Türk Edebiyatında Poetikanın Kısa Serüveni

İlk çağlardan günümüze değin çeşitli sanat formları üzerinden varlığı, tabiatı ve kendini yansıtmayı amaçlayan insanoğlu bu yolla estetik bir değer yakalamaya çalışmıştır. Estetik hazzın dışavurum yollarından biri de malzemesi dil olan şiir sanatıdır. Zaman içerisinde güzelliğin teorik kodlarını arama temayülü her sanatçının gayesi hâline gelecektir.Todorov’un (2014, 16) dediği gibi “Edebiyat sözcüğü veya onun eşdeğerleri, kendisini duyan ve okuyanların hoşuna gidecek veya ilgisini çekecek, kalıcı olması tasarlanan, gündelik konuşmaya oranla daha gelişkin olan bir sözceyi tanımlamak için kullanıl[ır].”  Bu noktada birçok beğeni bileşenini bir araya getiren şiirin teoriye, biçeme ve eleştiriye ihtiyacı hâsıl olacaktır.  İşte “poetika” böyle bir gerekliliğin mahsulüdür.

Yunancadan Batı dillerine oradan da Türkçeye geçen poetika kelimesi, manası itibarıyla “yaratmak” anlamını taşır. Kavram ilk ortaya çıktığı dönemde bütün güzel sanatları ihtiva edenbir anlama sahip olsa da bugün itibarıyla şiir sanatı için kullanılan bir terimdir (Okay, 2009: 17). Kavram ilk kez Yunan filozof Aristoteles’in Poetika adlı eseriyle literatüre girer.Eksikliklerinin olduğu iddia edilen metinde Aristoteles, şiir ve tragedya üzerinde durur. Şiirle ilgili olan kısımda şiir sanatının özü, türleri; bu türlerin birbirinden ayrıldığı noktalar ve şiirin sorunları mevzu bahistir (Aristoteles, 1987).Fakat kitap teorik bir zemin hazırlamaktan çok “dil” ve “temsil” meseleleri üzerinde durur. Eserin yeniden keşfi ve kıymet arz etmesi Rönesans dönemine tekabül eder. Sanat ve şiirle ilgili farklı bakış açılarına kapı aralar. Sonrasında romantizm ile birlikte özerkliğini ilan eden edebiyat böylelikle kendi teorisini oluşturmaya ve özgül ağırlığını hissettirmeye başlar. Bu alan içerisinde poetik metinler teorinin harmanlanma mecrası hâline gelir.

Şiirin meselelerini ele alan, açıklamaya çalışan, bunlara yorum getiren ve bu meseleler hakkında estetik ve teorik bir zemin oluşturan poetikanın iz düşümlerini Türk edebiyatı içerisinde sürmek mümkündür ve varlığı klasik edebiyata değin götürülebilir.Tezkireler, divanların önsözleri, şairlerin bazı beyitleri buna örnek gösterilebilir. Lakin bunlar poetik bir kaygı ile yazılmaktan ziyade genel bir şiir çerçevesi çizmek, sınırlı meseleler üzerinde kalem oynatmak için oluşturulmuş genel geçer metinlerdir. Batı literatürü ile ilişki kuran ve bu yolla değişimini gerçekleştiren Tanzimat sonrası Türk şiirine gelindiğindepoetik söylemin makaleler, denemeler ve manzumeler üzerinden inkişaf ettiği görülür. Namık Kemal’inkonu ile ilgili birçok yazısından biri olan “Lisân-ı Osmânî’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhazâtı Şâmildir” başlıklı yazısı gibi Ziya Paşa’nın meşhur “Şiir ve İnşâ”makalesi dönemin şiir anlayışını dönüştürmek üzere yazılmış metinlerdir. Poetik değer taşıyan bu eserlerin genel özelliği klasik şiirin eleştirisi ve bunun yerine ikame edilecek Batı tarzı edebî anlayışın, tekniğin ve uygulama biçimlerinin üzerinde durmasıdır. Bir sonraki neslin temsilcisi Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhâk Hâmid ile birlikte Türk şiiri yeni bir poetik bakış açısı kazanır. Tâlim-i Edebiyat, Zemzeme III ve Takdir-i Elhân gibi eserlerinde şiir görüşünü açıklayan Ekrem hem form hem de içerik açısından birtakım yenilikleri gündeme getirir. Teklif edilen ölçütler yeni nesli etkileyecek ve gelenekten farklılaşan, modernleşen bir şiirin kapısını aralayacaktır.Edebiyat tarihimizin önemli isimlerinden biri olan Hâmid ise Makber ön sözü ile manzum olarak da Nâkâfi, Bir Şairin Hezeyanı başlıklı şiirlerinde poetik görüşünü ifade eder. Fakat Hâmid’in bakış açısını söyleminden ziyade şiirlerinde görmek mümkündür.Servet-i Fünûn nesli Ekrem ve Hâmid’den aldığı mirasla beslenir.Tevfik Fikret şiire dair bakış açısını genel itibarıylaServet-i Fünûn dergisinin Musahabe-yi Edebiye adlı köşesinde ifade ederken Cenap Şahabettin de yine aynı dergide yayımlanan makalelerinde ve birkaç şiirinde poetik görüşünü ortaya koyar.

