Aforizmalar

10112.

ama olmaz ki böyle,
düşmek sonsuzluktan
dünyaya
varmak için yine ona

10112.

Bir Brezilya klasiği “Şeker Portakalı”ndan bahsetmeden geçersem, içimdeki çocuğa haksızlık etmiş olurum. Zeze’nin yaşadığı evin bir benzeriydi çocukluğumun geçtiği ev ve benzer bir sokakta inşa edilmişti. Üstelik içinde bir portakal ağacı olan bahçesi vardı. 90’lı yıllarda karşılaştım ben Zeze ile ve Vasconcelos’un benim çocukluğumu yazdığını sandım. Yıllar geçtikçe de dünyanın pek çok yerinde benzer hayatlar yaşayan birbirinden habersiz insanların var olduğunu gördüm. Yazar, çocukluğun kaybedilmesiyle başlayan rasyonellikle birlikte yetişkinlikte hissedilen üzüntüyü vurgulamak ve bu üzüntüyü gidermenin yolunun sevgi ile yaratıcılıktan geçtiğini anlatmak için Şeker Portakalı’nı yazdığını söyledi. Ancak, gerçek şu ki yazarlar her neyi anlatmaya niyet etmiş olurlarsa olsunlar, okurların eserden toparladıkları çok başka olabiliyor. İşte bu otobiyografik romanda karşıma çıkan, benim de hayat senaryosunda rolümü alırken kendime edindiğim ilkelerden biri: “Hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına uğramıyorum.” (s.46)

10112.

“Cam Tavan” metaforundan minority/azınlık olmayanlar haberdar mıdır hiç bilmiyorum. Marilyn Loden, New York 1978 Kadınlar Fuarı’nda bir panelde konuşurken tarih yazacağını öngörememişti elbette. Hatta panelde bulunması gereken kişi o bile değildi. Çalıştığı şirkette, şirketin tek kadın başkan yardımcısının panele katılamaması nedeniyle iş Loden’in üzerine kalmıştı. “Ayna, Duvardaki Ayna” isimli panelde tartışma konusu, kadınların kendi imajlarının iş dünyasında onların ilerlemesine nasıl bir engel oluşturduğuna odaklanıyordu. Panel öncesinde Loden’in konu üzerine yaptığı araştırma, sorunun meslektaşlarının giydiklerinin ya da söylediklerinin ötesinde olduğunu göstermişti. İlerlemenin önünde insanların fark edemediği görünmez bir engel varmış gibi gelmişti ona. O gün, bu görünmez engele “cam tavan” adını verdi. Yıllar sonra Nancy Parsons, “Cam Tavanı İnşa Eden de Onu Kırma Gücüne Sahip Olan da Kadındır” adlı kitabında işte bu “cam tavan”ın var olmasının gerçek nedenlerini ortaya koydu: “Her kadının başarısı gerçekten kendisinin elinde.” (s.37)

10113.

Susanna Clarke’ın son kitabının fantastik bir roman olduğunu yazdı kitap eleştirmenleri. Bence değil. “Piranesi,” insanın aklında yarattığı dünyanın onun için ne kadar gerçek olabileceğini gösterdi bana. Kitabın hipnotik kalitesi, büyük ölçüde Clarke’ın gerçeküstü mekânı anlatışındaki görkemden geliyor. Yazar, İtalyan sanatçı ve mimar Giovanni Piranesi’nin “Hayali Hapishaneler” adlı gravür koleksiyonundan etkilenerek bu ismi kahramanına verdi. O gravürlere baktıkça hapishanelerin içinde gezinmek istiyordu. Çok karanlık ve belirsiz görünseler de ona çekici görünüyorlardı. Bu yüzden işte, kahramanını bu labirentin içinde kurguladı. Kitabın pek çok anlamlı cümlelerinden sadece bir tanesi: “Çok beğendiğin ve hayran olduğun insanlar bile dünyayı istemeyeceğin şekillerde görmeni sağlayabilir.”

10114.

Latince “funiculus” kelimesinden türemiş olan “funicular,” kısaca “ip” anlamına gelen “funis;” bizim dilimize “füniküler” olarak geçmiş. “Kabataş-Taksim Füniküler” 1875 yılında hizmete giren dünyanın en eski ikinci metrosu. Halk ona “Tünel” adını vermiş. İlk hizmete girdiğinde iki uzun ahşap vagondan oluşuyor. Vagonların birine yerleştirilen bir platformda hayvanlar da taşınıyor. Ne öyküler yaşanmış bu Tünel’de, bir Yakınçağ Osmanlı Tarihi Uzmanı olan Vahdettin Engin, “Tünel’den Füniküler’e” kitabında anlatıyor. İşte bir alıntı: “Bu zamanda biraz iktisatlı ol, fazla yağ tüketme.”

