Acaba RTÜK

133
Görüntüleme

Bugünlerde dizi sürelerinin ne kadar uzun olduğu çok tartışıldı. Hatta dizi sektöründe çalışanlar  Taksim’de protestoda buluştular. Geçtiğimiz 24 Aralık Cuma günü Sender ve Sine-sen  tarafından tertiplenen protesto yürüyüşüne, yönetmenler, senaristlar, setçiler, ışıkçılar, montajcılar, oyuncular, figürasyonlar, asistanlar katıldılar. Dizileri yapan yönetmenler, senaristler, setçiler ve ışıkçılar, dizilerin çok uzun olduğunu, uzun olunca da 20 saatlik bir çalışma gerektiğini, sigortasız çalışanlar olduğunu, 8 saatlik bir çalışma süresi istediklerini, yeni bir yasa istediklerini, maaşlarını alamadıklarını, çağdaş dünyaya uygun çalışmak istediklerini, insan haklarına saygılı bir çalışma istediklerini, figürasyonların haklarını alamadıklarını, dizilerin 90 dakikalık süreyle çok  uzun olduğunu, dizilerin 45 dakika olması gerektiğini ve insanca çalışmak istediklerini dile getirdiler. Yapılan açıklamalardan biri, dizilerin nasıl zorluklarla çekildiğini açıklıyordu; “dizilerin uzun olması demek 20 saat çalışmak demek, dizilerin uzun olması demek 4 saat uyku demek, dizilerin uzun olması demek sağlıksız çalışmak demek, dizilerin uzun olması demek, insanca yaşayamamak demek.”     Ben bu işin güçlüğünü, dizi setlerinde çalıştığım dönemden de bilirim. Özellikle de biri Ramazan ayına denk gelmiş idi ki, saat sabahın 7’sinde yola çıkıyor, gece 1-2’ye kadar aralıksız çalışıyor, gece 2.30 civarı eve geliyor, yorgunlukla biraz uyumayı deniyor, gece 3 gibi kalkıp sahur yapıp tekrar uyumaya çalışıyor, sonra 5 gibi sabah namazına kalkıyor, tekrar biraz daha uyumaya çalışıyor ve 6.30’da uyanıp sete gitmek için hazırlanıyordum. Tam bir kabustu. Kronik yorgun olarak sette hata yapmamaya çalışmak da işin cabası. Tabii dizi setinde benden başka oruç tutan olmadığı için –ki sözde dini bir kanala dini bir film çekiyor idik- diğer çalışanlar eminim benim kadar zorlanmamıştır ama haklarını yememek lazım, dizi seti baştan başa bir felaket!       Şimdi ister istemez yapılan işlerin sonucuna bakarak insan düşünüyor, o kadar yorgunluğa değiyor mu acaba? Özellikle de aile yapısını ve Türk geleneklerini hatta son zamanlarda tarihimizi hiçe sayarak yazılan senaryolar, seyirciden de etkili bir tepki almaya başladı. Zaten uzun bir süredir seyirci, dizilerin konu itibariyle birbirlerini takip etmesinden usanmıştı. Hep ille büyük konaklarda ya da deniz kenarındaki yalılarda yaşayan zengin ailelerin entrikaları, taklid garibesi ucuz polisiyeler, kenar mahalle dilberlerinin aşkları, fakir başrol oyuncusunun sonradan katıldığı zengin aileye karşı mücadelesi vs vs vs… Artık farklı konuların işlenmeyişi bir yandan bıkkınlık veriyor bir yandan da çok fazla dizi izlenildiğinden şikayetçi olunuyordu. Televizyonlarda dizi ve sanki dizilerden derlenmiş haberler ve bir de yarışma programlarından başka bir şey yok, dolayısıyla insanların ille bir şey izlemek istiyorsa dizi seyretmekten başka seçeneği kalmıyor. Belgesel yahut eğitici programlar ise tedavülden çoktan kalktı.       Bu arada programları sayarken, “yarışma” kısmına takılmadan edemiyorum. Sanki az dizi izliyor ve televizyon karşısında vaktimiz az harcıyormuşuz gibi yeni bir yarışma programı çıkardılar. Efendim neymiş, filanca dizi karakteri hangi ilde askerliğini yapmışmış… Bilene şu kadar ödülmüş… eh artık, bir yanımız dizilerden illallah derken diğer yanımız daha fazla seyredecek ki gündemden de yarışmadan da ödülden de geri kalmasın!         Acaba RTÜK, bu işe ciddi olarak bir el atmayı, dizilere en azından süre sınırlaması getirirken günlük birkaç saati zorunlu olarak belgesel ve eğitici yayınlara ayırtmayı düşünmez mi?         

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ortadoğu’da Değişen Denekler / Ay Vakti
Numaradan Yaşamak / Necmettin Evci
Cezada Elif İştiyakı / Naz Ferniba
Prof. Dr. Orhan OKAY Hoca ile / Ada Dalgalıdere
Yüreği Gerilmiş Delinin İpinin Çekilmesini Anlatır... / M. Ragıp Karcı
Tümünü Göster