Bir Dervişin Hayali Veya Yakın İhtimal Uzak Tarih

219
Görüntüleme

– Abiciğim geç kalıyoruz biraz acele etsen olmaz mı?- “Tamam tamam geldim işte ne sabırsız adamsın ya hu” diye bir taraftan arkadaşına cevap yetiştirmeye çalışırken diğer yandan kolay giymek için ayakkabısının arkasına soktuğu işaret parmağını kurtarmaya çalışıyordu. Onun bu telaşlı halini hayli gülünç bulan Metin telaşını artırmak için sesini ciddileştirerek:- “Abiciğim sabırsızlığımdan değil randevuna geç kalıyorsun, sıramız geçerse iki üç aydan önce yapamayız bu görüşmeyi, biliyorsun hocanın ne kadar yoğun olduğunu.” Bıyık altından gülmeyi ihmal etmeden Mehmet’in kendisine ne cevap vereceğini kestirmeye çalışıyordu. Her ne kadar nazı geçtiği için arkadaşına takılmak istediyse de bu ciddi sözler kendisini de işkillendirdi. Cep telefonunu çıkararak vaktinde yetişebileceklerinden emin olmak için saate baktı. Vaktinden önce camiye gelmişlerdi. Bahçe kapısı girip çıkanın yoğunluğundan sürekli açık tutuluyordu. Güneş ışığı bahçedeki rengârenk güllerde gösteriyordu berraklığını. Caminin giriş kapısına iki yandan kavisli bir şekilde aşağı sarkan iki ayrı merdivenden, tercih ettiğinizden çıkılabiliyordu. Bu iki merdiven arasında bir havuz bulunduğunu, sanki ibadet etmek için içeri girmek istercesine caminin giriş kapısı mesafesine kadar çıkan su uzaktan görülünce anlamak mümkündü. Mehmet insanı kucaklayan iki kol gibi aşağı uzanan merdivenlere büyük bir beğeniyle baktı. Bu merdivenler caminin insanları kucaklayıp bağrına bastığı fikrini veriyordu dikkatli bir gözle bakana. Arkadaşının tüm bu düşüncelerden habersiz olmasını umursamadan:- “Merdivenler usta işi, donuk değil hareketli bir mimariye sahip” dedi.- “Abiciğim seni buraya boşuna getirmedik herhalde. Bu caminin farkı daha girişte başlıyor gördüğün gibi. Bu mermer merdivenlerin bir özelliği de alttan ısıtmalı olması… Kışın merdivenlerin buz tutmasını önlemek için alttan ısıtma sistemi var.- Ya hu Metin ben ne diyorum sen ne diyorsun. Donuk değil dedikse…- Tamam. Anladım senin demek istediğini de, işte donuk filan deyince aklıma geldi abiciğim.Merdivenlerin ilk basamaklarını çıkarlarken Mehmet’in gözü havuzun içindeki heykellere ilişti. Sanatçı geleneksel İslam sanatı olan Minyatürü bir zamanlar çok güçlü olup dünyayı kasıp kavuran batı sanatlarından heykelcilikle mezcetmişti. Ancak batı kültürünün dünyada en hızlı yayıldığı zamanlarda bile heykel sanatından neredeyse hiç etkilenmemişti Müslümanlar. Şimdi ise bu etkinin caminin kapısına kadar dayanmış olmasını Avrupa’nın İslamlaşması ile izah etmek mümkündü. Koskoca Avrupa’yı baştan aşağı değiştiren İslam’a farklı kültürlerden etkilerin geldiğini görmek doğal olmalıydı. Ancak yine de bu türden yaklaşımlara karşı çıkanlar yok değildi. Daha iki hafta önce evinde Peygamber Efendimizi parmaklarından çiçekler saçılırken resmeden Avrupalı bir Müslüman ressamın tablosu bulunan adam tutuklanmıştı. Kapı komşusunun şikayeti ile ortaya çıkmıştı bu resim. Bu tablonun emniyet teşkilatı tarafından yakılarak imha edildiği görüntüler bütün görsel haberleşme kuruluşlarına dağıtılmıştı. Kendisi ise bu tür konularda daha ılımlı bir tavır takınıyordu. İçeri girdiklerinde başörtüsünü bağlama şeklinden ve üzerindeki uzak doğu tarzı boydan elbiseden görevli olduğu anlaşılan bayan kendilerini karşıladı.- Buyurun efendim, size nasıl yardımcı olabilirim. Namaz, sadaka ve benzeri bir ibadet için mi geldiniz yoksa psikolojik ve ruhi danışma için mi?- Bizim randevumuz var, Necmettin hocamızla görüşmek için geldik hanfendi.