Şiirin Yeryüzüne İnişi: Poetika

Felsefe ile şiir arasında nasıl bir ilişki olduğu eski dönemlerden beri tartışılagelmiştir. Felsefe ile şiir arasındaki müşterekliğin anlaşılması bağlamında her ikisinin de kaynağına bakılması önem arz etmektedir. Buna görefelsefe ve şiirin ortaya çıkış gayesini insanın varoluşunu anlamlandırma çabası çerçevesinde ele almak gerekmektedir. Felsefe ve şiir arasındaki bağın anlaşılması bakımından Aristoteles’in M.Ö. IV. yüzyılda kaleme aldığı Poetika adlı eseri kadim bir referans kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunanca bir kelime olan “poetika” özü itibarıylasanat ve estetik gibi anlamlar içermektedir. Aristoteles’in mezkûr eseri ile birlikte daha çok “şiir sanatı” olarak anılmaya başlanmış olan bu kavramın dilimizde de aynı anlamı kazanmış olduğu anlaşılmaktadır.[1]O, Poetika’da yaşadığı dönemin ruhunu analiz ederek şiir sanatının nasıl icra edilmesi gerektiğine dair birtakım öngörüler ileri sürmektedir. Bu çerçevede Aristoteles, şiir sanatının ne anlama geldiğini öncelikle hocası Platon’un mimesis(taklit) kuramı bağlamında tartışmak ister.[2]Dolayısıyla onun sanat ve şiir anlayışının anlaşılması bakımından Platon’un sanat hakkındaki düşüncelerinin göz önünde tutulması gerekiyor.

Varlık anlayışını temel olarak idealar kuramı üzerine inşa eden Platon’un felsefesinin diğer alanlarında da bu anlayışın ciddi yansımaları söz konusudur. Şu halde o, sanatı gölgenin gölgesi ya da taklidin taklidi (mimesis) olarak ifade etmektedir. Bu tutumunun onun idealar kuramı ileoldukça tutarlı bir anlayış olduğu bilinmektedir. Ona göre varlığın aslî özü ve gerçeklik, idealar dünyasındadır ve insana düşen görev, gölgenin gerçeğini aramak ve ona benzeme çabası içinde olmaktır. İdealar kuramında canlıların içinde yaşadığı görünüşler dünyası gerçek (idealar) dünyanın bir yansıması, gölgesi ya da taklidi olarak ifade edilmektedir. Sanatla ya da şiirle iştigal etmek bu taklidin bir taklidi olacağından dolayı insan gerçeklikten daha da uzaklaşmış olacaktır. Aynı zamanda Platon’un meşhur ütopyası Devlet’de şiire ve şairlere yer yoktur. Hatta o, şiirin gençleri baştan çıkardığından yasaklanmasının daha evla olacağına dair ifadelere yer vermektedir.[3]Felsefesinin oluşmasında hocasına çok şey borçlu olan Aristoteles ise idealar kuramı hususunda hocasından farklı düşünmektedir. Bu nedenle onun Platon’un sözünü ettiği idealar âlemini (gerçeklik dünyası) görünenler dünyasına indirgemeye çalıştığı bilinmektedir. Bu bağlamda onun sanat kuramı ve şiir anlayışını da Platoncu mimesis anlayışı,ters yüz etme çabası olarak görmek mümkündür. Başlıkta yer alan “şiirin yeryüzüne inişi” hususunu işte bu minvalde değerlendirmek gerekmektedir.

Platon’un yeryüzünden ve insan yaratısından arındırmak istediği şiir sanatı, Aristoteles felsefesinde farklı bir çerçeve kazanmaktadır. Başka bir ifadeyle çırağın, ustasının düşüncelerine muhalif bir tavır takındığı ortaya çıkmaktadır. Aristoteles’in dünyevileştirme veiçkinleştirme çabası içinde olduğu şiir anlayışımimesis düşüncesinden oldukça farklı bir yerde durmaktadır. Buna göre onun şiir anlayışının, gerçek sanatın ve gerçek şiirin ancak idealar âleminde mümkün olabileceğini ileri süren Platon’un felsefesine radikal bir karşı çıkış olduğunu ifade etmemiz mümkündür. Yücel Kayıran’a göre “Aristoteles’in dile getirdiği temel nitelik, tahayyülün insanın varoluşsal durumuna aşkın olmadığı, tam tersine içkin olduğudur. Tahayyülün hareket ettiricisi, bizim dışımızda değil, bizim içimizdedir.”[4] Şu halde Platon’un aksine Aristoteles, insanın sanat icra etmeye ve şiir yazmaya muktedir bir mahiyette olduğunu ifade etmektedir.Ona göre ozan/şair mevcut maddeyi ya da var olanı forma dönüştürmek suretiyle şiirini icra edebilecektir. Aynı zamanda bu anlayış onun “madde-form” teorisiyle de paralellik arz eden bir tutumdur. Bununla birlikte o, ilk başlarda hocasının mimesiskuramından yola çıkmaklabirlikte bu anlayışı dönüştürerek, ona farklı bir anlam kazandırmaya çalışmıştır.Aristoteles’in mimesis teorisini dönüştürme ve yeni bir şiir anlayışı oluşturma çabasıçerçevesinde bir çokunsur ile karşılaşılmaktadır.

