Divan Şiiri Poetikasının Şifresi: Aşk

Doç Dr. Abdulkadir ERKAL[1]

Dîdecâmındangöñül kasrın mücellâ eylerüz
Âşık olmayınca şâ‘ir gibi şa‘irolmazuz
(Göz penceresinden gönül kasrını parlatırız,
âşık olmayınca şair gibi şair olmayız.)
Taşlıcalı Yahya
 

Altı yüz yıllık Divan şiiri geleneğine ve bu gelenek dâhilinde üretilen edebi metinlere baktığımız zaman, genel bir kanı olarak bu edebiyatın aşk merkezli bir gelenek olduğu düşüncesi hâsıl olur. Divan şiiri denince aşk şiiri, aşkı konu alan veyahut aşktan başka bir şey anlatmayan bir şiir geleneği imiş gibi görünür. İlk bakışta bu kanı yanlış olmasa da eksiktir. Zira divan şiirini icra eden şairlerin divanlarını incelediğimizde, bu divanlarda nazım şekli olarak gazelin dışında başka önemli nazım şekilleri de vardır. Bunların başında kaside başta olmak üzere, kıt’a, tarih, terci-i bend, terkib-i bend, musammatlar, müfredler, rubai vs nazım şekilleriyle yazılmış manzumeler de bulunmaktadır. Bu nazım şekilleriyle yazılan şiirlerin içeriklerine baktığımız zaman, tarihten felsefeye, hikmetten, günlük yaşama, eleştiriden hicve vs varan konular işlenmektedir. Gazeller ise daha ziyade şairin aşka dair duygularını yansıtan manzumeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Gazel’in ‘kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, söyleşmek’ anlamından da hareketle sadece divan şiirinde değil doğu şiirinde bu nazım şekliyle aşk konusu işlenmiştir. Biz okuyucular olarak da diğer nazım şekillerinden daha kısa olması hasebiyle ve insanın ruhuna doğrudan hitap eden bu gazelleri okumayı tercih ediyoruz.

Klasik edebiyata mensup şairlerin şiir yazarken takındıkları ilk rol âşıklıktır. Divan şiiri, esas itibari ile güzelliği ve güzellik kavramının kaynağı kabul edilen Hüsn-i Mutlak (Mutlak Güzellik)’ı terennüm eder. Güzele duyulan ilgi ve bunun sonucu gelişen görme, elde etme ve kavuşma arzusunun insan ruhunda oluşturduğu ‘aşk’ dolaylı olarak bu şiirin temel konusunu oluşturur. Zira bu anlayışa göre mecazî aşk, hakikî aşka ulaştıracak bir köprüdür. Bu sebeple şair aşk duygusunu şiirine mihver yaparak kendini âşık pozisyonunda göstermekte, hiç âşık olmayan bir şair bile kendisini okuyucuya Mecnun gibi çöllerde gezen, Ferhat gibi dağları delen bir âşık olarak sunmaktadır.

Doğu şiirinin, dolayısıyla Divan şiirinin ana hedefi, bu dünyada gurbette bulunan insanın gerçek anavatanı olan ‘Mutlak Güzellik’e bilinçli veya bilinçsizce, doğrudan veya dolaylı olarak yeniden kavuşma yolunda sarf ettiği gayret ve çektiği çileleri anlatmaktır:

Kaşki sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihân

İşimiz cümle hemân kıssâ-i cânân olsa (Taşlıcalı Yahya)

Bu bağlamda Divan şiirini tanımlamak için A. Atilla Şentürk’ün de vurguladığı gibi bir tek söz söylemek gerekirse, o kelime ‘aşk’ olacaktır. Bu şiir kâinatın yaratılış sebebini, gezegenlerin dönüşünü, gece ve gündüzün oluşmasını, yağmurun yağışını, bülbülün ötüşünü, kısacası dünyada var olan her şeyi ve hareketi ‘aşk’ ile izah etme inceliğine erişen bir zihniyetin şiiridir. Sünbülzâde Vehbî şiiri, dinî açıdan ve mana ve mazmun bakımından ele alırken ona göre, şiir, ilahi aşkın ifadesinden başka bir şey değildir ve şiirsel beyanlar saflığın, doğruluğun ve inancın en temel ifadeleridir:

Sühandır mantık-ı ‘aşk-ı İlâhî

Netîce istemez bu söz güvâhî

Buna göre dünyadaki en saf, temiz ve masum bir duygu olan aşkın mayası da şiirden başka bir şey değildir. Bu bağlamda şiir âşıkların niyazı, maşukların da nazıdır:

Sühandır mâye-i ‘aşk ile mahlûk

Niyâz-ı ‘âşıkân u nâz-ı ma’şûk

Şairler almış oldukları bu ulvi yetenekle birlikte kalp gözlerinin de açılması ile birlikte (mükaşefe) dünyaya, olaylara ve eşyalara farklı bir açıdan bakarak normal insanın göremeyeceği, bilinmeyen sırları, hakikatleri (gayb) ortaya çıkarırlar. Bu özellikleriyle şairler gayb âleminin tercümanıdırlar:

Lisân-ı gayba şâ’ir tercemândır

Zebân-dân-ı hakâyık şâ’irândır (S. Vehbi)

Divan şairleri duygusal bağlamları aşk potasında eriterek şiir geleneğinin bir parçası haline getirmişler ve bu üsluba tasavvufî unsurları da ekleyerek ilahî bir meziyete doğru ilerletmişlerdir. Aşk, Divan şiirinin ana konusunu teşkil eder. Şairler, şiir yazmayı büyük bir aşka bağlarlar. Şiiri bir sevda, şairi de bir âşık olarak görürken, şiirdeki hissiyata da dikkat çekmektedirler.

Hayâl-i nâzenîndir şâhid-i hûb

Ne lâzım şâ’irâna gayrı mahbûb (S. Vehbi)

 Divan şairleri bu görüş çerçevesinde bir şairin gönlünde aşk olmadıkça şiir yazılamayacağını, şiirin kaynağının aşk olduğunu sıklıkla vurgularlar.

Işk olmayıcak suhan dinilmez

Mey hücre-i sûfiyâna sığmaz (Rızâyî)

Şiirde kelimelerin ifade ettiği ilk anlamlarının ötesinde gizli anlamlar bulunmaktadır, bu sebeple şiiri gerçek anlamda anlayabilmek için arkasındaki mânâ derinliğine ve güzelliğine ulaşmak gerekmektedir. Şiir sevgiliyi ve onun güzellik unsurlarını anlatmalıdır çünkü dert ehillerinin ve divane âşıkların dertlerini ifade edebileceği ve onların sevgiliye ulaşılabileceği yegâne vasıta şiirdir.

Yüzine bakmazdı almazdı ele dildâr şi‘r

Kendüye mihr ü mahabbet itmese izhâr şi‘r (İshak Çelebi)

Şiirle aşkı bir bütün halinde gören Şeyhülislâm Yahyâ da, içinde aşk olmayan şiiri düşünemez durumdadır. Aşkı ve şiiri tamamen duygularla izah eden şair, duyguyu duygularla izah etmenin en iyi yol olduğu görüşündedir. Yani aşkı âşıklar izah eder, âşıklar ise şairlerden başkaları değildir:

