Alışveriş Merkezinde Bir Gezinti

Otomatik açılan kapının önünde bir an durakladılar. Kadın yüzünü adama çevirip belli belirsiz bir tebessümle baktı. Adam görmezden gelmeye çalıştı. Kendi tebessümünü saklayamayacağını anlayınca, eline sıkı sıkı yapışmış çocuğu çekiştirerek “Hadi!” dedi “Yürü bakalım!” Kapı kendiliğinden açılınca, çocuk dişleri görününceye dek gülümsedi.
Günlerdir aklındaydı, evdekileri yeni açılan alışveriş merkezine götürecek, biraz gezdirecekti. Birkaç saat aklından taksitleri, maaşını ve kirayı hesapladı. Bir önceki ay bakkalın borcunu kapatırken ne kadar ödediğini de bu hesaba ekledi. Bir şeyleri unutmadığından emin olmak için, tezgâhtaki kaplamanın kenarına teker teker yazıp topladı birkaç kez. Sonra kendine güldü uzun uzun. Gezmek tozmak parayla değil ya! Kimse “Niye geldiniz de bir şey almıyorsunuz?” diye de kızacak değildi herhalde.
O akşam eve vardığında, karısına “Hazırlan bakalım!” dedi. “Az hava alalım.” Kendisi de iş elbiselerini çıkartıp geçen bayram aldığı gömlekle pantolonu giydi. Karısının hazırlanışını seyretti. Annesinin verdiği hırkayı giyişini, eteğini düzeltişini, çiçek desenli başörtüsünü örtüşünü… Kadın vitrinin arkasındaki aynaya bakarak başının ön tarafındaki saçları düzeltti. Kendisinden önce giydirdiği oğlunun başına biraz kolonya döktü. “Biz hazırız.” dedi sakince. “Biz hazırız”
Adam da “Hadi bakalım!” diyerek, hızla kalktı çekyatın üzerinden. Ayakkabılarını giydi. Ceketini yetiştiren karısına “Hava güzel bugün.” dedi. Yavaş yavaş otobüs durağına doğru yürüdüler.
Vitrinlere baktılar uzun uzun. Çocuk babasına komşu çocukta gördüğü ve geçen hafta oynadığı oyuncakları gösterdi. Asker oyuncağının karnındaki düğmeye basınca “Duffffz” diye ses çıkarttığını ve silahının ucundan alevler fışkırttığını anlattı heyecanla. Kocaman kamyonları seyretti. Gözüne o kadar büyük geldi ki, bir an karşı komşunun ‘kondu’sunda taş taşıyıp harçlık kazanabileceğini düşündü.
Kadın da vitrinlere baktı. Gözüne koyu yeşil bir kaban takıldı. Geniş yakalı, dizlerine kadar inecek, kalın bir kaban. Hemen eteğine iliştirilmiş etikete kaydı gözleri. Bir an hayretini saklayamadı. Kocasının kolunu iki eli ile tuttu heyecanla, “Ne kadar ucuzmuş, kız!” deyiverdi. Adam onun bu neşeli heyecanına gülümsedi. “Hani” dedi “Nerede?” Adamda fiyatı ucuz değilse de uygun buldu. Kadın “Soralım mı?” dedi ürkek bir sesle, “Almasak da olur.”
Adam mağazanın girişinden başını uzatıp kabanın fiyatını sordu. Tezgahtar önce adama sonra da kabana baktı, ardından fiyatı söyledi. Etikete üç sıfır yazmamışlar, sığmıyormuş da…
“Vay” dedi adam mağazadan uzaklaşınca. “Kim alıyor bunları yahu?” Kadının gözleri eski kabanındaydı, duymadı bile.

Biraz daha gezindiler, hediyelik eşya satan dükkanlara baktılar. Beyaz eşyacıda “Duvar kadar” televizyon gördüler. Çocuk “Uff, bizim odaya sığmaz bile bu!” dedi hayretle.
“Yoruldunuz mu?” diye sordu adam. Kadın başını salladı, “Biraz” dedi. Az daha yürüdüler mağazalar boyunca. Sonra ufak bir çocuk parkı ile lokantalar çıktı karşılarına. Çocuk ellerinden kurtulup parka koştu. Onlarda yakınlarda boş bir masaya oturdular.
Adam gömlek cebinden sigarasını ve çakmağını çıkartıp masaya bıraktı. Paketten bir sigara aldı, yaktı. Gözleri başka insanların üzerinde gezdi. Yüzlerine baktı. Yemek yemelerine, giyimlerine… Masalarının yanındaki dolu dolu torbalara baktı. Adamların yanındaki kadınlara baktı. Kadınların yüzlerine… Yüzlerinin temiz, aydınlık oluşuna baktı. Çocukların yanaklarının şiş şiş oluşuna baktı. Gülümsemelerine baktı. Hepsinin dişlerinin bembeyaz oluşuna baktı mesela. Daha, baktı da baktı adam. Belki yüzlerce insan vardı, neredeyse hepsine baktı.
Kadın da baktı. O da gözlere baktı. O da kadınlara baktı. Ve adamlara, ama gözucuyla. Çocuklara baktı en çok. Nasıl da koştuklarına. Çocuk parkındaki oyuncaklarla oynayışlarına. Sanki o oyuncaklar onlarındı. Anneleri – babaları almıştı. Öylesine heyecanla, korkusuzca oynuyorlardı. Kendi oğlu ise, ürkekçe, birisi birazdan gelecek de kızacak, bir daha oynamasın diye cezalandıracakmış gibi oynuyordu. Kaydıraktan kayarken yüzü gülüyor da tırmanırken endişe ile bakınıyordu sanki. Salıncakta, o en tepeye çıktığı an zevkten gözlerini kapatıyor, sonra inerken gözleri annesini-babasını arıyordu. Kulakları “Hadi, yeter bu kadar! Gidelim artık!” diyecekleri anı bekliyordu sanki.

Adam sigarasını bitirdi. Bir tane daha yaktı isteksizce. Kalkmaya davrandı bir an, ama kadının çocuğu nasıl seyrettiğini gördü. Daha önce hiç görmediği bir parıltı gördü karısının gözlerinde. Bu evladını seyreden bir anaydı. Şimdi, şu an bu kadar güzel kadının içinde en mutlusunun kendi karısı olduğunu hissetti. Ve tüm adamlar içinde en mutlusunun kendisi olduğunu düşündü, karısını mutlu görebildiği için.
Sigarasının kalanını zevkle içti.
Evlerinde birkaç gün bu gezinti konuşuldu. Arada bir yine gitmekten bahsedildi. Ama bir daha hiç gidilmedi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Belirleme VIII / Ay Vakti
Sütbeyaz Vakitler / Recep Garip
Alışveriş Merkezinde Bir Gezinti / Jan Devrim
İnsanlık / Hakan Özbek
Gülüme Kanat / Hacire Büklüm
Tümünü Göster