Belirleme X

254
Görüntüleme

Ünlü tarihçi Toynbee, “Mukaddimedeki tarih felsefesi, nevinin en büyük eseri. Şimdiye kadar, hiçbir ülkede, hiçbir çağda, hiçbir insan zekâsı böyle bir eser yaratmamıştır” diyor.
Cemil Meriç ise; “İbn-i Haldun (1332-1406), Ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevi bir yıldız; ne öncüsü var, ne devamcısı. Mukaddime, çağları anlatan bir fecir, girdapları, mağaraları, zirveleriyle”.
İbn-i Haldun bugünleri kastederek beş yüz yıl önce şu açıklamalarda bulunur: “Mağluplar, galiplerin adet ve müesseselerini taklit eder”. Sonra bu taklidin sebeplerini şöyle sıralar: “Şuursuz bir hayranlık; yenilen kavmin, mağlubiyetinin daha aşağı bir moralden veya manevi değerlerden ileri geldiğine inanmak istememesi ve düşmanının zaferini üstün tekniğine, silahlarına veya müesseselerine atfetmesi; mağlupların galiplerin başarı sırrını, onların bazı adet ve müesseselerinde araması ve bu adet ve müesseseleri benimsedikleri ölçüde kendilerinin de başarıya ulaşacaklarına inanmalarıdır”.
Bu bir belirlemedir. Hayatın akışının nerelerden nerelere doğru aktığını göstermesi açısından önemli bir belirleme. Uygarlıkların geliş çizgisini, güçlü zamanlardaki kararlılıklarını, zayıfladıkları zamanlarda ise handikaplarını, kendilerine ve toplumlarına olan güvensizliklerini ortaya koyuyor. Bugün geldiğimiz nokta burasıdır. Yeryüzünün en uzun ve güçlü yönetimlerine sahip olan bir topluluğun bugün geldiği çizgiyi göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Asıl varmak istediğim nokta şurası: Geçmiş yüzyıllar ülkelerin ardiyeleridir. Biz geçmişe dönüp baktığımızda hasretle ve hayranlıkla izleyebileceğimiz bir tarihe, kültüre, mimariye, musikiye, sanata, edebiyata, şiire ve sosyal hayata tanık oluyoruz. Bu tanıklığımız bizi biz yapan özelliklerimizi de ortaya koyuyor.
Şimdi ülke aydınlarının, entelektüellerinin görmesi ve bilmesi gereken geçmiş yüzyılların birikimlerinden yeterince istifade edebilecek bir kamuoyu oluşturmaktır. Yüzyıllar öncesinden akıp duran fikir, kültür ve sanat hayatımızın atar damarlarından faydalanmaktır. Doğu ilkin kendini tanımak durumundadır. Doğudan kastedilen mana, inançlarıyla, kültürleriyle, yaşayışlarıyla, toplumsal yapılarıyla, sanat anlayışlarıyla, orta doğusuyla, uzak doğusuyla, Endülüs’üyle doğu. Doğu bütün bir İslam coğrafyasıdır.
Ülke aydınları hiçbir zafiyete uğramadan ve uğratmadan dünü tahlil etmeli ve dünün sofralarından en nezih, en lirik belgeleri, öyküleri hayatımıza taşımalıdır. Bu belgeler hem bugünü, hem de yarını örgütleyecek ve gelecek kuşaklara dimdik durmayı, onurlu olmayı dahası kendimiz olmayı kazandıracaktır. Bunun yolu düne ait olan tarih dokusunu hiç bozmadan, kimlik dokusunu zedelemeden hayatımıza aktarmaktır. Yeryüzünde hiçbir topluluk yoktur ki dününü bizim kadar ihmal etmiş olsun. İbn-i Haldun, Şeyh Sadi, İmam-ı Gazali, Muhyiddin İbn-i Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rûmi, İmam-ı Rabbani, Fuzûli ve Şeyh Galip gibi geçmiş yüzyılların entelektüelleri ve aydınları bizim kendilerine konuk olmamızı bekliyor. Yerli klasikleri okumadan ve onlardan faydalanmadan batı klasiklerini okuyor olmamız hem zihin, hem şuur ve hem de entelektüel kayba uğratır bizi. Çok yoğun bir şekilde dünü okuma ve tahlil etme dersleri, sohbetleri yapılmalıdır. Toplumun anlayabileceği bir lisanla tarih dersleri verilmelidir. Masal anlatır gibi, hikaye anlatır gibi. Bu durum, tarihten yürek okuyuşları anlamına gelir ki yürekleri yan yana getirecek, birleştirecek, kaynaştıracak olan sohbetler bu tür sohbetlerdir çünkü. Tarihle; coğrafyayla, kitapla, yeryüzüyle, insanla dost oluyor gibi dost olmalıyız.Öze dönüşün ve kendimiz oluşun başkaca bir yolu yoktur. Tek yol kendimize güvenmektir. Başarı ve ayağa kalkış karanlıktan korkmamaktır. Mağlubiyeti galibiyete çevirmek elimizdedir. Bir zamanların yol göstericileri, aydınlatan ışıkları yeniden süzüleceklerdir meclislere. İşte o zaman, yeni insan modelinin ve yeniden dirilişin şah damarımızdan yakın olduğunu göreceğiz. Her şey bir kabullenmeyle başlar. Bir güvenle, bir ışıkla, bir dönüşle, bir bakışla ve bir aşkla.
Dünün zafer ışıklarının bizi gözlemekte olduğunu görmeliyiz. Her yeni zamanın, her yeni günün ve her yeni açan çiçeğin bizi beklediğini bilmeliyiz. Kaybedilen ne kadar şuurumuz varsa hepsini yeniden toparlayarak, yineleyerek güne başlamalıyız. Şuursuz hayranlıkların karanlıklarını giderici şuurlu akıl, biran evvel devreye girmelidir. Gün ve zaman asıl anlamını bizimle kazanıyor çünkü.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Belirleme X / Ay Vakti
Çözümlemeler / Nurettin Durman
Dakika 1 / Hamit Can
Bağbozumu Saati / Fatma Çolak
Cemre / Şeref Akbaba
Tümünü Göster