Sevgili Okur, Bak Buraya Yazıyorum

177
Görüntüleme

Son cümleyi baştan söyleyeyim. Eğer reenkarnasyon diye bir şey olsaydı Fatma Çolak, S. Plath’ın yeni versiyonu olarak dünyaya gelmiş olurdu. Reenkarnasyon olmadığına göre Çolak’a; okurunun aklını ve kalbini vurgunlara düşüren şiiri için, kendisini ve şiirini aşan usta bir şair diyeceğim.
Çok iddialı olduğumun farkındayım. Bu kadar iddialı yazmamın iki nedeni var: Birincisi Çolak’ın şiirinin bunları hak ettiğini düşünüyorum, ikincisi sıkı şiiri olan genç arkadaşların hep göz ardı edilmesi. Gençler ‘ahbap, çavuş’ ilişkileri kurana kadar yayınladıkları iyi şiirler için dergi diktatörlerinden birkaç aferin ile yetinmek zorundadırlar. Burada Mustafa Kutlu’yu ayırıyorum. Çünkü yayımladığım dergide iyi bir ürün gördüğünde hemen beni arayan Kutlu, aynı şekilde birkaç arkadaşı sıkı ürünleri için aramıştır. Takdirini belirtip, Dergâh’ta kendisine yer ayırmıştır. Bunu yapan bir başka dergi editörüne ya da yönetmenine ben rastlamadım, rastlayan varsa bildirsin. (Sayın Akbaba, Tenekeci sizi bilen biliyor zaten.) Başta Fatma Çolak, Mustafa Celep, Mustafa Akar, Ayşe Melis Hafız (şimdi kayıplarda da olsa), Abdullah Yıldırım, E. İbrahim, Jan Devrim, Nevzat Onmuş, Ferhat Kalender ilk aklıma gelen iyi şiiri ve öyküsü olan arkadaşlar. Ama haklarında yazılmış (ciddi) tek bir satıra şahit oldunuz mu?

Konuyu fazla dağıtmayayım Sayın Çolak’ı şahsen tanımıyorum ama genç bir arkadaş olduğunu biliyorum. Şiirin ‘has’ının gençlik dönemlerinde yazıldığına inanan ben, Çolak’ın sadece gençliğini ileri sürerek ya da kadınlardan iyi şair olmaz diyenlere inat böyle iddialı cümleler yazıyor değilim. Çolak bir süredir şiirlerini Yolcu ve Ay Vakti dergilerinde yayınlamakta. Öncesi meçhul. Bu dergilerin okurları eğer bu yazıdan sonra Çolak’ın şiirlerini yeniden bir gözden geçirirlerse bana hak vereceklerdir.
Çolak’ın şiirlerinde temel olarak derin bir ‘yaşam tınısı’ var. İnanılmaz ayrıntılara giriyor Çolak şiirlerinde. Burada son şiirinden bazı mısraları örnek vermek istiyorum:
Bir yağmur ormanının uykusuna ayarladım
İçimde ayaklanan bütün azabını şehrin…

Tutup bir müsamerenin
En lekesiz ve yumuşak bordasında
Bağırsam: işte köle pazarı!
işte aynaları ve hatıraları zehirleyen yalan!
Bilemem ne diye
Gasil hanede bir ölünün
Alnına yakıştırdığımız olağan kelimeler…

Ormanların dinginliğine inat şehrin vicdan azabını, müsamerelerde masaları süsleyen ve tiyatro perdesi olarak kullanılan bordo kumaşları, ölü yıkayıcılarının olağanlaştırdığı ölümü, gibi ayrıntıları ustaca şiirin içine oturtabilmektedir Çolak. Bunu yaparken taşıdığı ideolojinin renkleriyle de boyamaktadır şiirini. Şiirin okurda oluşturduğu tatlı belirsizlik, yerini yürek anlaşırlığına bıraktıkça imgelerin bir tuğla gibi nasıl milimetrik yerleştirildiği ortaya çıkmaktadır.

Fatma Çolak’ın şiirdeki tek zaafı cazibesini yitirmiş ‘kelimelere’ inadına sahip çıkmasıdır. Bunun derdini çektiği şiirleri diğer şiirlerinin altında kalmakta. (Gerçi her iyi şairin bir iki zayıf şiiri olur, tıpkı zayıf şairlerin bir iki baba şiirinin olması gibi.) Bazı kelimeler yitip giden cazibeleriyle birlikte şiiri de götürmektedirler.
Çolak’ın şiirini okuyun, sahip çıkın vb., falan demiyorum. Zaten zaman o şiirleri alıp bir yere koyacaktır. Yeter ki Fatma Çolak şiirinin altında ezilmesin. Bir zamanlar Kırağı başta olmak üzere bir kaç dergide ürün yayınlayan adaşları Çağdaş, Polat ve Özlü şimdi etrafta yoklar. Bunun olmamasını dilemekten başka ne gelir elden.
Evet, Çolak ve diğer arkadaşlara kulağımızı dayadık. Gelecek her sese iyice kabartacağız. Bir yıl sonra da aynı satırları tekrarlayabilmek umuduyla genç ama usta arkadaşlarla birlikte, Çolak’a şansının (ve dahi imgesinin) açık olmasını diliyorum. Ve son cümlem…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Belirleme XI / Ay Vakti
Maskeler / Özcan Ünlü
Kimin Yürüyüşünü Taklit Ediyoruz? / Alaeddin Özdenören
Ölümlü Mısralar / Ayşegül Kürüm
Dakika 2/ Dakika 3 / Hamit Can
Tümünü Göster