Şiire Nasıl Bakmalı?

İnsanın bu dünyadaki hikâyesini anlamaya, anlamlandırmaya çalışmak, bütüncül bir bakışla onu okumayı gerektiriyor. Bütüncül bakışın sahibi olmak, oldukça zor ve çetrefil bir yoldur.  Hangi yana ve yöne dönersek dönelim, diğer yönler hep arkamızda kalır, bunu unutmazsak, hakikate daha çok yakın dururuz. Şiir; insana, eşyaya, dünyaya, dünya hayatına, fikirlere, kısaca canlı ve cansız her şeye bir yandan ve bir yönden bakmanın değil, belli bir derinlikten bakmanın adıdır.  Aklın, ruhun, yüreğin ve bedenin birlikte görmeye, hissetmeye ve hissettirmeye çalıştığı bir yetenektir. Şiir; insandaki bu dört cihetin elele verip, rafine ederek ortaya koyduğu en nadide sanatlardan biridir. Şiir yüzeyin, tortunun, bayağı olanın, basitin, aldatıcı olanın değil derinliğin, özün, içtenliğin ve samimiyetin sınırlarında dolaşır.  Bir bakıma şiiri akarsuyun üzerindeki köpüklerde, çer çöp içinde değil, akarsuyun derinlerinde yani, asıl yatağı belirleyen ama görülmeyen yerinde aramak gerekir.  İnsan sanatlarının özüdür şiir.  Dolayısıyla öz, özle yani hakikatle ilgilidir ve hem kendisini hem de bilinen bilinmeyen bütün bir varlığı var eden gerçeğe dönüktür yüzü. Bunu şöyle de ifade edebiliriz: sanat, konularını olaydan, eşyadan, yaşanandan ya da hayalden seçebilir ama yaptığını sadece kendisini göstermek, geçici olarak var olduğunu, bir başka geçici olana ispat etmek, ona hoş görünmek için yapmaz, tersine, kendisine sanat yeteneğini lütfeden, armağan eden için yapar. Çünkü hem kendisi hem de gördüğü, etkilendiği her şey yaratılmış, var edilmiştir. Böylece, insanın ortaya koyduğu bütün sanatlar içinde, müzikten sonra en etkin sanat olan şiir, sanatını, şiiriyetini, yaratılan için değil yaratmanın ve hayat vermenin tek hâkimi Olana hasrederse bir anlam kazanmaktadır.  Sanatta, özelde ve özellikle şiirde bu olmuyorsa şiir, bir aşkın sanat dalı olarak fizik ötesine erişemiyor, fizikle sınırlı kalıyor, metafizik olana ulaşamıyorsa eksik kaldığı söylenebilir.  Şiir eğitimle elde edilmez. Öte yandan şiir hayatın içinden bir cüz ve hayatı daha anlamlı kılmaya yarayan, çalışmayla elde edilemeyen bir değerdir.  O halde hem hayatın kendisi, hem de onun içinde bir cüz, bir yetenek olan şiir de kendilerini var kılan, somut hale getiren ve belli bir süreliğine, bu arz üzerinde kalmalarına izin veren Yaratıcı için olmalıdır. Bu, hem var edilmenin, hiçlikten varlığa, karanlıktan ışığa, yokluktan canlı âleme ve anlamsızlıktan hayata çıkarılmış olmanın bir teşekkürüdür hem de, kendi varlığını daha anlamlı kılmanın bir eylemidir.  Nasıl ki, bütün bir hayatımızı sadece karın doyurmak için yaşamak hayatımızı anlamsız ve değersiz kılıyorsa sanatı da, kendisi gibi var edilmiş ve geçici olarak belli bir süreliğine bu dünyada kalmasına izin verilmiş olanlar için adamak, sanatı, anlamlı ve gerçekçi yapmaz.

Sanat, insana verilmiş bir yetenek, bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığı kendisinden daha değerli ve aşkın bir kaynağa adamak sanatın değerini şüphesiz arttırır.  Tersi ise yani, sanatı; fiziki ve kozmik olanın uğruna adamak sanatın değerini düşürür.  Bir başka önemli konu da şiirin üstüne yapılan gerekli, gereksiz spekülasyonlardır. Kimi sanatçılar asıl şiirin sadece kendilerinin şiiri olduğunu; Şu ya da bu şekilde yazılmış şiirlerin şiir olmadığını, onların da şiir sayılabilmesi için kendilerinin uyduğu kural, kaide ve forma uyması gerektiğini söylemeleridir. Bu ve benzeri eleştiriler, son derece yanlış, indî ve bencilce yapılmış eleştirilerdir.  Şiir bir yürek eylemidir. Ve her insanın yüreği farklı atar. Her şiiri besleyen bir damar vardır, her şiirin kendine özgü bir formu vardır tıpkı kaynak suları, tıpkı renk renk, damar damar toprak gibi. Daha da önemlisi; bunca yıllardır bazı yazar ve şairlerin sadece kendisi ve kendisi gibi yazanları şair ve onların yazdıklarını da şiir kabul edip, diğer yazılanları kabul etmemesi şiiri, ne belli bir kalıba sokmuş ne de farklı yazılımların önüne geçilebilmiştir.Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da asıl hakikati zaman söylemiştir ve söylemeye devam ediyor.

Sanat yönü çok güçlü, hakiki şiir kalır, diğerleri kaybolur. Dolayısıyla, bu ve benzeri sebeplerden dolayı bazılarının bazılarını yerden yere vurması, sadece egolarını tatminden ibarettir.  Ve bu kimselerin yaptıklarından ne kendilerine, ne sanat dünyasına ve ne de topluma bir faydası olmuştur.  Tam tersine, sanat dünyasın yani birbirlerine derin yürek bağı ile bağlı olması gereken camiasını kliklere bölmüş, parçalamıştır. Birbirlerine kin ve garezle bakan, arkalarından birbirini küçümseyen bu marjinal ve bazı dağları kendilerinin yarattığını sanan bencil kişileri toplum da benimsememiştir.   Dolayısıyla, birbirlerinin yürek işçiliğine karşı kaba davranıp tepeden bakan bu “yaratıkları” toplum da içine almamış, sanata ve sanatçıya uzak durmuştur.  Toplumun sanatçı ile arasına mesafe koyması, sanata uzak durması ise, bir milletin başına gelebilecek en büyük belalardan biridir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum / Şeref Akbaba
Sonsuz Senfoni / Semra Saraç
Karaboyun Durağı / Ferhat Öksüz
Yazgı / Yavuz Ertürk
Ayna Geçitlerinde Bir Beyaz Karanfil / Güven Fatsa
Tümünü Göster