- Tabi buyurun ben sizi şöyle alayım” diyerek önlerine düşen görevli onları iç içe geçmiş birkaç odadan sonra bir bekleme salonuna bıraktı. Siz şöyle oturun arkadaşlar size yardımcı olacaklar.Bekleme salonu hayli genişti. Duvarları çini süslemeli idi. Yerde İran işi kilimler, salonun orta yerinde su sesini rahatsız etmeyecek seviyede çıkaran altıgen bir havuz vardı. Arıların peteklerini altıgen örmesinden dolayı dini bakış açıları baskın olan mimarlar evlerde ve diğer binalarda havuzları daha ziyade altıgen olarak yapmakta idiler. Kur’an-ı Kerimde arılardan bahsedilmesinin ve Allah-ü Teâlâ’nın “arıya vahyettik” buyurmasının havuz, türbe, cami ve devlet dairelerinin yapımında, tercih edilen geometrik şeklin altıgen oluşunda büyük etkisi vardı. En azından son yüzyılda yapılanlarda bunu gözlemek mümkündü.  Mehmet Bey az sonra yapacağı görüşmenin heyecanı ile duvardaki dijital takvime gözü ilişti. Neredeyse tüm ekranı kaplayacak şekilde 8 Cemaziye-l Ahir 1632, altında çok daha küçük, uzaktan neredeyse okunmayacak şekilde “şemsi tarih” yazıyordu;  27 Mayıs 2205. Biraz olsun rahatladı. Tam gününde ve saatinde danışma-terapiye gelmişti. Bu rahatlıkla takvimin altından geçen günün sözünü okudu. “…Göğe iyi davran, yere iyi davran, suya iyi davran, namaza iyi davran… Muhyiddin Arabi…”Sadece salonun kalabalık oluşundan, aynı zamanda Yunus Emre Camii imamı olan Necmettin Hoca’nın bu işte ne kadar iyi olduğu anlaşılabilirdi. Daha dik bir vaziyette oturmak için kendisini geriye doğru çekerken bu düşüncelerden de sıyrılmaya çalıştı. Görüşmeye odaklanmalı idi. Çocuğunun durumundan eşi ile yaşadığı anlaşmazlıklara ve iş yerindeki çalışanlarla iletişimine kadar hoca efendiye neler anlatacağını tasarlamaya koyuldu. Kendisine ısrarla Yunus Emre Camii İmamı Necmettin Hoca ile görüşmesini telkin ve tavsiye eden Metin’in varlığını sorduğu soruyla hatırladı birden.- Abiciğim bu sesler de ne böyle?Dışarıdan hayli kalabalık olduğu anlaşılan bir gurubun attığı slogan sesleri geliyordu. – “Camiler bizimdir bizim kalacak”, dinde reform istemiyoruz, İslam’da günah çıkarma yoktur.”- “Sufiler olacak” dedi Mehmet Bey. Şu “İslam’da günah çıkarma yoktur” sloganı Mehmet Bey’i hayli rahatsız etmişti. Camide danışma-terapi fikri bütün ılımlı yaklaşımına rağmen kendisinin de bir türlü içine sinmiyordu. Dışarıdaki kalabalık da camide danışma-terapi işini eski filmlerde gördüğü günah çıkarma ritüeline benzetince hepten suratı asıldı. Onu bu konuda zorla ikna eden Metin yüzündeki ifadeden rahatsızlığını anladı ve hemen devreye girdi:- “Abiciğim sen okumuş adamsın bunları senin bana anlatman gerekirken birkaç slogana pabuç bırakma şimdi. Hem ben sana söyleyeyim, seni asıl rahatsız eden şey kendinle yüzleşme korkusu.”Metin’i sevdiğinden fikirlerine saygı duyardı. Tahsil görmediği halde pek çok meselede isabetli görüşleri oluşunu samimi ve saf bir Müslüman oluşuyla izah ediyordu. Onun az önce söylediği bu sözlerden sonra serinkanlılığını koruyarak meseleye yaklaşmaya çalıştı. Bazı sufilerin devletin Yunus Emre Camii gibi büyük camilerde uygulamaya başladığı danışmanlık hizmetlerine karşı çıktıklarını, bunların kaldırılması için kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını duymuştu; ama işin bu boyutlara geldiğinden haberi yoktu. Oysa tasavvufta bu danışma-terapiye benzetebileceğimiz pek çok metot vardı ve yüzyıllar boyu yapılagelmişti. Esaret yıllarında bile gizli saklı da olsa çeşitli vakıf ve dernek adı altında her tarikatta mürşitler müritlerine buna benzer bir danışma sistemi ile yol göstermişler, sıkıntılarını ve ruhi problemlerini aşmada onlara danışmanlık hizmeti vermişlerdi. Kaldı ki devletin bazı uygulamalarına karşı protesto gösterileri, slogan atmalar, taşkınlıklarda bulunarak istemediğini göstermeler tasavvuf ile ne kadar örtüşüyordu. İki yüz sene kadar önce batı esareti yıllarında yazılmış bir eserde şeyhlerin İslam dinine aykırı uygulamalar yapan bir yönetici için “Kahhar” zikri çekecekken ileri gelenlerinden birinin gördüğü rüya üzerine arkadaşları ile bundan vazgeçmeleri anlatılıyordu. O günler geçti. Şimdi ise bütün dünyadaki insanların acaba hangisine kaçak yollardan daha rahat girebiliriz dediği İslam ülkeleri vardı bugün yeryüzünde.Yaşadığı problemlerinin büyük olduğunu düşünmesini istemediğinden Metine döndü:- “Gençler heyecanlarına yenik düşmüş olacaklar” dedi.  