Erzurum ve Sayılı Günler

Erzurum’da mevsimler, diğer birçok vilayetimize göre biraz daha farklı yaşanır. Burası, dünyanın az sayıdaki yüksek yerleşim yerlerinden birisi olduğu için, iklim özelliklerinden bir kısmı her yerden daha fazla, bir kısmı da az görülür. Erzurum, özellikle kış mevsiminin tam hakkını vererek geçtiği, tabiri caizse kışın tüm saltanatıyla yaşadığı bir şehrimizdir. Kış mevsimine uzun süre ev sahipliği yapan Erzurum’a, yaz mevsimi aynı derecede samimi davranmaz. Çabuk geçen yaz mevsimleri, son yıllara kadar oldukça sıcak geçerdi. Son birkaç yıldır yaz ayları da sıcaklığından esirgemeye başladı.

Şöyle biraz geriye doğru gidip de çocukluk ve gençlik yıllarımıza baktığımda, memleketimize kış gelmeden önce kışın muhabbetlerinin geldiğini hatırlıyorum. O zamanlar kok kömürü karneyle alınırdı ve herkes birbirine sorardı. “Karne günün geldi mi? Ne zaman kömürünü alacaksın? Sizin oduncunun odunları kuru mu? Bizde mi oradan alsak acaba?” diye.

Bir de belli günlerden söz edilerek günler sayılır ve kışın ne zaman geleceği konusunda tahminlerde bulunulurdu. Şimdi yine benzer durumlar olsa da eski tadı yok. Bu işleri büyüklerimiz iyi biliyordu. Fazla bilmesem de büyüklerimden duyduğum kadarıyla ben de Erzurum’daki bu “sayılı günler”den söz etmeye çalışacağım.

Her memlekette bu günlerden söz edilmesine rağmen, büyüklerimizden duyduğum ve bu kadar yıldır edindiğim tecrübelerime göre, sayılı günler diğer illere nispetle Erzurum’da tam anlamıyla ve yerli yerinde gerçekleşmektedir. Sayılı günlerden maksat, hangi ayın hangi gününde hangi iklim özelliklerinin yaşanacağının bilinmesi ve bu günlerin beklenerek ona göre tedbir alınmasıdır.

Sayılı günler, hem kış mevsiminde, hem de yaz mevsiminde bulunmaktadır. Ama sanki kış mevsiminde daha fazla sayılı gün vardır. Bu yazıda kışa ait sayılı günlerden söz edeceğim.

Eskiden yıl, yarısı yaz, yarısı da kış olmak üzere iki bölümde değerlendirilirmiş. 14 Kasım’da koç katımıyla başlayıp 179 gün süren kış mevsimine “Kasım günleri”, Mayıs ayının beşi veya altısındaki Hıdırellez’le başlayan ve 186 gün süren yaz mevsimine de “Hızır günleri” denilirmiş. Bugün takvimlerin ön yapraklarında bu ifadeler bulunmaktadır. Çoğunlukla bu günlerin ne anlama geldiğini bilmeyiz. Bilenlere de sormayız.

Kış mevsimi, “koç katımı” ile başlar. Ama Erzurum’da kış, çoğunlukla bu zamana kadar bekleyemez ve Ekim ayından itibaren kendisini göstermeye başlar. Erzurum’da kışın uzun sürmesinin nedenlerinden biri de kışın bu sabırsızlığıdır. Biraz güz tarafından erken davranır, biraz da bahar tarafından geç gider, derken Erzurum’un kışı da altı ayı aşar.

Koç katımı öncesi soğuyan havalar, hemen kara kışa girileceği anlamını taşımaz. Bir süre sonra bir “pastırma yazı” başlar. Ekim ayının sonlarından, kasım ayının ortalarına kadar süren bu yazdan kalma son sıcak günler, ülkemizin ve dünyanın birçok yerinde yaşanır. Ama Erzurum’da bu pastırma yazının yanında bir de “tamburacıoğlu veya tamburoğlu yazı”ndan söz edilir ki tahminen zaman zaman uzun süren pastırma yazının devamını nitelemektedir. Bu sıcak günlerde kış için hazırlanan yiyecekler arasında yapılan sucuk ve pastırmanın hazırlandığı zamanı işaret eder.

Yazdan kalma bu son günlerin ardından kuru soğuklar dönemi başlar. Kar yağmaksızın başlayan bu soğuklar, “zemheri günleri”nin geldiğini gösterir. Üstelik en uzun geceler bu zemheri günlerine rastlar.

Ocak ayında zemheri daha da şiddetlenir. Bu günlere “kara kış” denilir ki yeterince kar olmaksızın yaşanan soğukları ifade eder. Bu soğuk zemheri günlerinde giyim kuşama dikkat etmek gerekir. Bu dikkati göstermeyen ve kış gününde ince ve beyaz elbiseler giyinenlere, diğer illerimizde olduğu gibi Erzurum’da da “zemheri zürefası” denir. Zürefa, zarif kelimesinin çoğuludur ve mevsimine göre giyinmesini bilmeyenler için kullanılır.

Şubat ayında Erzurum’a her mevsimden fazla kar düşer. Kısa bir ay olmasına rağmen hem çok kar yağar, hem de soğuklar şiddetlenir. Zemheri bitmiştir ama yeni sayılı günler kapıdadır. Şubatın ortalarına doğru soğuklar biraz kırılırsa da etkisi devam eder. Bu yüzden “kırk zemheri, kırk da zeheri, gözle bahari” derler. Yani kırk günlük zemheriden sonra kırk gün de etkili soğukları devam eder, bunları atlatırsak bahar da yakındır denilir ama baharın Erzurum’a gelmeye pek de niyeti yoktur.

