Sınav Sonucu

Elimde çantalarım eve yürüyordum. Apartmanın birinci katının balkonunda dedikoduya kendini kaptırmış kadınlardan biri, henüz ağzına götürdüğü çayı acele ile sehpaya bıraktı, elbisesini çekiştirip, düzeltir gibi yaptı ve bana seslendi:
“Eşiniz nasıl, gelmedi mi?”
Eğer bir soruyu acele ile sorduysanız anlaşılır. Anlaşıldı. Cevap vermiş olmak için bir şeyler söyledim.
“Sizin internet var değil mi? Bizim kızın okul sınav sonuçları açıklanmış da bir bakabilir misiniz, diyecektim!”
En zoru budur. Sizden basit bir şey istenmektedir. Basit, birkaç dakika bile sürmeyecek bir şey. Zaten, her iyi insanın komşusu için her zaman birkaç dakikası vardır.
İyi niyet insanı öldürür mü?
“Evet, tabi.”
Ben bunu bir daha asla yapmayacaktım. Ben kimsenin tayin durumuna, sınav sonucuna İnternetten, telefonla ya da başka bir şekilde asla ama asla bakmayacaktım.
“Evet, tabi, siz numarayı verin ben bakarım.”
Yapmayacaktım.
Başımı sallayarak apartman kapısından girdim. Giriş katındaki dairenin kapısı acele ile açıldı. Özenle saklanmış sınava giriş belgesi dosyaların arasından çıkartıldı. Bir not kağıdına numaralar ve bakılacak sitenin adresi yazıldı. Mahcup bir gülümseme ile elime tutuşturuldu. Arada bir şeyler söyledim mi, bilmiyorum. Galiba, “Birazdan çocuğu gönderin, bakmış olurum” dedim. Ve başımı sallaya sallaya merdivenleri tırmandım.
Birkaç dakika sonra bilgisayarımın başında, aptal ekrana bakıyor ve kendime kızıyordum:
“Kazanamadığını nasıl söyleyeceğim?”
Bu sınava ben girmiş olsaydım, ben kaybetmiş olsaydım… Benim hayatımda bu sınavın müthiş büyük bir önemi olsaydı ama ben çok beceriksiz olsaydım. Birazdan kapıyı çalacak neşeli çocuğun gecesini berbat etmekten daha kolay olurdu sanırım. Hayatta kimbilir kaç sınavdan kaldım, bir eksik, bir fazla. Önemsemeyebilir, diğer yenilgilerimin arasına bunu da katabilirdim.
Hep böyle olurdu zaten. Kimin tayin sonucuna baksam en uzak köşelere çıkardı. Artık heyecanla telefonda bekleyenlere “Bu berbat şehirden kurtuluyorsun!” ya da “Kendine kalın bir şeyler al, orada üşüyebilirsin!” gibi aptal esprilerle durumu izah etmeye çalışırdım.
“Kazanamadığını nasıl söyleyeceğim?”
Gözleri gözlerime kenetlenecekti. Yüzündeki gülümseme, susuz kalan bir çiçek gibi ölecekti yavaş yavaş. Önce burnu kızaracaktı ve ardından göz bebeklerinin hemen altı nemlenecekti. Başını öne eğip, “Tamam. Teşekkür ederim” diyecekti kesik, zayıf bir sesle. Sonra bir eli ile hıçkırıklarını kapatmaya çalışırken, hızla kaçacaktı. Merdivenlerden aşağı tökezleye tökezleye, belki de düşerek inecekti.
Eve vardığında annesini kapıda beklerken bulacaktı. Yüzündeki hayret ve umudun solmasını görecekti. Hıçkırıkları derinleşecekti, onun yanından hışımla geçip kendisini banyoya kapatacaktı. Ve kapının önünde üzgün bekleyen annesine ve babasına duyurmamak için uğraştığı hıçkırıklarını salıverecekti.
“Ona kazanamadığını nasıl söyleyeceğim?”
Bilgisayarım bozulmuş, internet sitesi çalışmıyor, faturayı ödememişim, elektrikleri kesmişler… Uydurduğum bahanelerin hiç biri fayda etmeyecekti. Kötü haberi ben vermesem bile, nasıl olsa öğrenmeyecek miydi?
“Başarılı arkadaşlarından uzak dur. Daha önce konuşmuyor olsan bile artık kaybedenlere takıl. Biraz hırçın, dağınık görün. Bir süre az konuş. Hırslı ama umursamaz, üzgün ama dirençli bir tavır takınmalısın.”
Kazanamadığını söylemeliydim.
Kapı çaldı. Kendimi toparlayıp açtım. En neşeli hali ile 12 -13 yaşlarında bir kızcağız bana bakıyordu.
“Sınav sonucuna bakabildiniz mi?”
Ellerini nereye koyacağını bilemiyordu, boynunu biraz bükmüş, gözlüklerinin arkasından heyecanının görünmediğini sanıyordu. Hayata acemi olmak ne kötü!
“Evet” dedim, “Nasıl bir sonuç bekliyordun?”
Kazanacağım zamanın bana bir faydası olmayacaktı, ama çaresizlik…
Yüzünü buruşturdu, “Kazanamamışımdır herhalde.” dedi.
Hayatımda aldığım en güzel haberlerden biriydi.
“Doğru tahmin etmişsin o halde” dedim. “Ama üzülme, ileride daha iyisini yaparsın, inşallah!”
Kimi nasıl avutuyorsam!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Belirleme XI / Ay Vakti
Maskeler / Özcan Ünlü
Kimin Yürüyüşünü Taklit Ediyoruz? / Alaeddin Özdenören
Ölümlü Mısralar / Ayşegül Kürüm
Dakika 2/ Dakika 3 / Hamit Can
Tümünü Göster