Bahçemden Bir Düş Kopardılar

Düşlerim vardı çok eskiden ve ağıtlarım nisan yağmurlarından kalma. Gülüşlerim vardı çocukluğumun son bahçelerinden derdiğim. Umutlarım, kayan yıldızlardan avuçlarıma düşen. Çocuksu bahçelerde gezdiğim zaman, yüreğime neşe dolar, hayallerime canlılık gelirdi.

Bugün, şehirde çıplak ayaklı çocukların bahçelerinden hoyratça koparılan düşlerin boya sandıklarına yüklendiğini gördüm. Bir de selpak mendillerine ve çiklet kutularına paketlendiğini. Kırılan çocukluk onurunun bir boya sandığına, bir mendile, bir çiklete satıldığını… Ve bugün şehirde dallarından çocukluk koparılan çocuklar gördüm. Çocukların ağıtları sinmişti kendi şehrimin ufuklarına. Çocukluğu ağlayan çocuklar görmüştüm. Hayır! Bugün yağmurlar değildi gülleri şebnemle yaldızlayan. Çocukların buğulanan gözlerinden akan yaşlarda yaldızlandı güller bugün. Çıplak ayaklı çocukların avuçlarından düşler düştü yere. Çamurlu kaldırım taşları binlerce düş rengine boyandı. Kimse görmedi herkes basıp geçti üzerlerinden ve herkes çikletçi çocuğun, mendilci çocuğun, boyacı çocuğun bahçesine elini uzattı hoyratça. Bugün şehirde çocuksu düşler kaldırımlarda bir çocuğun boğazına düğümlenerek yankılandı. Sessiz hıçkırıkların kor alevli yangınlarında eritildi bir çocuğun gülüşü. Bugün şehir aslında buna ağladı. Bu şehirden uzaklaşıp çocukluğumun bahçelerine doğru yol alırken, orada çimenler arasında mor çiçeği ilk kez görmenin şaşkınlığını yaşayan bir çocuğa takıldı gözlerim. Ardından “Anne, baharla birlikte her taraf en güzel görüntüye büründü. Kırlangıçlarla çam tepelerinde dost olacağım. Kırlarda kelebeklerle, çalıkuşlarıyla, serçelerle… Şimdi hepsinin yavruları çıkmıştır yumurtalarından. Gelincik ve papatya tarlalarında uçurtma uçurabileceğiz arkadaşlarla. Şu dağlardan kekik toplayacak, derelerden balık tutacak, sularda sabahtan akşama kadar oynayabileceğiz bütün arkadaşlarla beraber. Ne olur anne, akşama üstüm kirlendiği için bana kızma e mi? Ne yapayım? Çamurlarla ve sularla oynamayı çok seviyorum. Ağaçlara tırmanmayı da!” diye seslenen, haşarı bir çocuğun kendince konuşması geliyor hayalime. Sonra başka bir çocuğun kalbimin sokaklarında yankılanan ayak sesleri ve yalvarmaları: “Ne olur… Ne olur… Ne olur…” Gittikçe uzaklaşan ve uzaklaştıkça kalbimle birlikte beynimi çınlatan bir sesle yalvarmalar. Ardından, bütün mendillerini eliyle buruşturup, “Alın hepsini, alın!!! Düşlerimde de mendil satıyorum artık. Ben ne zaman oynayacağım? Bahçemden her gün düşlerim koparılıyor” diyerek buruşuk mendilleri suratıma fırlatan bir çocuğun hayali. Ve kaldırımları çocuk düşleri gölgeliyor. Bu şehirde bugün ve her gün çocuklar düşlerini büyüklerin umarsız suratına, gülüşlerinde çarpmaya devam ediyor.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Seçenek / Ay Vakti
Künye / Şeref Akbaba
Aşk Kontağı / Sedat Umran
M. Ragıp Karcı İle Söyleşi / Recep Garip
Cenk Kalesi / Nurettin Durman
Tümünü Göster