Az önce son cemaat mahallinde kendilerini karşılayan görevli koşar adımlarla ve telaşla altıgen havuzun etrafını dolaştı. Kapısında “danışma var lütfen girmeyiniz” yazısı olan kapıya bir iki tıklatarak içerden ses gelmesini beklemeden hocanın bulunduğu odaya girdi. Birkaç dakika sonra görevli çıktı. Açık kalan kapıda beliren hoca hızla uzaklaşan görevlinin ardından seslendi:- “Asayiş kuvvetlerine de haber ver kızım. İçeriye de basından kimseyi almayın.”Necmettin Hoca’nın aldığı yedi yıllık ilahiyat eğitimi ve dini danışma-terapi alanında yaptığı doktora sayesinde, donanımlı olması sebebiyle sergilediği rahatlığı ve kendinden emin tavırları dikkatle süzdü Mehmet Bey. Saçlarının uzun olması dışında tam da düşündüğü gibi bir tipti Dr. İmam Necmettin Bey. Kapıda belirmesiyle salondakilerde kıpırdanmalar ve fısıldaşmalar oldu. Dedesinin bastonuna at gibi binerek içeri dışarı koşturan çocuk bile bu ani değişimle durdu ve ne olduğunu anlamaya çalışarak insanlara tek tek bakmaya başladı. Hocanın içeri girmesi ve kapıyı kapatmasıyla azalarak kesildi bu çalkantı. Hocanın vaazları da pek meşhur idi. Metin geçen Cuma namazını burada kıldığından vaazını dinlemiş ve ertesi gün akşama kadar kendisine anlatmıştı. Vaazın konusu kıyametin kopması ile ilgili idi. Konuyu big-bang teorisi ile irtibatlandırıyordu hoca. Bir balon gibi genişlemekte olan evrenin artık nihai çizgiye ulaşmakta olduğunu, Müslümanın her an kıyamet kopacak gibi ahirete hazırlıklı olması gerektiğini bilimsel temelli olarak savunuyordu. Hatta o kadar ki, kıyametin kopmasıyla berzah alemini görmeden ahirete gözlerini açacak olan neslin muhtemelen bizim neslimiz olduğundan söz etmişti. Kendisi de Yunus Emre Camii tarafından aylık olarak tüm cemaate gönderilen dergide bir makalesini okumuştu. Bu makalede Kur’an-ı Kerimde anlatılan Hızır ve Musa kıssası ile bir zamanlar Amerika Birleşik Devletinin himayesiyle bugünkü Kudüs merkezli o zaman Orta Doğu denilen topraklarda kurulan ve yüz yıl boyunca kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olan Büyük İsrail Devleti’nin sonu arasında bağlantı kuruyordu. Malum Büyük İsrail Devleti Maxim Ghilan adında fanatik bir Yahudi’nin Büyük İsrail Devletinin elindeki bugünkü nano silahların karşılığı olan nükleer füzeleri devletin bütün büyük şehirlerine göndermesiyle tarihe gömülmüştü. Bu fanatik Yahudi’nin Mesih gelmeden İsrail Devleti’nin kurulmasının yanlış olacağını savunan Naturei Carta tarikatına mensup olduğu civar Müslüman ülkelerin istihbaratlarınca sonradan açıklanmıştı. Bu Yahudi tarikatın mensupları yüz yıl boyunca Büyük İsrail Devleti’ni yıkmak için gizlice çalışmalar yapmışlar ve sonunda amaçlarını gerçekleştirmişlerdi. “Acaba psikolojik sorunlarımızın kaynağı onca zaman geçmesine rağmen bu patlamalarla yayılan radyasyon olabilir miydi?”Mehmet Bey kapıda bulunan ekranda isminin yazması ve sesli çağrı sisteminin adını söylemesiyle bir anda kendini ayağa attı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yusuf Peygamber İle Yusufçuk Kuşu / Faik Öcal
D. Ali Taşçı İle Uygarlığa Aşkla Direnmek Üzerine…... / İsmail Sezer & Yunus Çakır
Savaş ve Deprem / Ay Vakti
Cezada Elif İkrârı / Naz Ferniba
Nisan Müzakeresi / Şeref Akbaba
Tümünü Göster