Aristoteles’e göre “ritim ve harmoni birliği”ne dayanan şiiri insanlık, uzun süren denemeler sonunda keşfetmiştir.[5] Buna göre şiir, bilgisel bir temele dayanmakla birlikte temelinde mantık örgüsüyatmaktadır ve insanın hayatı anlamlandırma çabasının bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır. O mimesise hocası Platon’dan daha farklı bir anlam yükleyerek, bu eylemin ayna gibi salt yansıtmaya dayalı olmadığını ileri sürmektedir. Şu halde ozana/şaire düşen görev var olanıolduğu gibi aktarmak değildir, bilakisvar olan üzerinden mümkün ya da olabilir olanı dile getirmektir. Dolayısıyla Aristoteles, şiirin belli bir ideali imleyen insan yaratısı[6] olduğunuözellikle vurgulamaya çalışır. Diğer bir ifadeyle sanat ve şiir var olana (gerçekliğe) yeniden bir anlam yükleme eylemidir. O, bu anlayışını tarih ve şiir arasında yaptığı bir kıyasla göz önüne sermeye çalışır: “Tarihçi daha çok gerçekten olanı, ozansa olabilir olanı anlatır. Bunun için şiir, tarih yapıtına oranla daha felsefi olduğu gibi, daha üstün olarak da değerlendirilebilir.”[7] Görebildiğimiz kadarıyla Aristoteles, olmuş olayları kendine konu edinen tarihten ziyade, olması gerekeni konu edinen şiiri daha felsefî mahiyette nitelendirmektedir. Bununla birlikte onun şiir anlayışı salt taklitle sınırlı kalmayıp idealize bir durumu tasvir eden bir sanat olarak karşımıza çıkmaktadır. Aristoteles’in şiire yüklediği anlam şüphesiz bununla sınırlı değildir. Onun şiireinsana özgü bir anlam yüklemesinin diğer bir göstergesi ise ahlak ve şiir arasında kurduğu ilişkidir.

Ahlaki bakımdan iyi ve kötü olarak nitelendirilen eylemler Aristoteles’e göre sanat için de geçerlidir. Bu bağlamda o, sanat/şiir adına iyi taklit ve kötü taklitten söz etmektedir. Şiirde iyi olanın sağlanmasının yolu ahlaki anlamda iyi olarak belirlenmiş eylemlerin işlenmesinden geçmektedir. Bu eylem insanlar için ideal olabilecek bir iyilik durumu da olabilir. Ona göre Homeros şiirde ahlaksal iyiyi aradığından dolayı gerçek bir ozandır.[8] Benzer bir biçimde o, Nikomakhos’a Etik adlı eserinde Hesiodos’un şiir ve ahlak arasında kurduğu bağı şu şekilde alıntılamaktadır:“Her şeyi kendi anlayan iyidir, doğru ile ikna edilen de iyidir,hem kendi anlamayıp hem de başkasını dinlemeyen boş insandır.”[9]Böylelikle Aristoteles’in şiir sanatında bilgi, ahlak, estetik, mantık gibi disiplinleri bir araya getirip, sentezlediği anlaşılmaktadır. Aynı zamanda onun şiir anlayışında insan varoluşunu anlamlandırma ve iyiyi amaçlamak gibi etik bir boyutun da olduğu gözden kaçmamaktadır. Onun şiir sanatı bağlamında ileri sürdüğü söz konusu anlamların yanında farklı unsurları da dile getirdiği bilinmektedir.

