zor olduğunu bilirler. Zora talip olmuşsunuz. Oturduğunuz şehirde bir dikili taş varsa, bir eser varsa, tarihi bir şahsiyet varsa onlara gıpta etmemek mümkün mü.?Belki kendi zamanlarının alay edilen, hor görülen, boşa kürek çektiğine inanılan insanlarıdır onlar.Peki kalıcı olan ne?Bu kubbede hoş bir sedaysa, sizde de bu yetenek varsa cırmalamak zorundasınız. Yoksa zorlamaya gerek yok, farklı alanda çalışmalısınız. Herkes her şeyi yapmaya mecbur değildir. Ama alaycı bakışlar da sizleri yolunuzdan döndürmemelidir. Şikayet ettiğimiz konular arasında zaman ve imkansızlık vardır hep. Nice yetenekler vardır ki, bu bahanenin kurbanı olmuşlardır. Oysa biz, şikayet ettiğimiz kaynaklardan besleniyoruz asıl. Öyle güllük gülistanlık içinde orijinal eserlerde verilmiyor ki. Birilerinden beklemek yerine, mevcut koşulları değerlendirmek, mevcut imkanlarla üretmek gerekiyor. Yakın arkadaşlarım vardı, her biri çağa hitap edecek eserler verecek kabiliyetteydiler. İşleri ve seçtikleri yaşam biçimi gereği uzak durdular. Keşke onlar direnebilseydi. Yanılmış olabilirim ama onlar sınır ötesine taşacak eserler verebilirlerdi. Kendi işimizi önemsediğimiz gibi başkalarının çalıştığı alanları da önemsiyoruz. Faydadan hali olmayan her şey güzeldir. ‘

Peki, koşulların, onları bu mecraya iten çevrenin hiç mi suçu yok?

Yok. Onun acısını biz de çektik. Kontrolü kaybetmek yok. Ali Haydar Haksal bir zamanlar beni uyarmıştı. On yıl kadar önce, sohbet ederken, öğretmenliğin, okuma yazmanın, akademisyenliğin dışında farklı uğraşılardan bahsetmiştim. Seninki kaçmak, yok olmak, alanı daraltmak demişti. Kendi kulvarımıza geçmek hayli zaman aldı. Elbette güzel şeyler yaptık ama onları yapacak çok insan vardı ve Ali Abi’nin telkini de o yöndeydi. Toplum hayatında şöyle bir gerçeklik var. İnsanlar kendi uğraşı alanını muteber sayıyorlar ve sizin yeteneğiniz, çalışma alanınız ne olursa olsun onu önemsemiyorlar. Elinizi verdiniz mi kolunuzu kurtaramıyorsunuz. Siz kendinize sahip çıkacaksınız. Sizi sizden daha iyi tanıyan yoktur. Reddetmeyi, zamanınızı kendinize göre ayarlamayı bileceksiniz. Pişmanlık kendi ayarını yapamayanların başvurduğu kılavuzdur çoğu kez. Sanat, zanaat gibi alanları seçmişseniz işiniz daha da zor. Bırakın insanlar yöneldikleri alanlarda başardı olsunlar, çalışmalar yapsınlar. Ama ben diye hemen ortaya çıkmasınlar. Ziya Paşa diyor ya “tiz reftar olanın payine damen dolaşır” diye.

Ay Vakti, sanat, zanaat dedik. Akademisyenlik… Siz de İletişim doktorusunuz. Özelde çalışmalarınız sürüyor mu?

