Yemek

Televizyonun karşısındaki koltukta biraz daha kıpırdandı. Aslında aptalca sayılabilecek bir espriye güldü. Ardından da bu kadar aptal bir espriye gülebildiği için kendine güldü. Uzun bir yaz gecesinde, bomboş bir evde oyalanmak için pek az şey yapılabilir. Aptal bir komedi dizisini seyretmek de bunlardan biri.
Eli yavaşça karnına uzandı, daireler çizerek göbeğini okşamaya başladı. Birkaç dakika sonra, dizi de bitmişti, kendisini o rahatsız edici duygu ile baş başa buldu: Midesinden beynine yayılan bir sinyal, iğrenç bir bulantı ile nefreti karıştırıyor ve iradesini zorluyordu. Yüzünü buruşturdu, bir an boğazına bir şeylerin dayandığını hissetti ve öğürecekmiş gibi ağzını açtı. Ama hiç bir şey olmadı.
Sinirleri bozulmuştu, yavaş yavaş, yine karnını tutarak, tuvalete gitti. Lavaboya dayanıp birkaç saniye karnındaki baskının bir karar vermesini bekledi. Bir şey olmayınca, başını kaldırdı ve karşısındaki aynaya baktı. Şişmiş yanakları, top sakalı ile gizlemeye çalıştığı kocaman çenesi ve neredeyse kafası ile bütünleşmiş, kat kat olmuş gerdanı… Başını geriye attığında, ensesinde üst üste yığılan deriyi, o deride yağların sıkışıp akışını hissediyordu. Göbeğinin iki yanından akan terleri hissediyordu. Kalçalarının hemen üstünde, orada ne aradıklarını hiç bilmediği o çirkin yağ çıkıntılarındaki kılların hareket edişini, birbirlerine değmelerini hissediyordu. Devleşmiş karnı, vücudunun yanında kısacık kalan kolları… Ve tüm bunların altında ezilen, hareket ettirirken müthiş zorlandığı bacakları… Her adımda birkaç on kiloyu kaldırmak ve hareket ettirmek zorundaydı. Her adımda, vücudunun kötü bir oyuncak gibi iki yana sallandığını hissetmek, insanların arkasından bakışını, o iğrenç gülümsemelerini görmek… Çevresindekilerin her şakasının onun şişmanlığı ile ilgili olmasından nefret ediyordu. Birkaç basamak merdiven çıktığında, kalbinin bütün vücudunu sallayarak atmaya başlamasından, ciğerlerinin çıkarttığı o gürültüden nefret ediyordu. Şişman olmaktan nefret ediyordu, çünkü zayıflayamıyor, bu bedeni kendisi ile birlikte taşımaktan başka çare bulamıyordu.
Lavabodan, midesindeki o yanmayı ve bulantıyı da yanına alarak çıktı ve tekrar televizyonun karşısına geçti. Uzaktan kumanda cihazı ile seyredecek başka aptal bir şey aradı. Bir şey, midesinden gelen bu hissi bastıracak, en azından birkaç saat erteleyecek bir şey…
Birkaç dakika boyunca kanallar arasında gezdi. Kendini biraz rahatlamış hissetti. Eli, yine kontrolsüzce, göbeğine doğru kaydı. Ancak bu kez eline başka bir şey geldi: Gerilmiş derisinin üzerinde, susuz çöllerde oluşmuş çizgiler gibi girintiler, çıkıntılardan ibaret o çirkin çatlaklar…
Tekrar morali bozuldu. Koltuğunda biraz daha kıpırdandı, kalktı ve biraz dolaştı. Boş odaları gezdi. Kütüphanedeki kitapları karıştırdı. Balkona çıkıp dışarı baktı.
Sonunda mutfağa gitti ve daha önce, aptal diziden bile çok önce, hazırladığı sandviçini aldı.
Midesinden gelen o iğrenç duygular yavaş yavaş dinerken, televizyonun karşısında, daha öncekinden bile aptal bir diziye gözlerini dikmiş, büyük ısırıklarla sosis, mayonez ve maruldan hazırladığı sandviçini yiyordu. Televizyonun ekranında, bir an odanın görüntüsünü fark etti. Tavandan yansıyan ışık, sehpalar ve dev bir koltuğun içinde, şortu ile oturan, büyük bir göbek deliği olan şişman bir adam…
Gözleri doldu ve sandviçinden bir ısırık daha aldı. Mayonezler ekmeğin kenarlarından taştı ve sakallarına bulaştı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Belirleme XII / Ay Vakti
Beni Affet / Recep Garip
Çekesvored / Özcan Ünlü
Şehrin Bilmem Neyi / Hakan Özbek
Dakika 4 / Dakika 5 / Dakika 6 / Hamit Can
Tümünü Göster