Külüstür

Çocuğun bisikleti vardı, boyaları dökülmüş yapıştırmaları sökülmüştü. Her daim atan zinciri takmaktan elleri yağ içinde dönerdi akşamüstü. Sevmiyordu o bisikleti, hakkı da vardı. Niye sevsindi ki, ne vitesi vardı ne de… Boş ver işte külüstürün tekiydi. Her sızlanışında babası tutardı elinden bisikletçinin önünde dizili onlarca yeni bisikletin arasından geçip doğruca atölye kısmına girerlerdi. “Neresi bozuktu söyle bakalım oğlum.” Suratını asar öylece susardı. Bisikletçi anlıyordu derdini, çocuk sarrafı sayılırdı, ama uyanık esnaf havası hissedilir diye adama hiç söylemedi. “Bu bisikletten iş geçmiş siz yenisini alın” demedi. Frenlerini sıkılar, paslı yerlerine sprey boya püskürtür, az paraya adamı memnun ederdi. Babası: “Hele bir elimiz bollaşsın, alacağım en güzelinden.” derdi ama o eli bol günler bir türlü gelmedi.


Çocuğun bisikleti bir gün kayboldu, ertesi gün kurbağalı derede buldular. Başka bir gün hırsızlar çalmış dendi ama bu defa da dikenlerin arasından çıktı. Kim attıysa? Her bulunuşunda babanın yüzü gülüyor “Ne şanslı çocukmuşsun, hep sana geri dönüyor” diye tebrik ediyordu. Bir gün bisiklet gitti bir yerlere ve haftalarca bulunamadı. Çocuk yüzündeki ilginç tebessümle duvarın üzerinde ayaklarını sallamaya devam etti. Telaş geçti, bisiklet unutuldu ama çocuğun sağ eli hep kısa pantolonunun cebindeydi. Bir ay sonra baba elinde o külüstür bisikletle çıktı geldi bir yerlerden. Çocuk yutkundu ve kızardı. Babasının ağzında bir çuval laf… Kime rastladıysa anlata anlata bitiremedi. Hurdacının kamyonunda görmüşmüş, elli lira para vermişmiş. Ama pazarlığı çetin etmiş, hurdacıya kalsa yüz istiyormuş. Vesaire, vesaire. Çocuk yumruk edip sıktığı elini cebinden çıkarıp terden ıslanmış ve buruşmuş on lirasına tekrar baktı. Eve girerken su saatinin arkasına saklar, her sabah kaybolmayışıyla bayram ederdi. İlk kazandığı paraydı bu. Bisiklet ticaretinin getirisiydi. Bisiklet döndükten sonra güneşin sıcağında, yağmurun altında yattı durdu öylece. Annesinin camdan seslenmelerine hiç aldırış etmedi. Bisikleti içeri almak için hiçbir müşevvik yoktu ki ruhunda. Çalınsın diye ulu orta bıraktı. Hırsız bile dokunmadı. Her gün taze bir ümitle yenisi alınacak diye bekliyordu ama olmadı. Olmayacaktı da. O külüstür var oldukça yeni bisiklet gelmeyecekti. Çekiç diye bir alet varmış onu keşfetti bir gün. Mertcan’a amortisörlü bisiklet aldıkları gün… Vurduğunu yamultuyordu. Ne de güzel ne de hoş bir aletti öyle. Önce jantlarından başladı. Kolay büküldü paslı tekerler. Selesi plastikti o da fazla zorlamadı. Ama o gövde yok mu, tepesine gökten taş düşesice, bana mısın demiyordu. Dilini sol taraftan dişleyip çekici başının üzerine çevirerek tüm gücüyle savurdu. Lakin indirmesiyle çekicin sekmesi bir olmuştu. Koca alet geriye fırlayıp alnının ortasına tak diye oturdu. Kafası armut kadar şişti, yüzü kan içinde kaldı çocuğun. Can acısı da eklenince hırstan gözü dönmüştü. Gidonundan tuttuğu gibi kaldırıp yere çarptı bu defa da. Gidon dönüp elini sıkıştırsa da vazgeçmedi. Çocuklar maçı bırakıp etrafında halka oldular. “Dur yapma” diyen de vardı, ona yardıma kalkışanda. Sonra oyun oldu ellerinde. Çekici eline alan bir vuruşluk tadına baktı, büyük çocuklar da havalara fırlattılar. Onları gören valide hanım pencereye çıkıp çırpındı ama cılız sesi kulaklara erişemedi. Bitti en sonunda, öldü bisiklet. Şimdi bunu dereye mi atmak lazımdı tekrar, yoksa parçalara ayırıp hurdacının yolunu tutmak mı? Derken bir el yapıştı omzuna. Kafasını kaldırınca babasının şaşkın bakışları saplandı bir tarafına. Burnunu koluna sildi, gözüne inen kanları avuç içiyle temizleyip “Pişman değilim ” edasıyla bir tekme daha savurdu bisiklete. Babasının elinden tutup getirdiği diğer çocuğu sonradan fark edebildi. Çocuk adama bakarak: “ Ali amca önemli değil, zaten kırılmış” cümlesini fısıldadı. Ama adam söz vermişti bir kere. Yeni aldığı bisiklet oğlana eskisi de bu fukaraya verilecekti. Adam bir fukaranın mahzun yüzüne bir oğlunun hırçın suratına baktı, sonra dönüp az öteye çektiği yeni bisikleti süzdü. Ardından söyledi söyleyeceğini. “Hırsın sonu hasarettir, sabır ve kanaat ancak mutluluk getirir. Mademki sana söz verdik hem sen bu kötü bisiklete bile kanaat etmiştin, yenisi senin olsun, o da beklesin başka bol kazançlı zamanları…”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ateş ve Meşale / Şeref Akbaba
Hayat Kalabalığından Kendi Gündemimize / Ay Vakti
Estetik Kaygı / Saadettin Açıcı
Yol / Züleyha Kayaoğlu Eker
Bir Durak Portre / Ubeydullah Beşir Köroğlu
Tümünü Göster