Şairler poetikalarını iki şekilde oluşturur: mensur poetik metinler, manzum poetik metinler. 20. yüzyıla kadar müstakil bir poetik metin göremeyiz. Buraya kadar bahsettiğimiz isimler bütüncül bir poetik metin oluşturma gayesinde olmamıştır. Dönemin yönelimleri içerisinde belirli şiir meseleleri hakkında kısmî olarak nitelendirebileceğimiz söylemleri dile getirerek derinlemesine tahliller etmezler. Zaten ilgili görüşlerin makale ve manzum boyutta kalması bunun göstergesidir. Şiir dili içerisinde müphemiyeti barındırdığı için poetik söylem manzumelerde yeteri kadar açıklayıcı olmaz. Konu ile ilgili makale ve denemelerde ise poetik metin oluşturma amacı taşımadığı için meselelere derinlemesine inmez. Bununla birlikte Türk edebiyatında manzum poetikaların sayısının yadsınamayacak kadar fazla olduğunu söylemek gerekir.Misal Mehmet Emin’in Biz Nasıl Şiir İsteriz?, Ziya Gökalp’ın Sanat, Faruk Nafiz’in Sanat şiirleri ve daha niceleri bu minvalde düşünülebilir (Çıkla, 2010).

Türk edebiyatında poetika sahibi isimlerden biri Ahmet Haşim’dir.1921 yılında Dergâh mecmuasında yayımladığı Bir Günün Sonunda Arzu başlıklı şiir, mana ve vuzuh meselesi bakımından sert bir dilletenkit edilen Haşim bunlara aynı yıl Şiirde Mana başlıklı yazısıylacevap verir.Bu metin daha sonraki yıllarda bazı değişikliklerle Piyale kitabının ön sözüne Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar başlığı ile konularak ilk poetik metinlerden biri olarak anılmaya başlayacaktır.

