Yorgunluk Çiçeği

Bir gün güçlenir diye kollarım yağmurlu havalarda
Su sattım mısır sattım şehrin bütün kavşaklarında
Bir gün taşırım diye güneşi sildim bütün imzalarımı
Üstüme örtü kıldım el yazısı alın yazımı yeter ki yaşat
Öldüm bittim cami tuğlalarına dua kazımaktan
Put gibi kırılan inadından ipek bir şala bürünüp
Dolan diye kitaplık raflarımın arasında püsküllü şiirler
Lavanta kokulu nefesler bırak her sihirli ezan vaktinde

Önümüzdeki günler güneş saatiyle geçiyor bak
Beni yaşat istedim yer yataklarında her gün üstüme
Dökülen oda dolusu hülyalı kavgalara da razıyım
Sen gelince aklıma gölgemin ıslanması bundandır
Adın kalır kıtlık zamanı yoksulluk karnelerimde
Gidersen bir gün kara trenler bir de siyah beyaz
Fotoğraflara düşmüş zencefil dalı yaralı bir kunduz
Gibi uzattım boynumu Şah Damarımdan Yakın Olana

Teslim olduğumu göreceksin müjdeyi getirir sana
Masa üstünde dumanı göğü yeşerten inmeli mektup
Kurşun kalemimi sivrilttim kömür damarlarından
Akan bu şiir evlenmiştir böcek sürüsü kelimelerle
Aldırma aradaki boşluklar kristal vazoya dikilmiş
Yorgunluk çiçeğidir yazgımın iyi bak güzel sula
Binmezsen bir gün belki Ankara kervanlarına

Yaşamaktan yoruldum bak parmağım derin ağrılı
Demir işçisi gibi her cehennem çukurundan
Göğe serilmiş keder örtülerini indirmekle meşgul
Çek çıkar beni kabuslarında her gün her gece
Güncel kavgalarına düştüğüm sokaklara bırakma
Ben de barınayım gölgende sahi saat kaç orada
Aynı mı akrep yelkovan kim kimi kovalıyor durmadan
Ekmek aynı mı mesela tuz kokuyor mu orda da
Yorgun mu tanıdığın Egeli tayfalar kayıklar ve sular
Ateşler içinde mi okunmamış kırmızı kitap sayfaları

Bana diyorsun ki bana hep kış mevsimler alıştım
Durdur iki yanından akan şu çılgın ırmakları ki
Göreceksin okunaklı şiirler takılacak yorgun oltana
Ümitli türküler buram buram günebakan şaşıracaksın

Açıl dedik denize birlikte dedik yarıldı karnından
İnci tanesi gülüşün çıktı kayalıkların arasından
Yalınayak yürüdük ay güneş ve yakamoz heyyy
Girdin bu denize yürü şaşırt adımlarını yürü
Zerdali gölgesi düşmüş dalgalar arasında arkandan
Gelen kervan bir salkım gibi takılıyor kayalıklara

Ben birçok kere öldüm biliyorum ölümün tadını
Ama mesela Birgi’de öldüm dirildim onun süreği
Bu taştan sabrım hayal sahnesindeki bu çılgın
Temaşa tabaklar dolusu ceviz kabuğu o günden
Göğsümü dolduran buselik notalara kulak ver dinle
Bin yıllık faciayı temize çekiyor ayrılıklara dair

Renkten renge girdik gülüm halden hale her dakka
Öğrendik kötülük nasıl bir fiske patlayan alnımızda
Sevindik günlerce makamdan makama bilmediğimiz
Bütün sokaklarında Bitez’in dondurma kokularıyla
Kuşlu türküler söyledik sözleştik sonsuz bir huzurla
Açılıp kapanan çarşılar şahittir tra la la la tra la la la

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

187. SAYI / TEMMUZ-AĞUSTOS 2020 / Ay Vakti
Vusul.. Usûl.. Velhasıl.. / Şeref Akbaba
Saklı Mektuplar-104 / Şiraze
Aforizmalar / Naz
İki Sufinin Mücadelesi / Enes Güllü
Tümünü Göster