Seyit Ahmet Kaya; Ölümün Üstüne Aşk İle Yürüyen Derviş

Kavruk yaz bakışlı adamdı o.

Yalnız ve hür bir mısradan ibarettir onu hayatı.

2010 kışında tanıdım ben Seyit Ahmet’i. TYB Şanlıurfa Şubesi’nde. Enerji küpü, enerji fabrikası, enerji kumkuması Cuma Ağaç’ın hediyesi güzel adamlardandı bana Seyit Ahmet. Tıpkı rahmetli Talat Akay gibi. Tıpkı Eyyüp Azlal gibi, Veysel Polat gibi, Uğur Beyazgül gibi, Müslüm Abacı gibi. Sonra Mehmet Sarmış, sonra Selami Yıldız, sonra Mahmut Kaya, sonra Ali Tutluoğlu gibi. Benim için Urfa demek olan bir avuç güzel adamdı onlar.

O günlerde GAP Kültür Birliği danışmanıydım. Birçok etkinlik için ortalama ayda bir Şanlıurfa’ya uğrar, – sizin sevdiğiniz tabir­le – Ayn’el-Zelha Gölü’nün (Batı literatürü ona Balıklıgöl diyor maalesef) serin ve şirin dalgalarının okşadığı TYB Şubesi’nde nefeslenir, daha bir moralli koyulurdum yoluma. Sekiz ilden sorumluydum ama -itiraf edeyim ki – en çok, masal şehir Mardin ile huzur şehir Şanlıurfa’da kendimi buluyordum. İkincisinin baş sebebi, Cuma Ağaç ve şürekasıydı elbette, biliyordum bunu. Yaşıyordum da.

Dediğim gibi, Cuma’nın on armağanından biriydi Seyit Ahmet bana. On yılda on beş kez görüşmüşüzdür. En son 28-29 Ekim 2020 tarihlerinde Trabzon’da beraberdik. TYB Şubeler Toplantısı’nda. Seyit Ahmet kardeşimi Trabzon’da görünce önce şaşırmış sonra da sevinmiştim. Aşk Divanını imzalamıştı hepimize tek tek. Ne de iyi etmişti. Meğer son görüşümüzmüş kardeşimi. Kader işte.

Ahmet Kaya adı olumsuz çağrışımdı o zamanlar. Ama Seyit Ahmet adı da uzun geliyordu bana. Ben ona hep Ahmet derdim. – İzninizle – bu yazıda bundan sonra ona, aynı sağlığında olduğu gibi, Ahmet, Ahmet’ciğim diye hitap edeceğim.

İçinden lavlar fışkıran bir durgun adam izlenimi verdi Ahmet Kardeşim tanıdığım ilk günden beri bana. Öfkeli ama saygılı. Kızgın ama sakin. Kızdıkları Cuma, oradakiler, biz… değildik;

belliydi. Dünyaya, olaylara, kaosa öfkeliydi o. Konuşmaya başladığında öfkesini belli ederdi hemen.

Başta Birecik Şiir Akşamları olmak üzere, bir­çok kez şiirini dinlemek kısmet olmuştu kendi sesinden: Şiiri de daha çok bir kavga ve öfke şiiriydi, evet. Kendisi orta boyluydu ama şiiri çok uzun boyluydu, çok. Bütün mazlumların, mağdurların, Müslümanların sesiydi sözüydü öfkesiydi onunkisi. Sıkılı yumrukları, ateş soluyan bakışları vardı Ahmet’in, şahidiyiz.

Yer yer hayata küsen bir çocuk vardı bizim Ahmet’in içinde. Bakışlarından okuyordum ben onu. Sessiz bir isyanı büyütür gibi büyüt­tü içindeki çocuğu Ahmet. Çocuğu ve şiirini, birlikte.

Durgundu çoğu zaman evet. Aklımın hesapla­rı içinde çok yoruldum diyordu bir dizesinde. Bundandı belki de durgunluğu. Ya da Bir yalnız adam gibi kalabalık içinde / Döner dolaşır sesim, cevabını bulamazdandı belki de.

Ama bulduğu çözümü / sonucu biliyorduk: Aşk ve ölüm: işte zamanlar üstü hakikat.

Kapı eşiklerindeki kırmızı imgelerin şairiydi Ahmet.

Son yıllarını güle adamıştı. Güle yani aşka yani hazreti peygambere bizim Ahmet. Aşk Divanı bir bakıma modern bir naat kitabı olarak da kabul edilebilir. 63 şiirlik kitapta son 23 şiiri Kürtçe yazması da ayrı bir güzellik, ayrı bir zenginlik, ayrı bir katkıdır edebiyatımıza. Ne güzel bir katkı.

Ahmet Kaya’dan seçtiğim on üç dize size: Gün ayini ile açılır gün / Her ağaç sonsuzluğa açılan ayrı dünya / İçimin dehlizlerinde dolaşıyor tabutlar / O’na koşuyor bütün kâinat tepe taklak / Çü Sen varsan eğer açılır bütün kapılar / Geldim dur­dum kapında. Acz içinde. Sevgilim / Sürükleyip gölgemi yerlerde ardım sıra / Zamanın dehlizinde büyüyen dert ve tasa / Üstüm başım çığlık çığlığa / Yüreğim paramparça ve mahzun. Ve kederli / Kelimeler dağınık cümle içre besbelli / Dünya talan yemiş bir kervan / Ve yüreğim acıyor kimse duymu­yor ahımı

Her şair bir kitabından ibaretse eğer şair Ahmet Kaya benim için Aşk Divanıdır kuşkusuz. Ve her şair bir dizeden ibaret olacaksa eğer, Ahmet’çiğim Ahh! Hüzün ki beni her an yeniden öldürürden ibarettir.

Hayatı esenleyen kadim bir şehirde yaşadı Ahmet’imiz. Şanlıurfa’da.

Lirik bir ah şiiriydi hayatı, bizim Ahmet’in.

Aşk Divanı kitabında sırrını faş etmişti, evet: Aşk adamıydı o!

Ve ölüm hakikatine aşkla yürüyen bir dervişti Seyit Ahmet Kaya. Bildik!..

Hakkımız helaldir sana aziz dost. Birden bine, yerden göğe.

Dolu dolu yaşadın, dolu dolu yazdın.

Menzilin mübarek olsun, Şanlırurfa’nın 9. Güzel Adamı.

* Fahri Tuna, 1959 Adapazarı doğumlu, Biyografi ve portre yazarı, GAP Kültür Birliği eski danışmanı (01.12.2009 – 27.03.2011), TYB Sakarya Şubesi kurucu ve ilk dönem şube başkanı (01.04.2009 – 30.10.2011).

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Günlükler / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar / 105 / Şirâze
Aforizmalar / Naz
Afrika’nın Yapayalnız Lales / Muhammed Emin Kaplan
Uçurumda Bir Gömü / Ezgi Elçin OYNAK
Tümünü Göster