Metnin içeriğini şiirde mana ve vuzuh mevzu oluşturur. Haşim yazısına Türk edebiyatındaki tenkitsizlik hususuna dem vurarak başlar. Tenkitsizlik yüzünden o güne kadar şiirde mana ve vuzuh hakkında açıklayıcı bir yazı çıkmamıştır. Ardından şairin ve şiirin tanımını yapar. Ona göre şair ne bir hakikat habercisi ne güzel söz söyleyen ne de kanun koyucudur.Anlaşılmak için değil, hissedilmek için şiir yazılmalıdır.Bunun için şair sesini bulmalı, orijinal ve üslup sahibi olmalıdır.Edebî üslup ve ses ise derunî bir edadır.Onun için şiir: “musiki ile söz arasında, sözden ziyade musikiye yakın mutavassıt bir lisandır.” (Okay, 2009: 96).  Şiirin malzemesi dil olduğu için herkesin onu anlamasını beklemek hatadır. Çünkü şiir; ses, kelimelerle örülü bir ritim ve derunî ahenk meselesidir ve adi idrakler onu anlayamaz.Cümlenin musikisi şiiri inşa eden en önemli unsur arasındadır.Nesir ile nazmı kati suretle birbirinden ayıran Haşim, nesri aklın ve mantığın ürünü olarak görürken; şiiri ise herkes tarafından keşfedilemeyen, içerisinden sırları barındıran isimsiz bir memba, sessiz bir şarkı olarak yorumlar.Şiirde manayı kovalamak Haşim için “terennümü yaz gecelerinin raşe içinde bırakan hakir kuşu eti için öldürme[ğe]” benzemektedir (Okay, 2009: 100).Kelime işçiliğine, sese ve sözün büyüsüne önem veren Haşim bu noktada saf şiir’e (poesie pure) yaklaşır. Sanatçı, şiiri ideolojik alanın dışına taşıyarak kendi içinde bir edebî alan inşa etmeye çalışır.

Türk edebiyatında bir başka poetik metin sahibi isim Orhan Veli’dir.1941 yılında Garip ön sözüne konulan metin, hareketin şiir anlayışını yansıtması bakımından poetik değer taşımaktadır. Yine bu metnin kaleme alınış sebebiGarip şiirine yapılan eleştiriler ve dönemin hâkim şiir anlayışının temsilcisi Ahmet Haşim’e muhalefet olmasıdır. 9 bölümden müteşekkil olan yazının ilk cümlesi şiirin kısa ve öz tanımıdır: “Şiir, yani söz söyleme sanatı” (Okay, 2009: 30).Bu tanım yüzyıllardan beri şiiri belirli kalıplara sokmaya çalışan görüşe bir tepki niteliğindedir ve şiir geleneksel tanımlardan koparılmalıdır.Orhan Veli bu gelenekselliği bozmak adına vezin ve kafiyeye; söz sanatlarına karşı olduğunu beyan eder ve şiirin kaynağı olarak bilinçaltını ön plana çıkarır.Şiirin belirli bir zümreye ait olmadığını, toplumun her kesimine hitap etmesi gerektiğini; şiire ait özel bir dile karşı olduğunu belirtir. Ayrıca her sanat dalının kendine ait malzemesi olduğunu ve yalnız bu malzemenin kullanılması gerekliliğini ifade ederek sanatlarda tedahüle karşı olduğunu söyler.  

Modern Türk edebiyatında poetika adı ile yazılan ile metin Necip Fazıl’a aittir. 14 bölümden meydana gelen bu eserde müellif, duygu ve düşünce dünyasının sistematiği içerisine şiirin teorik yönünü de katarak dinî düşünceyi poetikasının merkezine yerleştirir.Ona göre şiir,  “mutlak hakikati” aramalıdır. Bu noktada şiir, manevi perspektifler cihetinde Allah’ıarama amacı taşımalıdır.“Sır” ve “güzellik” çerçevesindeki bu arayış Necip Fazıl şiirinin usulünü de belirlemektedir. Şair ise bir tılsım ustası, ilahî emanetin temsilcisi, ulvi idrake sahip, yaptığı şeyin farkında olandır.Şair, mutlak hakikati ararken sezgiselliğe ulaşma adına soyutlamaya başvurması gerekmektedir.Bunun için şiir açıklanmaktan ziyade hissedilmeye muhtaçtır.Mana, mutlaka hakikati sınırlandırdığı için mananın da ötesi geçmek gerekir. Dolayısıyla “his” ve “fikir” aynı ağırlıkta asıl anlama ulaşma için şiire dâhil edilmelidir.Necip Fazıl şiirde biçim meselesine de değinir. His ve fikirden oluşan şiirin muhtevasına “kütük”, dış yapısına ise “nakış” adını verir. Ona göre “kütük ve nakış” şiirde ayrılmaz yapıdadır ve uyumlu bir bütünlük arz etmelidir.

