Şiirimin Kimliği

On üç yaşımdan beri şiirin okuryazarıyım. İlk heves, aruz ve hece ile yedi defter doldurmuştum. Onları yayımladığım altı şiir kitabımın hiçbirisine almadım.

Çocukken, Harputlu anneannemin dizi dibinde, onun kırık hançeresinden okuduğu Kur’an tilaveti ileAhmediye, Muhammediye, Kara Davut, Siyeri Nebi, Mevlidi Şerifi tegannilerinden müthiş zevk alırdım.Kur’an şiir değil ama şiirsel bir metindi. Öteki eserlerin tamamı ise bir ömür beni kuşatacak olan şiirdi.

Ömrüm hasretlerle geçti. Doğduğum toprakta yaşayamadım. Ama göbeğimin gömüldüğü o toprağa dair aidiyet ve mensubiyetimi asla unutamadım. Beni,içerisinde kendi aslımın da bulunduğu hasret, şair yaptı. Kökü Harput türküleridir.

Okul hayatını hiç sevmemiştim. Bütün derslerim kötüydü. Ana dilime dair sevdam ve aruz veznine itina göstererek okuma maharetim, mektep hayatımdaki yegâne artı puandı. Şair olmak, ana dilini sevmek demekti. Çünkü şiir dile mecbur ve mahkûmdu.

Necip Fazıl’ın poetikasını on beş yaşımda okumuş, benimsemiştim. “Sanat, Allah’ı arama işi” diyor, ekliyordu: “sanatı üzerinde düşünen şair”.

Vahiy değildir elbette şiir. İlahi Vahyin Sahibi Rabbimizin, insan kalbine ruhundan üflemesi sonucu doğan ilhamda mı değildir? Bütün beşerin sinesinde potansiyel mevcudiyeti bulunan bir yaratıcı soluk vardır; işte sanatın, özelde şiirin kaynağı. İnsan halifedir; Mutlak Sanatkâr olan Allah’ın kalfası da diyebiliriz. Daha çok hangi yönüyle denilirse, elbette davranışlarını yaratma yeteneğiyle. Sanat, yaratıcılığın öteki adı değil mi?

Bütün doğumlar bir izdivaç sonrası gerçekleşir. Fıtratına İlahi Ruh üflenen insan tekindeki bu kesbi kudret ile beşeri emek, enerji ve terin izdivacından doğar şiir. Mehmed Akif, “sanatın onda dokuzu ter onda biri ilhamdır” derken, kastı buydu.

“Şiir Hikmettir” sözü hadis diye rivayet olunur. Hikmet tıpkı şiir gibi kesbi olanla vehbi olanın izdivacından doğan tüm isabet halleridir. Şiir, bu sebepten doğru yanlış denklemine sığmaz, taşar.

Şiirim köksüz, geleneksiz, afaki bir iddianın kısrağına binerek yol almadı. Ancak köklerimizin yaktığı ateşin küllerini kurcalamak yerine o ateşi yanar tutmanın maharet olduğunu hep bildi. Çünkü atalarının başladığı yerden başlayan bedevi ve beşer kalmıştır. İnsan olabilen, atalarının bıraktığı yerden başlayandır. Zira şiir de diğer tüm sanat dalları gibi çoğaltılamaz ve biriciklik karakteriyle kimlik kazanır. 

Biliriz ki şiir tercüme edilemez. Sebebi dile mecburiyetidir. Öyleyse şiir yazıldığı dile karşı sorumludur. Bu sorumluluğunu ancak o dilde üretilmiş geçmiş kaynaklara hürmetle ve onların izleğini sürerek yerine getirebilir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum / Şeref Akbaba
Sonsuz Senfoni / Semra Saraç
Karaboyun Durağı / Ferhat Öksüz
Yazgı / Yavuz Ertürk
Ayna Geçitlerinde Bir Beyaz Karanfil / Güven Fatsa
Tümünü Göster