Şiirimizin Vazgeçilmez Şairi: Necip Fazıl Kısakürek

297
Görüntüleme

Her şey on iki yıl sonra başladı. Birdenbire mi yoksa bir ışık şulesi halinde kalbin anlaşılabilir o muhkem bölgesine aniden mi? Dahası yoksa bir vapur yolculuğunda bir defa görünmüş olan apak nurani olan o yüzün alıp yoğurmaya doğru davet ediliş halinden itibaren mi? Oraya gidiniz, hitabının, davetinin, içten içe pişmeye götüren o muntazam yanmanın şiddetlenerek artması sonucu mu? Yani neticede Eyüp Sultan Hazretlerinin mübarek makamlarının bulunduğu semtin yukarı taraflarında zatı muhteremin, mürşidi Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin dizi dibinde bir Şair; bismillah…

İlk şiirini yayımlayalı on iki yıl olmuştu…

Şair “Kaldırımlar” şiirini yazmış adından sitayişle söz edilen biri olmuştur. Şiirin kapıları ardına kadar açılmış şair o vadide tabiri meşhur ile doludizgin atını koşturmaktadır. Büyük bir kabiliyetin zuhuru memnuniyet verici tezahürleri arasında adeta şevkini artırmış, şairin de kendinin farkında oluşunun o muhteşem ritmiyle şiirine bir kapı aralamış, Cumhuriyet şiiri ise bu dönem arayışları içinde kendini bulmuş olur adeta.

Bu mübarek yokuşlu yolda yürürken şairimiz Necip Fazıl: “Şair ne yaptığının yanı sıra, niçin ve nasıl yaptığının ilmine muhtaç ve üstün marifetinin sırrına müştak, bir tılsım ustasıdır.” derken artık yolu ve yordamı kendini belli etmiş ve o yolda artık korkusuzca yürüyüşüne devam etmiştir 25 Mayıs 1983 tarihinde vefatına kadar. Etkili bir hafızaya sahip, poetikası olan şiirimizin gelişim sürecindeki önemi inkâr edilemez.

Yüzyılın bu yirmili yıllarında bir medeniyetin sonu itibariyle meydana gelen coğrafi azalmanın yanında içtimai dağılmanın verdiği değişim süreci kendine bir rota çizerken, edebiyatın da değişime koşut olarak kendine bir yeni yapı içinde hayat bulması kaçınılmazdır artık. 

Başat bir edebi dal olarak şiir var oluş hakikatini devam ettirirken tarz olarak yenileşmeyi de benimsemiş oldu. Divan şiiri tarzı yerini Fransız tarzı şiire devrederken elbet sıkıntılar olacaktı. Buradan başlayarak ve tabii ki dilde de bir ayıklama hali meydana gelecekti Cumhuriyetin uygulayıcıları tarafından. Büyük oranda Osmanlıca denilen sözcüklerden arındırılmak istenilen yeni dil teamülü Türkçenin imkânları ile ne kadar şiire dâhil olacak ve o muntazam şiir dünyası tekrar nasıl tesis edilecekti. Bu minval üzere şairler şiirlerini söylemeye başladılar. Çünkü artık geriye dönüş olamazdı ve medeniyetlerin kendine özgü bir edebiyatları olacaktı.

Aruzun son büyük şairi Yahya Kemal dili sade bir şekilde kullanıp şiirini söylerken, Necip Fazıl hece şiirini benimsemiş ve hece ile söylemeyi kendine yakıştırmıştır. Burada Yahya Kemal’in Heybeliada Bahriye Mektebinden öğrencileri olan iki ismi birlikte anmamız daha yerinde olur kanaatindeyim. İki şair adayı, iki şiir yolcusu… Kendilerini öne çıkarmayı bilmiş yetenekli iki genç şair;  Necip Fazıl ve Nazım Hikmet…

İkisi de dalgalı bir hayatın içinde ömürlerini geçirmiş iki çilekeş şair. Nazım Hikmet tercihini “Sevdalınız komünisttir / Yatar Bursa Kalasında” vurgusuyla böyle bir sistemden yana kullanırken, Necip Fazıl ise “Tutuşturanlar, lügat kitabını elime, / Bilsin: Allah’tan başka bilmiyorum kelime” diyerek öyle bir hayatın yolunda çilesini devam ettirmiş edebiyatımızın ve sosyal hayatımızın ağır şartlarını yaşamış Cumhuriyetin iki önemli şairi.

Yahya Kemal o kadim geçmişi sanki hiç unutturmama cehdi içinde aruzun harika sesini hep terennüm ederken iki öğrencisi adeta sağa sola savrulmuş gibidirler. Bu olgu ile birlikte Cumhuriyet dönemi Türk şiiri iki damardan beslenir tezi önem kazanır. Şiirin gelişim süreci bu tezi doğruluyor bana göre de. Türk şiirinin iki damarından söz ederken Nedim, Yahya Kemal, Nazım Hikmet bir damarı, Şeyh Galip, Ahmet Haşim, Necip Fazıl ise diğer damarı temsil ederler. 

Hülasa Necip Fazılın düşünce dünyamızda şair, fikir ve mücadele adamı olarak müstesna bir yeri vardır. Günümüze taşınan modern Türk şiirinin damarlarında hâlâ manevi ve maddi teamüller yer alır. Zaman yapraklarını soldurarak aramızdan elveda diyerek ayrılır. Şiir ise elbet kalır…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sinemanın Ozanı ve “Yeni Dünya” / Hüseyin Özdemir
Bahar Ey! / Ay Vakti
Sana Bakmak / Mehmet Ragıp Karcı
Necip Fazıl’ın Özlediği Nesil / A.Vahap Akbaş
Şiirimizin Vazgeçilmez Şairi: Necip Fazıl Kısaküre... / Nurettin Durman
Tümünü Göster