Babamla Resmim

Yarın bir gün babamı nasıl hatırladığımı sorsalar, ne diyeceğim? Böyle bir soru olur mu? Olur. İnsan beyni değil mi? Hangi çukurdan neyi çıkartacağını bilmek mümkün değil! Aklımızda imajlar, olaylar ve sesler nasıl karmaşık çağırışımlar üretiyor. Her şey anlaşılır ve netmişcesine, tebessümlerle yaşıyoruz.
Oysa hiç de öyle değil.
Yaşadıklarımız doğrudan görme duyumuzu değiştirmiyor mu? Bir kez evimiz yansa, bir daha mum alevinden bile başka bakmaz mıyız? Aklımıza hemen o sahneler gelmez mi? Oysa, yaşadıklarımız olmadan o sadece zararsız bir mum alevidir.
Her şey ama her şey hayatımızı etkiliyor.
Elimde yıllar önce, gerçekten yıllar önce, ben henüz bebekken çekilmiş bir fotoğraf, zihnimde geçmiş ve gelecek, anlayışımı ve anlayışları düşünüyorum. Çünkü elimdeki resim bana bu soruyu sorduruyor; Yıllar sonra bana babamı sorsalar, ne diyeceğim?
Konu şu ki, ben bugün bile ne diyeceğimden emin değilim. Oysa, babasının kucağından, onun kocaman kolları arasından tatlı bir tebessümle bakan şu bebek benim. Belki konuşamıyor ama gözleri babası hakkında ne düşündüğünü pekâlâ anlatıyor. Evet. Bebek ben, babası hakkında daha az biliyor ama bildiklerinden çok daha emin…
Annemin söylemesine göre ayak sesini duyunca ne yapıyorsam bırakıp, kapıya koşmaya başlarmışım. Elindeki çantaları bırakmasına bile fırsat vermeden üzerine atlar, oynamak istermişim. Hele bir de bana şeker getirmediyse o zaman büyük curcuna başlarmış. Öyle ağlarmışım ki, babam beni susturmak için çeşit çeşit oyun icat edermiş. En çok saklambaç oynarmışız. Saatlerce oynadığımız olurmuş.
Bir de “Kuvv” diye işaret parmağımla ateş eder, onu vururmuşum. Yere düşüp ölü taklidi yaptığında da “Kalk kalk” diye zıplarmışım. Hani kalksın da yeniden vurayım diye. Ama hele bir o beni vurmaya kalksın, hemen mızıkçılık yapar ağlarmışım. İllaki ben vuracakmışım oyunda. Saklambaçta da illaki o saklanacak, ben onu arayacakmışım.
Sorsalar, herhalde bir şekilde anlatırdım; bebekken babamı çok severmişim.
Şimdi? Ya şimdi? Onu nasıl hatırlayacağım? Bunca yaşadıklarımdan sonra hatıralarım, hayallerim bana neler oynayacak? Bu resme bakıp onun hakkında neler söyleyebilirim, bilemiyorum. Gözlerimden hayatin perdelerini indirsem ve bir başkasının resmiymiş gibi baksam? Bu mümkün müdür?
Hayır. Biliyorum, çünkü babamın yaslandığı o komodinin üzerindeki oyuncak araba ile yıllar boyu ben oynadım. Hayır, çünkü dayımın oğlu arabanın tekerleğini kırdığında saatlerce ağlamış, hatta ağlarken uyuyakalmıştım, nasıl unutabilirim? Hemen arkasında duran o katlanmış zıbını da tanıyorum. Nasıl onu benden sonra oğlum da giydiyse, resimdeki bebeğin üzerindeki hırka da babasının çocukluğundan kalma. Keşke o da elimde olsaydı, keşke onu da oğlumun üzerinde görebilseydim.
Komodine sol kolu ile yaslanmış olan babam, beni sağ kolunun üzerine oturtmuş. Sağ ve sol elleri karnının üzerinde birleşmiş. Ve ben de kucaklanmış olmaktan ziyade, bu dev kol ve ellerin arasına sıkışmış bir cüceyim. Onun yanında ufacık kalan ayaklarımın parmak uçlarından çoraplarım sarkıyor. Hele onun ellerinin birleştiği yere doğru inen, minicik el parmaklarım. Toparlak yüzüm, belli belirsiz bir tebessüm ile açılmış ağzım ve başımın üzerinde ince bir ipek tabakası, hafif dağınık saçlarım. Bu baş kendisine yaslanmış duran o kocaman kafayla en çok bu noktada benzeşiyor.