Birinci cemre 20 Şubat’ta havaya, 27 Şubat’ta ikinci cemre suya düşer. Bahar geldi gelecek derken baharın müjdecisi olan leylekler, Erzurum’a kar ve fırtına getirirler. Her ne kadar bu arada Kasım günlerinin çoğu gitmiş ve “Kasım yüz, gerisi düz” denmişse de leylek fırtınasıyla mart ayına girilir. Bu arada 3. cemre toprağa düşer, leyleğin karı yağar, hava ağusunu döker ve havalarda nispi bir ısınma görülür. Leylek, karla beraber gelir. Derler ki “leylek seggize gelmez, dogguza kalmaz”. Yani sekiz Mart’ta gelmez ama dokuz Mart’a da kalmaz.

Tam bahar geldi, eli kulağında derken, sırada bekleyen sayılı günlerden başka biri daha devreye girer. Berdelecüz soğukları başlar. Halk ağzında berdelecüz denen bu terim, Arapçadan Türkçemize girmiş olan “berdü’l-acûz” yani “kocakarı” soğuklarıdır ki tedbirini iyi almayanlar için “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” deyimi tam da bu günler için söylenmiştir. Odununu kömürünü yeterince almayanlar, bu soğuklarda sıkıntıya girerler. Evde odun yok kömür yok. Ne yapsınlar, artık evde kazma mı bulurlar, kürek mi, ne varsa yakıp ısınmaya çalışırlar. Hatta böyle zamanlarda komşular ve akrabalar birbirlerini gözeterek odunu kömürü biten yakınlarına yakacak takviyesi yaparlar.

Bu berdelecüz’de fırtınalı günler çok olduğu için dışarı çıkılmaması tembihlenir ve eskiden, “insan bu havada seyahate çıkar da ölürse imansız gider” denilerek insanların yaya, atlı veya kervanla yola çıkmalarına mani olunmaya çalışılırmış. Bu sözü ben sevgili annemden duymuştum. Bir anlamda meteorolojinin şimdi iletişim vasıtalarıyla fırtınadan dolayı yollar kapalı, sakın yola çıkmayın demesi gibi bir şey. Böyle bir havada yola çıkmak, bile bile ölüme atılmak olarak düşünülmüş ve böyle bir söz söylenmiş. Yani bu söz, cehaletle değil, aksine bilgece söylenmiş bir söz.

21 Mart’ta baharın müjdecisi Nevruz kutlansa da Erzurum’un baharına daha çok vardır. Nisan’daki soğuklardan ilki “korkma Mart’ın kışından, kork Abrelin beşinden” deyimiyle ortaya çıkan beş nisan soğuğudur. İkincisi de “camışkıran” soğuklarıdır. Şiddetli fırtınalar olur. Bu yüzden yukarıdaki deyime bir de “camışı ayırır eşinden” ilavesi yapılır. Demek ki çok şiddetli soğuklar oluyor ki güçlü bir canlı olan mandanın ölümüne neden olduğu için eşinden ayırabilmektedir. Nisan ayında kasım günleri tamamlanır ve Erzurum’da bahar, 5-6 Mayıs’taki Hıdırellez’le birlikte başlar.

Burada sözünü ettiğimiz tarihlerden birçoğu, eski hesap Rumi takvime göredir. Söz gelimi Abrel beşi böyledir. Yoksa miladi takvimle Nisan’ın beşine bakacak olursak hesap tutmaz. Yani yeni hesapla yaklaşık olarak Nisan’ın on sekiz veya on dokuzu abrel beşini ifade eder.

İşte tüm bu sayılı günler geçtikten sonra bahara merhaba diyebilen Erzurum’da bahar çok kısa sürer ve yaz mevsimi başlar. Ama son yıllarda yaz mevsiminin de soğuk geçtiği görülmektedir. Bu yüzden dost sohbetlerinde, “Temmuz’un soğuklarını da atlatalım, hemen sonrasında yaz gelecek” latifelerine de yer verilir oldu.

Burada bir de Evliya Çelebi’nin Erzurum seyahati sırasında söylediği iddia edilen bir sözüne yer vererek yazımızı tamamlayalım. Rivayet odur ki Evliya Çelebi “On bir ay yirmi dokuz gün Erzurum’da kaldım, halk hala yaz gelecek diyordu” demiştir. Bu sözü Çelebi mi demiştir, yoksa Çelebi’ye nispet mi edilmiştir tam bilemiyorum ama kim söylerse söylesin oldukça abartılı söylenmiş olduğu anlaşılıyor. Çünkü bazı mevsimler kısa, bazıları uzun olsa da bazen Erzurum’da dört mevsimi aynı günde yaşadığımız bile olur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

127. SAYI / NİSAN 2011 / Ay Vakti
Yusuf Peygamber İle Yusufçuk Kuşu / Faik Öcal
D. Ali Taşçı İle Uygarlığa Aşkla Direnmek Üzerine…... / İsmail Sezer & Yunus Çakır
Savaş ve Deprem / Ay Vakti
Cezada Elif İkrârı / Naz
Tümünü Göster