Sanatın ve Sanatçının Muhalif Duruşu

244
Görüntüleme

Sanat – edebiyat faaliyetlerine her devirde ve özellikle yeni zamanlarda çeşitli kesimlerden tepkiler ve itirazlar gelmektedir. Gündelik yaşayan insandan tutun, devlet adamlarına, bilim çevresine kadar sanat çabaları, daha çok duygu alanımıza seslendiğinden her meselenin çözümünü kuru aklın kuralları içinde arayanlar için bir tenkit ve itirazlar alanıdır. Gündelik işlerin yoğunluğu içinde kitap okumaya vakit ayıramayan insanlar için ise edebiyat, bir fanteziden ibarettir. Mesela edebiyatın önemli bir dalı olan şiir böyle düşünenler için, fayda getirmeyen, karın doyurmayan gereksiz bir uğraştır. Vakti öldürmekten başka bir işe yaramaz.
Sanat – edebiyat faaliyetlerine zaman zaman kanun koyuculardan da itirazlar gelmektedir. Onların uygulamalarda yaptıkları yanlışlıkları eleştiren yazar ve sanatçıları hiç hoş karşılamazlar. Hatta düşünceyi ve onun pratikte yansıması olan eserleri suç sayıp toplattırırlar. Sahipleri hakkında soruşturma açar, gerekirse mahkum ettirirler. Sanırlar ki bu tip eleştiriler giderek kurulu olan kamu düzenini bozacaktır. Devleti idare edenlerin yaptıkları hata ve yanlışlıklar, duyarlı olan sanat adamlarının gözünden kaçmadığı için onlar her vesile ile muhalefet görevini yaparlar. Sanat ve fikir adamları, yaptıkları yazılı ve sözlü eleştirileriyle devlet adamlarını zor durumda bırakabilirler. Onların tepeden inmeci, jakoben baskıcı tutum ve davranışlarını toplumun önüne ellerindeki yayın araçlarıyla duyururlar. Sanat ve edebiyat adamları, bir çeşit halkı uyarıcı eylemler içinde olduklarından tarih boyunca kanun koyucular ve devleti idare edenlerle sualtında sürtüşme ve gerginlik hep devam etmiştir. Bu açıdan onlar sanat  adamlarından oldukça çekinirler. Kendi kurulu düzenleri adına bir tehlike sezildiği an bu tür faaliyetlere sansür uygulayabilirler. Bu ve benzeri uygulamalar sanat adımının önündeki açmazlardır. Yöneticiler içinse bir tür korunma silahıdır. Namuslu ve aydın bir sanatçı bu tür durumları peşinen bilecek ve doğru bildiği şeyleri söylemekten ve yazmaktan asla çekinmeyecektir. Bu onun hem aydın olma hem de insanlık borcudur. Sanatkarlar özellikle şairler, topluma ve bütün insanlara yapılan her türlü haksızlıklar karşısında muhalefet görevini yaparak sesini yükseltecektir. Bu soylu davranış, insanın ve sanatın haysiyetini korumak adına bir gerekliliktir. Bir de şu var. Her meslek erbabı, kendi mesleğine ve meşrebine bağlıdır. Kendisinin uğraştığı alanlar dışında kalan mesleklere ilgisi dolaylı bir ilgidir. Sanat faaliyetleri ile ilgilenmek ise başlı başına bir iş, başlı başına bir ilgi ve bağlantı alanıdır. Mesela hayatında bir kere olsun tiyatro eseri seyretmemiş birisi için, bu kesimin bütün sanatçıları birer palyaçodan ibarettir. Şair İ. Özel’ in dediği gibi insanlar hangi dünyaya kulaklarını açarlarsa diğerlerine sağırdırlar. Hayatında sanat alanlarıyla hiç ilgilenmemiş birileri için bu alanın gerçeklikleri ona pek bir şey ifade etmez. Diğer alanlarda görev yapan insanların sanatçılarla çatışmalarının temelinde sanat ve edebiyat meselelerine yabancı kalmaları kör ve sağır kalmaları yatmaktadır.
Sanatın, dün olduğu gibi bugünde yarın da bir işlevi olacaktır kuşkusuz. Sanat çabaları insanın ve onun çevresi arasında bir denge sağlamaya yardımcı olmaktadır. İnsanoğlu yaradılışı gereği, bir savaşçı bir barışçı yönelimler içindedir. Bazı insanlarda savaşçı, bazı insarlardaysa barışçı eğilimler önem arz etmektedir, insan ruhu; bazen bir coşku bazen da bir sükun içinde yer almaktadır. Bu noktada sanat, kişinin ruhundaki med ve cezrin, iniş ve çıkışlarının durulma ve kabarmaların ortaya dökülmesine yardımcı olmaktadır. İnsanın özünde, kendini aşma cehdi ve eğilimi vardır. Ferdi olandan toplumsal olana, oradan evrensel olana açılmak ve ebediliğe yükselmek arzusu, insanın fıtri bir eğiliminden kaynaklanmaktadır. Asıl sanat ve edebiyat çabaları insanın bu eğiliminden doğmaktadır. Sanatkar yaşadığı hayatı kavrayıp ruhunun derinliklerinde duyumsadıktan sonra çeşitli renk, ses, şekil ve işaretler halinde tekrar insanlara armağan eder. Sanatın bu bağlamda bir görevi var. insanın kendi bütünlüğü içinde kendi kendisinin farkına varması, kendini aşma istek ve iştiyakı uyandırması sanatın görevidir. Sanat çabaları insanda topyekûn var olmak şuurunu uyandırır. Ben neyim, ben kimim ile birlikte ben varım’ı kurcalar. Bir kere sanat çabaları, varlık problemi alanına girince varlık ötesini de araştırmaya namzet olur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yağmurdan Önce / Abdullah Yıldırım
Tuna ve Asil Savaşçı / Hakan Özbek
Medine Ol Çağır Beni / Adem Özbay
Sana Anlattım / Özcan Ünlü
Ali Nar’la “Arılar Ülkesi” Üzeri... / Recep Garip
Tümünü Göster