Melami Bir Şair, Haşimi Emir Osman

532
Görüntüleme

Bayramiye tarikatının bir kolu olan Melamiye, Dede Ömer Sikkînî ile Akşemseddin arasında meydana gelen ihtilaf sonucu oluşan bir tarikattır. Hacı Bayram’ın müritleri olan bu iki zattan Akşemseddin, şeyhlerinin vefatından sonra, Dede Ömer’i ümmilikle itham eder. “Azizin tâc, hırka ve seccadesi bizdedir” demesi üzerine, Dede Ömer bir yere odun yığdırarak bu odunları yaktırır. Akşemseddin’e, “Azizimin tac ve hırkası ile teşbih ve seccadesi bu fakirinizde de vardır. Eğer zevk ve halet, tac ve abada ise, vücudumuz ateş olsun; tac ve aba yanmasın. Aşk ve muhabbet hali bizde ise, tac ve aba yansın, vücudumuza bir zarar gelmesin. Bismillah” diyerek ateşe girer. Üzerindeki tac, aba, seccade ve asa yanıp kül olur. Dede Ömer’in bu olaydan sonra bir daha tac ve hırka giymemesi nedeniyle Melâmilikte tac ve hırka giyilmez. Bu hadise sonrasında Bayramiye tarikatı ikiye bölünerek, biri Melâmiye-i Bayramiye, diğeri Şemsiye-i Bayramiye adını almıştır. Melâmîlik, Bosnalı Şeyh Hamza Bâlî’nin 1562 yılında idam edilmesinden sonra Hamzaviyye adıyla anılır olmuştur. Bu idamdan sonra melâmîler üzerinde baskılar artmış ve bu nedenle melâmî meşrep bir çok kimse kendisini gizlemek lüzumunu hissetmiştir.

Kısaca değindiğimiz bu tarikata bağlı güçlü şairlerden biri Hâşimî’dir. 1513 yılında Sivas’ta doğan Hâşimî’nin asıl adı Osman’dır. Hz. Ali soyundan geldiği için Seyyid ve Emir lakabını kullanmış yine aynı sebepten dolayı şiirlerini Hâşimî mahlasıyla yazmıştır. Saçlarını uzattığından dolayı Saçlı Emir olarak da anılır. Öğrenim için önce Amasya’ya oradan da İstanbul’a giden Emir Osman, Sahn-ı Seman Medresesi’nde okurken tasavvufa meyleder ve tahsilini yarıda bırakarak, dönemin birçok meşayıhına hizmette bulunur. Gördüğü bir rüya üzerine Vize’ye giderek, Şeyh Ali Alâeddin’e intisap eder. Hem şeyhin hem de halifesi Gazanfer Efendi’nin sohbetlerinde bulunur ve seyr ü sülûkunu tamamlar. Gazanfer Efendi’nin kızıyla evlenen Emir Osman, daha sonra Amasya’ya giderek tarikat hizmetinde bulunur. Gazanfer Efendi’nin vefatı üzerine İstanbul’a döner. Bir müddet Nureddinzâde Dergâhı’nda bulunduktan sonra, Nureddinzâde tarafından kendisine Halvetî tacı giydirilir. Bu intisabın zahiren olduğu hakkında şöyle bir hikayecik anlatılmaktadır: 1575 yılında İstanbul’un çeşitli kahvelerinde kulaktan kulağa bir şiir dolaşmaktadır.

Gizli gencin lü’lü-i lâlâsıyım
Şöhre-i aşkım cihan kal’asıyım

Küntü kenz’in remzinin Mevlâ’sıyım
Zât-ı bahtın ‘alleme’l-esmâ’sıyım

Mescid-i aşkın imâmı olmuşum
Deyr-i aşkın hem çelîpâ pasıyım

Ben ne dersem Hak onu işler hemân
Şöyle benzer, ben onun ağasıyım

Bu şiir o kadar yayılır ki, İstanbul günlerce bu şiirle çalkalanır. Bunun üzerine Sünbülî şeyhi Koca Mustafa Paşalı Yusuf Sinan Efendi bu şiir ve şairi aleyhinde beddua ve lanetlerle dolu Tadlîlü’d-Tedvîl isimli bir risale kaleme alır. Bunun üzerine Hâşimî, başını kurtarmak için Nureddinzâde’ye intisap etmiştir.
Şeyhinin işaretiyle Kasımpaşa Kulaksız’da bir dergâh inşa edip şeyhliğe başlar. Bu görevini devam ettirirken 18 Temmuz 1595 tarihinde vefat eder ve dergaha bitişik olan türbeye defnedilir.
İçerisinde Üsküdarlı Haşim Baba ve Sarban Ahmed’e ait şiirlerin de bulunduğu Divançe’si, torunlarından Şeyh Mehmet Süreyya tarafından 1911 yılında neşredildi. Manzum Tarikatnâme adlı bir eseri ile Tefsîr-i Sûre-i İsrâ isimli küçük bir risalesi vardır. Mektuplarından oluşan bir de Münşeat’ı olduğu söylenmesine rağmen bulunamamıştır. Muhtâri ve Emîrî mahlaslarını kullanan şairin iki oğlu olduğu bilinmektedir.