Evet babam da bana yaslanmış. Koca adam, başını boynunun üzerinde tutabilmek için benim desteğime ihtiyaç duyuyor gibi. Sanki ben kucağında durmasam, bedeni odadaki her şeyi devirerek büyük bir gürültü ile yıkılacak ve başı da boynunun üzerinden yuvarlanıp gidecek. Bu yüzden, bana yaslanması, benden destek alması gerekiyormuş gibi duruyor.

Onun yüzünde de aynı belli belirsiz tebessüm, gözlerinde, bugün bana çok hüzünlü gelen bir bakış var. Ve saçlarımızdaki o hafif dağınıklık.
Evet, bu çocukluğa ilk adımlarını atan bebek benim. Yanımdaki göbekli, sakallı ve mahzun bakışlı adam da otuzlarındaki babam. Komodinde oyuncaklarım ve zıbınımın yanında, doğduktan birkaç ay sonra çekilmiş ve çerçevelenmiş resmim…
Ve hayatın bir anının hapsedilmeye çalışıldığı bu karede, bu aldatmacada ben, babam ve bir sürü hatıra, yıllar öncesinin yüzlerinden bugüne bakıyorlar. Aslında doğrudan bana, göz bebeklerime bakıyorlar.
Bu babamla benim resmim…
Bu resim… Bu oda… Bu bakışlar…
Yıllar sonra bana babamı sorduklarında ne diyeceğim? Evet, bir gün bu soru gelecek, birisi “Baban nasıldı?” deyi- verecek. Belki de çok güzel bir dost muhabbetinin ortasında geliverecek bu soru aklıma. Hani herkesin çok güzel bir anısını anlattığı, ve artık anlatılacak bir şey bulamadığı o an vardır ya… Belki o an aklıma, gecenin bir vakti ağrıyan dişimi çekmesi için, dişçiyi silahla uyandırması gelecek. “Adamın yüzünü görmeliydiniz!” derken, babamın yüzü geliverecek aklıma belki de…
Ya da bir bahar gezisinin en tatlı anında, babamın dereye düştüğümde beni kurtarmak için nasıl çabaladığını hatırlayacağım. Ya da eve gelmediği geceler uykularımı bölecek yıllar sonra. Ayrı kalmak zorunda kaldığımız günler, hatta yıllar sonra küstüğümüz, neredeyse tartıştığımız konular.
Hayat bir pişmanlıkların ardı ardına yığılması olmamalı… Yaşadıklarımızın hepsi bizim değil mi? Babamla yaşadıklarımın ne özel yanı var? O da gelip geçen milyonlardan, milyarlardan biri. Aynı benim gibi. Büyük bir artist, şair ya da devlet adamı değildi ki arkasından anılsın, hakkında iyi kötü sürekli konuşulsun. Öyle bir adamdı işte.Esnaftı, biraz deli fişekti. Biraz, hatta birazdan fazla milliyetçiydi. Din ile pek barışamadi, babaannemin şaka yollu ısrarına rağmen. Kardeşini kaybettiğinde uzun uzun ağlamış, isyan etmişti. Babamdı.
Belki elimde bir fotoğraf, oyalanmak yerine alt kata inmeli ve taziyeleri kabul etmeliyim. Yıllar önce çekilmiş bir resim ile oyalanmanın pek zamanı değil aslında.Babamı yıllar sonra birilerinin sorması için pek de sebep yok zaten. Diyorum ya ne bir eser bıraktı, ne bir devlet adamıydı. Esnaftı. Biraz deli fişekti. Hep uzaktan severdik birbirimizi. Babamdı. Kardeşini kaybettiğinde çok üzülmüştü, durup durup ağlardı. Zengin değildi, kendisine de pek miras kalmamıştı. Babamdı, beni bana bıraktı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yağmurdan Önce / Abdullah Yıldırım
Tuna ve Asil Savaşçı / Hakan Özbek
Medine Ol Çağır Beni / Adem Özbay
Sana Anlattım / Özcan Ünlü
Ali Nar’la “Arılar Ülkesi” Üzeri... / Recep Garip
Tümünü Göster