Ben sorulduğu için bu yöndeki sorulara cevap verdim.Elbette, bu ülkede siyasetten tutun, sosyal hayatın her alanında insanlar yeteneklerine göre,kapasitelerine göre bir çaba içerisindedirler.Sadece yetenekleri yok etmeyelim, başka kulvarlara çekip tüketmeyelim dedim. Akademisyenlere önem veririm.Bir seminer, bir tebliğ, bir forum, bir konferansın geri planını, yıllara varan çalışmanın ürünü olduğunu bildiğim için dinlemek ve notlar almak istemişimdir her zaman.Keşke üniversitelerdeki tezler ortak kullanım alanına girebilse.Bu yönde çalışmalar yapılıyor sanıyorum, onlarla bilgi dağarcığı daha bir zenginleşecektir.Kendi çalışmalarım elbette sürüyor. Dr. Şeref Akbaba hırpalanmakla küçülmez. Akademisyenliğimi önemsiyorum. Altın çamura düşmekle kıymetinden bir şey kaybetmez. Ama bu ülkenin kaderi bu. Liyakat ve ehliyet yetmiyor. Madrabaz kimlik her zaman ön plana çıkıyor. Sonra da başarısızlıkların istatistiği tutuluyor. Her ne olursa olsun, insanı yücelten kişilik kaybına uğramadan yoluna devam etmesidir. Aydınlanma iç huzurun dışa vurumudur. Çamurda, çelpeşikte bile yürüseniz, feneriniz ortalığı aydınlatacaktır. Kendi yaşamıma bakıyorum, bazı şeyler hayatımda geç tecelli etmiş. Sanki bir kader çizgisi. Evet, dergi, kitap çalışmaları, akademik çalışmalar. Toparlamaya çalışıyorum, inşallah yakın gelecekte bu yönde eserlerimiz yayımlanacaktır. Ümitsizlik yok, hayali laflar üretmekte. Gerçek olan bir şey var ki, iki kapak arasına girmeyen, olacak mantığıyla avunduğumuz şeyler yok kabilindendir. Olana bakalım. Doktora tezimi yayına hazırlıyorum. Denemeler ve yayınlanmayan şiirlerin yeniden kitaplaşması var sırada.

Ay Vakti yenilenme sürecinde. Bunu hep kendi aramızda konuşuyoruz. Sanırım okurlar da merak edeceklerdir.Yeni dönemde, 24. sayı sonrası 24 sahife çıkmayı planladık. Öncelikle, mevcut şeklini 24 sayı korumaya çalıştık, eleştirilmemize rağmen. Çıkabilecek miyiz? 

İnsanlar ümit ettikçe yaşarlar.Bunlar varsayım değil bir plan ve program. Okura ve bizimle iki yıldır yazışan arkadaşlara sorduk. Sormanıza ne gerek var, bildiğinizi okuyun diyen bilgeler çıkacaktır(!).Hayır, onları önemsediğimiz için, yakın çevremize ilettik meramımızı. Bize şimdiye kadar ulaşan mail, mektup ve mesajlarda, bu tarzı koruyun ve biz Ay Vakti’ni bu haliyle seviyoruz diyorlar. Dergi tecrübesi olan arkadaşlar, farklı yaklaşıyor. Artan posta ücretleri ve diğer masraflar. Onlara da hak vermiyor değiliz. Aman ha, size vaadde bulunanlara fazlaca kanmayın diyorlar.Dostlarımız sağ olsun, biz de bu konuda tecrübe sahibiyiz.Sözünün eri az insan var.Güvensizlik adına bu toplumda her şey yapılıyor.Ama güven, sözünde durmamak…Nifak alameti sayılırmış, kişiliği yok edermiş, bunlar çokta umurunda değil bu karakterlerin.Tabi burada önemli olan bizim aynı hataları yapmamamızdır.Bu hususta biz de elimizden geldiğince temkinli olmaya çalışıyoruz. Endülüs Ajans ve Akademi Ajans’a teşekkürü bir borç ve vecibe addediyorum..Yeni dönemde elbette arzu ettiğimiz ve ilan ettiğimiz şekilde çıkma arzusundayız.Hazırlıklar o yönde. “Görelim Mevla neyler/ neylerse güzel eyler”.

Bekleyelim. Hayırlı olur inşallah

İnşallah. Bizimki temenni, gayret, çalışma, herkes bir tarafından tutacak ve yürüyeceğiz. Cemil Meriç’in hoş ifadesiyle “Hür tefekkürün kalesi”  olmaya çalışacağız.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Omzumuzdaki Heybe / Ay Vakti
Yorulmaklar / Nurettin Durman
Ben Böyle İhanet Görmedim / Arif Dülger
Şeref Akbaba İle Söyleşi / Recep Garip
Nereye Gidiyorum Böyle / İlyas Altuner
Tümünü Göster