Aristoteles’in Poetika’sında ve şiir anlayışında “iyiyi amaçlamak” her şeyden önce Platon gibi idealar dünyasına benzemeye çalışmak anlamına gelmemektedir. Şairin var olana/maddeye form verirken dış dünyadaki eksiklikleri gidermeye yönelmesi onun iyiyi amaçladığının bir göstergesidir. O, bu durumu insanın hoşlanma duygusu bağlamında temellendirmek ister: “Çünkü, gerçeklikte hoşlanmayarak baktığımız bir nesne özellikle tamamlanmamış bir resim haline geldiğinde, bu kez ona hoşlanarak bakarız; örneğin tiksinti uyandıran hayvanların ve cesetlerin resimlerinde olduğu gibi.”[10] Buna göre genel anlamda sanatı ve şiiri tabiatın eksik bıraktığı hususları tamamlama çabası olarak ifade etmek yerinde bir tutum olacaktır. Aynı zamanda Aristoteles, şiir sanatında meramın anlatılması adına iyi mecazlara başvurmanınşiirin kalitesini yükselteceğini iddia etmektedir.Bu çerçevede o, Homeros’un Truva Savaşı’nda yaşananları şiirleştirirken salt birebir anlatı yerine mecazlara da başvurarak şiir sanatını geliştirdiğini ifade etmektedir.[11] Böylelikle onun şiir sanatının temel dayanak noktasının gerçekliğin birebir taklidinden ziyade var olanı/gerçekliği şairin kendi anlayışına göre biçimlendirmesi ve onu yeniden yaratması olduğu anlaşılmaktadır. Bu tutum aynı zamanda onun mimesise yüklediği yeni anlama da işaret etmektedir.

Platon’un yeryüzünden uzaklaştırmak istediği sanat ve şiir Aristoteles’in Poetika’sı ile birlikte tekrar yeryüzüne dönmüştür. Böylelikle şiir dünyevileşmiş, insanileşmiş ve temel bir insan yaratısı haline gelmiştir. Aristoteles’i felsefe ve bilim tarihinin en önemli isimlerinden biri haline getiren etmenlerin başında onun sanat ve şiirle ilgili düşünceleride önemli rol oynamaktadır. Çünkü o sanatı/şiiri basit bir taklit olgusunun ötesinde insanın hayatı anlamlandırma çabasının bir ürünü olarak ele alır. Bu bağlamda düşünüldüğünde eğer Aristoteles’in şiir sanatını belli bir slogan ya da etiket ile ifade etmek gerekirse; onun şiiri “yeniden yaratmak” olarak tanımlamaya çalıştığını iddia etmemiz mümkündür.Bununla birlikte onun Poetika’sı ile birlikte şiir, felsefenin temel uğraş alanlarından biri haline gelmektedir.

Aristoteles’in ileri sürdüğü bütün düşünceler göz önünde tutulduğunda onun İslam bilgeleri tarafından niçin “muallim-i evvel” olarak anıldığı daha iyi anlaşılmaktadır. Düşünce tarihinin eleştirel karakteri gereği Aristoteles’in sanat/şiirle ilgili görüşlerinin sonraki dönemlerde farklı türden eleştirilere tabi tutulması kaçınılmaz bir durumdu. Onun şiir anlayışına yöneltilen eleştirileri ve şiiri yeniden kurgulama çabalarını da normal karşılamak gerekmektedir. Bununla birlikte Aristoteles’in sanat ve şiirle ilgili görüşleri kendisinden sonra oldukça rağbet görmüşve onun düşünceleri 18. yüzyılda modern sanat felsefesinin teşekkülünde başat rol oynamıştır. Aynı zamanda onun düşünceleri edebiyat, sanat ve şiirle ilgilenen herkes için yol gösterici mahiyettedir. Başka bir ifadeyle Aristoteles, mantık, metafizik, etik ve siyaset biliminin yanında insanlığa bir de şiir sanatı armağan etmiştir diyebiliriz.


[1] http://www.edebifikir.com/poetika/poetika-kelimesinin-tanimi-ve-mahiyeti.html, Erişim Tarihi: 01.09.2020.

[2] Aristoteles, Poetika, (Çev. İsmail Tunalı), Remzi Kitabevi, İstanbul 1993, 1.2, s. 6.

[3] Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi, Say Yay., İstanbul 2015, s. 110.

[4]Yücel Kayıran, Felsefi Şiir Tinsel Poetika, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2007, s. 20.

[5] Aristoteles, Poetika,4.3, s. 8.

[6]Aristoteles’in şiir sanatı bağlamında kast ettiği yaratı, yoktan var etmek anlamında olmayıp, maddeye ya da mevcut var olana form vermek anlamına gelmektedir.

[7] Aristoteles, Poetika, 9.2/3, s. 15.

[8] Aristoteles, Poetika,4.6, s. 9.

[9]Hesiodos, İşler ve Günler ve Tanrıların Doğuşu, Aktaran: Aristoteles, Nikomakhos’a Etik, (Çev. Furkan Akderin), Say Yay., İstanbul 2014,1095b, s. 24.

[10] Aristoteles, Poetika,4.1, s. 8.

[11] Aristoteles, Poetika,22.7, 23.3, s. 30, 31.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bir-İki Erzurum / Şeref Akbaba
Sonsuz Senfoni / Semra Saraç
Karaboyun Durağı / Ferhat Öksüz
Yazgı / Yavuz Ertürk
Ayna Geçitlerinde Bir Beyaz Karanfil / Güven Fatsa
Tümünü Göster