Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -62

253
Görüntüleme

Boğaz’ına kuşak gibi dolandığım İstanbul
surlarından baktığımda gözlerimden tanımıştı beni
kayıkların Milonga ritmine kapıldığım an yakaladığında eteğimden
huşû içinde bergüzar diye sundu serin sularına
hapsine razı olduğum gündü doğuşum yeniden
sürmesin tek, Lales’e kimsesiz beni

sonrası ağır zamanların
Adigece ağıtların içine çekildiğimde

çatkıma sırlanıp tuttu kederimden
yaşımı ılık sularına akıttığım Maykop

gün geçtikçe kırılganlaştı yediği darbelerden
ağladıkça çoğaldı diye Şirâze

süzüldü bütün güzelliği
bir nehrin derdine ortak olamam diye kaçtım

kaçmalarıma bir yenisini ekleyerek  
istemem bırakmasın tek beni bana geçidin bekçisi şehir

gerçeği alenen göstermeden

yarına dair endişesizim
olsam sanki neyi engelleyebilirim
herkese nispet ben bildiğim şeylerle uğraşmayı tercih ettim
o yüzden hep geçmişle kavgalıyım Şirâze ve onadır dargınlığım

uzun sürmez ama hemen dönüp sımsıcak sarılırım

bana musallat bu talihsizlik, belirsiz kimden devraldığım
çok da önemi yok gerçi değiştiremediğim bu ayrıntının
sözüm kesildiği gün imzası atıldı bir elden diğerine devredilişimin
şimdi çağın felsefesinde, modernizmin orta yerinde

kültürel cehalete asice, gücüm yettiğince, yüksek sesle
akademik bir söylemle baş kaldırıyorum

herkese inat, bütün yaptırımlara çalım atarak
küçük koylara demir atar da uçan halım
kısa süreliğine konaklarım
de ki Şirâze: Sarı Lima seni bekler
de ki Şirâze: gün doğarken ağlatır insanı, gün batarken ağartır yaşanmışları

falancadan aldığım derslere ek, filancadan alamadıklarıma terslenişim
tüm bildiklerimi tek bir an içinde

bir tek cümle ile ışık hızına denk söyleyişim
ne olduğumu değil de, ispatlar gibi ne olamadığımı çizişim

ve benim Şirâze o yaralı merhametim:
beni başkalarına mahkum eder
de ki:
tam olamaz insan, noksanlarıyla yaşar
de ki:
onlarla beraber hem sever, hep sever

hem anar, hem yanar, hem arar

tulû vakti herkese hoş selâm ile yöneldiğinde
derviş edâsı dilâgâh yüreklerde
huzmelerin şavkında sen bir endâm, ben bin deveran

hâl dilinden dökülür ifadeler
kimine az gelir safir, kimine çok âlemin taşıdığı kıymetler 
ve Şubat’la uyanır Şirâze beklediklerim; dîdar, dildâr, dilâzâr…
ey şefkatine sığındığım! çevirme kapından
ey varlığıyla sevindiğim! andıkça içimde çoğalan
ey sonsuzluğum, doğuş vaktim, uyanışım! kaldır perdeleri aradan

korkum ziyanda olmak, ziyana düşmek, ziyan etmek kendimle ne varsa
korkum Şirâze, öylesine kayıp gitmek tanımsız, adsız, yalnız
oysa yakılan köşklerin, köprülerin ateşi bulaştı bir kere üzerime
tutuştu Sırça Saray’ım; Malta, Şale, Çit, Çadır köşklerim
ve bin parçaya bölündü nârin Bohemya avizelerim
şimdi ben küskünüm sana Şirâze ol ateşten sebep
bırak bu küslüğün içinde ol sebepten eriyeyim

bırak Şirâze’m, seni nasıl hatırlıyorsam öyle seveyim

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ortadoğu’da Değişen Denekler / Ay Vakti
Numaradan Yaşamak / Necmettin Evci
Cezada Elif İştiyakı / Naz
Prof. Dr. Orhan OKAY Hoca ile / Ada Dalgalıdere
Yüreği Gerilmiş Delinin İpinin Çekilmesini Anlatır... / Mehmet Ragıp Karcı
Tümünü Göster