10115.

İran Azerisi Samed Behrengi, büyüklerin uyanması için küçüklere masallar yazdı. “Küçük Kara Balık” onlardan bir tanesi. Her okuduğumda Pixar’ın, “Kayıp Balık Nemo”yu bu kitaptan esinlenerek ortaya çıkardığını düşünmeden edemiyorum. 1939 yılında dünyaya gelen Behrengi, on sekiz yaşında öğretmen oldu. Köy köy dolaşarak öğretmenlik yaptı. Bu gezileri sırasında Azerbaycan ve İran halk edebiyatından pek çok derleme yaptı. Farsça yanında, Azeri Türkçesi’nin de öğretilmesi gerektiğini savundu. Ve sonra, daha yirmi dokuz yaşındayken Aras nehrinde boğulduğuna kimse inanmadı. Küçük Kara Balık’tan bir alıntı: “Gücüm yettiği yere kadar giderim.” (s.35)

10116.

Türk Dil Kurumu tarafından dilimize eklenen bazı yeni kelimeler:
• petrol – yer yağı
• ajanda – andaç
• disiplin – düzence

10117.

Dünya tarihi soykırımlarla dolu. Ancak, hiçbiri Hitler’in vahşeti kadar ünlü değil. II. Dünya Savaşı’nı ilginç bir açıdan ele alan “Kitap Hırsızı” küçük bir kızın hikâyesini anlatıyor. Ebeveyninden, II. Dünya Savaşı döneminde Almanya ve Avusturya’da yaşadıklarını dinleyerek büyüyen Avusturalyalı Markus Zusak yazdı kitabı. Onların hikâye anlatma yeteneklerini bir şans olarak gördüğünü söyledi. Üstelik yazdıklarının okunacağını aklından bile geçirmedi. “Tarihi olayların içine böylesine girebilen daha çok roman yazılsa!” dedirten bir kitap o. Aslında dünyayı sarsan olaylar yaşanırken onu deneyimleyen herkesin hikâyesi başka ve “Kitap Hırsızı” da bunun bir örneği. Bir ölünün dilinden anlatılan hikâyeden bir alıntı: “Cennette benim yaşadıklarımı yaşayanlar için bir yer olmalı.” (s.528)

10118.

Şair, 1950’de yazdı Mona Roza’yı. Ben, 1992’de okudum ilk. Siyah gül görmüşlüğüm yoktu. Geyve’nin nerede olduğunu da bilmiyordum. Sezai Karakoç, bir ustaydı ve ustaları anlamak için bir ömür bile yeterli gelmezdi. “Bir şiiri sadece şairi anlar!” demeye o zaman başladım:
“Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza”

10119.

Amerika’nın siyah milliyetçiliğinin en görünür savunucularından biri olan Malcolm X, Martin Luther King Jr.’ın çok ırklı, şiddetsiz yaklaşımına meydan okudu. Bunun nedenleri, onun nasıl bir hayat geçirdiğiyle bağlantılıydı. Nation of Islam (NOI) ile hapishanedeyken tanıştı ve 1952’de serbest bırakılmasından sonra Chicago’ya taşınıp Elijah Muhammed’in yanında yer aldı. “Köle adı” olarak kabul ettiği asıl adı Malcolm Little’ı bıraktı ve “Malcolm X” oldu. Soyadı olarak “X”in kullanılması, Nation of Islam tarafından başlatılmış bir hareketti. Amerikalı siyahiler, gerçek soyadlarını kölelik yüzünden kaybettiler ve efendilerinin onlara verdiği soyadları taşımak zorunda kaldılar. Köklerini ve gerçek soyadlarını kaybeden siyahilerin bir feryadıdır “X.” Alex Haley’nin kaleme aldığı “Malcolm X” biyografisi de bir hayat hikâyesinden çok daha fazlası: “Ben gerçeğin peşindeyim; kimin ağzından çıkmış olursa olsun umurumda değil. Ben hakkın peşindeyim; kimin lehinde ya da aleyhinde olursa olsun umurumda değil.” (s.706)

10120.

oyunun kurallarını
öğrenene kadar
hayat bitiyor

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ateş ve Meşale / Şeref Akbaba
Hayat Kalabalığından Kendi Gündemimize / Ay Vakti
Estetik Kaygı / Saadettin Açıcı
Yol / Züleyha Kayaoğlu Eker
Bir Durak Portre / Ubeydullah Beşir Köroğlu
Tümünü Göster