Şiirlerinde sade bir dil, akıcı bir üslup ve sufıyâne bir lirizm hâkimdir.

Merd isen meydân-ı aşkda can verip cânânı gör
Benliği elden bırak gel küfrü ko îmânı gör

Âşık isen başını top eyle gel meydana gir
Terk edip cân u cihanı nâr-ı aşka yanı gör

İfadelerinden de anlaşılacağı üzere, Nesimî gibi Mansur yolunda yürüyen bir şairdir.Nesimî’ye benzer ifadeler,  gazellerinde oldukça fazladır.

Olduk fenâ-ender-fenâ sanman bizi vâr ehliyiz
Meşhudumuz Hak’dır bizim vâsıl-ı dîdâr ehliyiz

Hak’dır bize veren sebak can gözünü aç sen de bak
Günden ayan dîdâr-ı Hak mahzen-i esrar ehliyiz

Hak varlığıdır varımız onunladır pazarımız
Oldur bizim erkânımız şimdi biz ol kâr ehliyiz

Pîr Ali Sultan pîrimiz Muhammed Ali serimiz
Nûr-ı Huda’dır nurumuz esrâr-ı envâr ehliyiz

Hâşimî’dir şâh-ı cihan gönlünde Hak olan mihmân
Bizimdir âyet-i Kur’ân biz asl-ı dîdâr ehliyiz

Yaşadığı dönemde hakkında birçok dedikodu çıkan ve dönemine damgasını vuran şairlerden biri olan Hâşimî, Hamzavîler üzerindeki baskıyı da çok önemsememektedir. Ona göre şahlıkla gedâlık arasında bir fark bulunmamaktadır. Asıl sevgiliye kavuşmak isteyen iki cihanı da terk etmeli ve sevgilisi uğruna kurban olmalıdır.

İçüben ma’nâ şarâbın mest ü hayran ol yürü
Döğünüp taşlarla dâim zâr u giryân ol yürü

Hiçe say sen bu cihanı kim değildir bir karâr
Tut gedâlık resmini var şâh sultân ol yürü

Görmek istersen cemâl-i yâri sende zâhidâ
Dû-cihânı terk edip de ona kurbân ol yürü

Her ne kim geldiyse yârdan sen onu eyle kabul
Kahr u lütfün bir bilip de bahr-ı umman ol yürü

Bir diğer gazelinde, ölmeden önce ölerek ölümsüzlüğe ulaşmanın ve ebedîlik mülküne şah olmanın yolunu da gösterir.

Cemâlin îdine canın verip kurban eden gelsin
Yakıp aşkında varlığın ciğer püryân eden gelsin

Dilerse ölmeden ölmek hayât-ı câvidân bulmak
Beka mülkünde şâh olmak başın galtan eden gelsin

Nesîmî’nin şiirlerini hatırlatan bir üslupla, her şeyden vazgeçerek başını ortaya koyan ve herkese meydan okuyan bir kimsenin ruh halini yansıtan bir gazeliyle yazımıza son verelim.

GAZEL
Bulmuşuz Yûsuf-ı Mısrı bu âyin-i erkân bizim
Cân u baş oynayı geldik şimdi orta meydân bizim

Baksan cümlemiz bir yüzüz kamuyu görür bir gözüz
Meydanda top cevlân biziz elimizde çevgân bizim

Bulmuşuz emn ile emân kalmadı şekk ile gümân
Her bir gerçeğin bir zaman bulmuş dilek devrân bizim

Talibe nefsin bildirir ölmüş canlan dirgürür
Vuslat-ı Hakk’a irgörür bu lütuf bu ihsan bizim

Hâşimî istersen yâri çıkar gönlünden ağyârı
Dertli olan gelsin beri dertlilere derman bizim

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Kışkırtma Nöbeti / Seyyid Ahmet Kaya
Sanat / Ay Vakti
Dolunay Zamanı II / Şeref Akbaba
Arif Dülger İle Söyleşi / Şeref Akbaba
Damla/ Billur / Sevim Zehra Can
Tümünü Göster