Sezai Karakoç’un poetikasını yazılarını topladığı Edebiyat Yazıları I adlı eserinde görmek mümkündür. “Diriliş” düşüncesiyle hareket eden Karakoç, şiir meseleleri hususunda Necip Fazıl’ın izinden gider. Ona göre yaşam, ölüm ve ölüm sonrası bütünlük gösterir. Ölüm sonrasını anlamayan hayatı da anlamamıştır. İşte metafizik denilen olgu insanın serüveniyle yakından ilgilidir ve bu serüven sanatla birlikte hakikate yani Allah’a doğru bir yol izler. Şairin amacı bilerek ya da bilemeyerek Allah’ı aramak olmalıdır. Çünkü sanat yaradılışın taklididir. Şair, toplumun ortak duygusunu dile getiren ama bunu ideolojiye batmadan, dinin yerine geçmeye çalışmadan gerçekleştiren, sadece geçmişin felaketlerini dile getirmeyip geleceğe dair de perspektif çizen, toplumu dinleyen ve onun isteklerine kayıtsız kalmayan bir kahramandır. Bu durum şairi anlaşılmaz kılabilir. Ancak şiir bir şekilde anlaşılmayı hedefler. Şairin kaynaklarından biri de gelenek olmalıdır.Klasik şiiri bilmeli, onunla yarışmalı,  yeri geldiğinde ondan yararlanmalı hatta onu eleştirmeli ve kendi sesini bu yolla bulmalıdır. Sezai Karakoç bu minvalde şairi tanımlarken “Pergünt üçgeni” kavramını kullanır. Bu üç ilkeden ilki şairin kendisi olması, ikincisi kendine yetmesi, üçüncüsü ise kendinden memnun olmasıdır. Bu üç ilkeyi mezcederek ifade etmeye çalışırsak; şair kendini daima yenileyerek fildişi kulesine çekilmeden eserinin özünü kendi varlığından alıp yaşama sevinciyle şiirini oluşturmasıdır (Karakoç, 2007).

Bu yazıda poetika yazarı olarak ele alacağımız son isim İsmet Özel olacak. Poetik görüşlerini 1980 yılında çıkardığı Şiir Okuma Kılavuzu ve 2006 yılında yayımladığı Çenebazlıkadlı eserlerinde dile getiren Özel, şairi dinî ve felsefî söylemle izah eder.Ona göre şair, diğer insanlar gibi yeryüzü ile gökyüzü arasında olmasına rağmen iki tarafa da bütünüyle ait değildir. Bu varoluşsal sızı, şairin söze yeni anlamlar katmasını sağlar. Yeni anlamların ortaya çıkma sebebi evrenin nesnel gerçekliğinin şair için manasını yitirmesidir. Fakat bu duyuş şairleri diğer insanlardan üstün kılmaz.