Şerh ederse derd-i aşkı yine Yahyâ şerh eder

Bir mahal kalmış mıdır zîrâ bu fende görmedik

Şiir sadece beşerî aşkın terennüm edildiği bir mecra değildir, onun ilahî bir yönü de bulunmaktadır, şiirde mânâ gizlidir ve ortaya çıkarılması gerekir, onun her mısraı bilinmezlik (gayb) âleminden gelen bir dildir. Şiir sadece mânâ bakımından değil şekil bakımından da mükemmellik derecesine ulaşmalı, okuyucuyu cezbetmelidir. Böylece şiirdeki mana (imge) güzelliğinin yanında estetiğine de şairler önem vermişlerdir. Şiirdeki estetiği ortaya çıkaran ise tabii ki sevgilinin bizatihi kendisi ve onun üzerinden anlatılan aşktır. Divan Şiirinde sevgili (yâr), sevgilinin vasıfları ve sevgilinin âşık karşısındaki takındığı tavır aslında şiirin estetik güzelliğini de gözler önüne sermektedir.

Âşıkun gönlinde olan hâletini ser-be-ser

Yâra eyler rû-be-rû olup kamu eş’âr şi’r

Hasteler bulmazdı sıhhat zahm-ı aşk-ı yârdan

Şerbet-i cân-bahş ile ger kılmasa timâr şi’r (Sebzi)

Divan şiirinde konu edilen sevgili (yâr) tipi tamamen semboliktir. Şiir bir kadın ya da müsbet bir sevgili prototipinde görünse de aslında anlatılmak istenen sadece duygudur. Mesela, aşka dair en yoğun duyguları terennüm eden ve bunu okuyucuya da derinden hissettiren Fuzulî bir gazelinde;

Benden Fuzûlî isteme eş’âr-ı medh ü zen

Ben âşıkum hemîşe sözüm âşıkânedür

diyerek şiirindeki övgünün kadın üzerine olmadığını, kendisinden bu tür şeylerin beklenmesini söyleyerek şiirlerinin âşıkane olduğunu belirtirken aynı zamanda şiirlerinin poetik zeminini de ortaya koymuş olur. Bu zeminin de âşıkane şiir tanımlamasıyla çerçevesini çizer. Âşıkane şiir tanımlamasını başka şairler de sık sık dillendirmişlerdir.

Âşıkam âşıkânedir sühanım

Şu’ledir dil zebânedir sühanım (Seyyid Vehbi)

Söz kim zebânıma gele gûyâ zebânedir

Ben âşıkım sözüm de âşıkanedir (Şeyhülislam Yahya)

17. yüzyıl şairlerinden Ali divanının dibacesinde (giriş) âşıkane şiirin çerçevesini sistematize ederek şöyle belirler:

(Düşünceler sarayının saçlarının miskine süs ve güzellik vermeye sebep olan, gam ortağı sevgilim ve yaralı gönlün huzuru, güzellik ve zerafet dünyasını süsleyen güneşi ve Ken’an ülkesinin gönül aydınlatan ayının şeker sözlü dudağının saf suyuna susadığım ve misk saçan sünbül saçının sevdasının karasına gönül bağladığım esnada gönül çeken her nazına ve kan dökücü gözünün her işvesine dair fikirler kitabına resmolan âşıkâne şiirler)

Âlî’nin bu tarifinde dikkat çeken husus, âşıkâne şiirin Klasik Divan şiiri mazmunu olan sevgili tipi ve sevgilinin tutumu karşısındaki âşığın çaresizliğini ve âşığın yüreğindeki aşk duygusunu anlatması özelliğidir. Bu tarifler etrafında âşıkane şiirlerin esas konusunu aşk etrafında oluşan duygu ve düşünceler oluşturmaktadır. Bundan dolayı şairler aşk duygusunu bu tür şiirleri yazmanın vazgeçilmezi olarak görürler. 

Velhasıl….

Âşık olunmadan şâir olunmaz….


[1] Anadolu Üni. Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edeb. Böl. Öğrt. Üyesi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum / Şeref Akbaba
Sonsuz Senfoni / Semra Saraç
Karaboyun Durağı / Ferhat Öksüz
Yazgı / Yavuz Ertürk
Ayna Geçitlerinde Bir Beyaz Karanfil / Güven Fatsa
Tümünü Göster