Duyguların Sesi

176
Görüntüleme

Kumsalda bir çocuk deniz kabuğu topluyor. Ayaklarının ucunda deniz masmavi yekpare bir çarşaf gibi sallanıyor. Günün bitim anı, güneş batıyor. Gökkuşağının bütün renkleri bir coşkunluk sergiliyor yüreklerde. Şiir gibi yüreklere huzur ve dinginlik veriyor. İnsan bu anın hiç bitmemesini, kendini saran coşkun havanın tükenmemesini diliyor. Akşamın çöken karanlığında ayın aydınlığının içinize getirdiği huzuru hissediyorsunuz. Yıldızları sayarken çocuk sevda türküleri tutturuyor. Aşkın üstüne, sevdanın üstüne… Aşkın, sevdanın, muhabbetin üstüne sözü getirecek yok mu diye içinden geçirmeden edemiyor.
Mavinin aşka, sevgiye, duyguya, yeşilin dostluğa, muhabbete, kardeşliğe benzediğini söyleyen oldu mu hiç bilmiyorum. Ama ben böyle olduğunu hissediyorum. Mavi ve yeşil, biri seven diğeri sevilen tabiatın içimize, huzur ve sükûn verdiği iki rengi. Birbirlerine yakın oldukları mekanlarda sırt sırta yaslanmış iki sevgili dost gibiler adeta.Gece ve gündüz, karanlık ve aydınlık da öyle değil mi? Günün başlangıcı ve bitimi iki dostun, sevgilinin, muhabbette ayrılış anı değil mi? Her iki anda da bir başka güzellik yok mu? Fecir vakti ve gurup vakti. Mazi ve istikbal gibi. Mazisi olmayan insanın istikbali de olmaz. Gece gündüzü örter gündüz geceyi. Birbirlerine sarılan, tenini tenine değdirerek sıcaklığını, yakınlığını hisseden musafaha yapan iki can dostu gibi. Gecenin gündüzün, gündüzün gecenin ardından gelmesinde biz insanlara bahşedilmiş bir hayat yok mu?
Gece ve gündüz, mavi ve yeşil duyguların seline neden olmuyorlar mı? Kimi zaman kedere kimi zaman mutluluğa, sevince davetiye çıkarmıyorlar mı? Duygularınız alır götürür yüreğinizi, idrakinizi aşarlar, sahip olamazsınız iradenize. O zaman ve mekanla kayıtlanmışsınızdır adeta.Duygularınızın esiri oluvermişsinizdir bir anda. Kendi ortamlarına çekerler, zamanı ve mekanı aşarcasına. Görünürde o zaman ve mekanlısınızdır,oysa hakikatte değil…

Varlık kendini ortaya koyar o an. Varlık bilinci yoklukta başlar. Siz yoksunuz. O vardır artık. O’nun coşkusunda, onun akıntısında bir sandalın üzerinde ruhsuz, sevgilinin çemberinde gülistan bahçelerine doğru yol alır sanki. O demden sonra konuşmak, kelimelerle söz söylemek, bir şeyleri manalandırmak yoktur. Kelimeler yetmez ruh halinizin macerasını anlatmaya. Anlamsız da bulursunuz manalandırmayı, anlatmayı, anlatmaya çalışmayı…. O an beşerin beş duyusunun aşkınlaştığı duyguların ötesine, zamanın ve mekanın ötesine geçersiniz. İçinizden gelen sese kulak verir, kalbinizi dinler, hakikate vasıl olursunuz. İşte o an kendinizi bilirsiniz. Çocuk düşündü ve kendini bilen ancak Rabbi’ni bilir diye içinden geçirdi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yol Sabırdır / Ay Vakti
Sonsuza Kadar / Şeref Akbaba
Sedat Umran’la Şiir Üzerine / Recep Garip
Sana Benden Sorarlar / Fatma Çolak
Gün Olur Her Şey Konuşur / Recep Garip
Tümünü Göster