İsmet Özel şiiri tarif ederken geleneğin izlediği yolun dışına çıkar. “Şiir yaşamın damıtık durumu olmalı” (Özel, 2006: 23) derken hayatın sübjektif yorumu olarak değerlendirir.Şiir onun için estetik bir bütün olmanın yanı sıra, düşünmenin farklı bir boyutu olarak kendini gösterir. Özel’e göreşiir okumak ciddi bir mesai ister ve şiiri ancak onu hayatının bir parçası haline getirmiş olanlar içselleştirebilir: “Şiir okuma eylemi, ancak şimdinin, somut yaşama anının olağanüstü vuruculuğu, tazeliği ve uyarıcılığı ile asıl rotasını bulur.” (Özel, 1991: 40).Çünkü şiir üstün ve yüksek düzeyde bir söz sanatından ziyade insanın ona tutunma ihtiyacıdır.Malzemesi dil olan şiir, insanı temsil etmesi bakımından sınırları aşan bir hüviyeti içinde barındırır.Dili oluşturan kelime, ifade çeşitliliği sebebiyle şairin isteklerin tam olarak dile getiremez.Onun için bilim dili olan nesir, şiir dilinden ayrışmaktadır.Şiir dili sırra mazhardır ve hakikati sezdirici bir rolü bulunmaktadır.Bu rolü sağlayan şey şiirin formu olarak nitelendirebileceğimiz vezin, kafiye, mısra düzeni değil hayatla olan ilişkisidir. İsmet Özel burada klasik şiir örneğini verir. Şiirin formdan ibaret olmadığını eğer olsaydı klasik şiirin hâlâ yaşayacağını söyler. Oysaki klasik şiir hayata tam olarak dokunmadığı için miadını doldurmuştur. Hayatın içinde yer almayan şiir önceliğini kaybetmiştir.

Türk edebiyatı denildiğinde şüphesiz ilk akla gelen tür şiirdir. Kadim bir geleneğe sahip olan Türk şiiri hakkında geçmişten bugüne birçok söz söylenmiştir. Bu poetik söylem dönemlere göre farklılık göstermektedir. Klasik dönemde sınırlı olarak ifade edebileceğimiz metinlerde şairler aynı duygu ve düşünce dünyasının meselelerini tartışır. Tanzimat sonrasında ise modern şiire yaklaşma çabası ve bu çerçevedeki söylemler kendini gösterir. Bu dönemde poetik bir mesele olarak şiirin muhtevası ele alınır. Poetik metnin mahiyeti içinde Ahmet Haşim’in Piyale ön sözü derli toplu ilk poetikalardan biri sayılırken hem Ahmet Haşim’in hem de Orhan Veli’nin poetikaları esasen tenkitlere karşı kendi şiirler anlayışlarını savunma metinleridir. Türk edebiyatındapoetika, Necip Fazıl’ın metni ile kendini bulur. Necip Fazıl’ı kendinden önceki poetika yazarlarından ayıran hususbakış açısını sistematik bir biçimde ortaya koymasıdır. Sezai Karakoç, Necip Fazıl çizgisi takip ederek şiiri medeniyet tasavvuru içine yerleştirir. Bu yazılarda genel itibariyle şiir, şair, mana, vuzuh, form ve içerik meseleleri bireysel açıdan tartışılırken, İsmet Özel poetikasına okuru da dâhil eder.Bu isimlerin yanı sıra Türk edebiyatında poetik görüşlerini ortaya koyan pek çok isim vardır. Bu isimler arasında Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil, Salah Birsel gibi isimler ve daha niceleri zikredilebilir. Kısacası şiir var oldukça, poetika da var olacaktır.

Kaynakça

Aristoteles. (1987). Poetika. (İ. Tunalı, Çev.) İstanbul: Remzi Kitabevi.

Çıkla, S. (2010). Yeni Türk Edebiyatında Manzum Poetikalar. Ankara: Akçağ.

Karakoç, S. (2007). Edebiyat Yazıları I. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Okay, O. (2009). Poetika Dersleri (3. b.). Ankara: Hece Yayınları.

Özel, İ. (1991). Şiir Okuma Kılavuzu. İstanbul: Çıdam Yayınları.

Özel, İ. (2006). Çenebazlık. İstanbul: Şule Yayınları.

Todorov, T. (2014). Poetikaya Giriş (3. b.). (K. Şahin, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum / Şeref Akbaba
Sonsuz Senfoni / Semra Saraç
Karaboyun Durağı / Ferhat Öksüz
Yazgı / Yavuz Ertürk
Ayna Geçitlerinde Bir Beyaz Karanfil / Güven Fatsa
Tümünü Göster