Kedigözü

176
Görüntüleme

Teknoloji haberlerine düşkün olduğumu itiraf etmeliyim. Hani çok önemli haberlerin arasında kalan boşlukları doldurmak için kullanılan ve çoğunlukla garip bir espri anlayışı ile anlatılan yenilikler vardır ya işte onlardan bahsediyorum. Genellikle konu ile alakası olmayan bir resim ile verilir bu gibi haberler. Ya elinde bir deney tüpü olan güzel bir kadın vardır ya da kablolar arasında kaybolmuş, saçı başı dağınık bir adam. Anlarsınız ki o boşluğu doldurmak ve biraz da okuyanı eğlendirmek için oraya yerleştirilmiştir. Bir çok kişi başlığına bakıp geçecektir:
“Yerçekimsiz ortamda çalışan dolmakalem yapıldı”
Böyle bir haber ülkemizde kimi ilgilendirebilir ki? Bunun yerine;
“Falanca ünlü artist yerçekimsiz ortamda çalışan dolmakalem satın aldı!” ya da “Fişmekanca futbolcu anlaşmasının imzasını son model yerçekimsiz ortam kalemi ile attı!” haberi daha fazla ilgi çekebilir. Oysa, bu gibi haberleri gözleyen benim gibileri de var. Pazar sabahları ki bu haberler genellikle haber sıkıntısı sebebi ile daha çok olan tatil günlerinde bol olur, bayii önünde gazete sayfaları arasında bu incileri ararım. Amerikalılar uzayda en son ne yapmışlar? İnternet ile koku gönderimi konusunda bir gelişme var mı? Üç boyutlu tarayıcılar ne zaman ucuzlayacak? Şeker hastalarının hayatlarını kolaylaştıracak bir çözüm bulunacak mı? Bu konuları da aklınızda tutmanız gerekecektir! Çünkü o çalışmayı yapan bilim adamının çalışmaları hakkındaki gelişmeleri, gazete sayfalarında doldurulamaz bir boşluk oluşana dek öğrenemeyebilirsiniz.
Bu gibi haberleri takip ederken, bilim dünyasının yapısını, teknolojinin insanlığı ve dünyayı nasıl değiştirdiğini izlersiniz. Yıllarca takip ettiğiniz bir gelişmenin artık laboratuvar ortamından çıkıp kullanılmaya başladığını, hele hele sizinde görebileceğiniz, yada satın alabileceğiniz bir yakınlığa geldiğini gördüğünüzde, çocuğunun yürüdüğünü gören bir baba gibi sevinirsiniz.
Geçen yılın sonuna doğru, bu tür haberlere örnek ilginç bir gelişmeyi yine gazetelerde okudum. Bir uzman, hayvanların gördüklerini, bir bilgisayar ekranına aktarmanın mümkün olabileceğinden bahsediyordu. Çalışmayı yapan ekip ülkemizden olduğundan, diğerlerinden biraz fazla, ama sadece biraz fazla ilgi görmüştü bu haber. Oldukça ilginç bulduğum bu haberi ilgi ile okudum. Oldukça başarılı bir hekim olan Doçent Dr. Necati Sinli, “görme özürlü insanların, göz olmadan görmesini sağlamak için, gözün ve görme işlevinin nasıl çalıştığını anlamamızın çok önemli olduğundan” bahsediyordu. Buna giden yoldaki en önemli engellerden biri de gözün beyne aktardığı verilerin yapısının anlaşılmasıydı. Göz sinirleri ile beyne taşınan sinyallerin yapısı çözülür ve yapısı anlaşılırsa, göz yerine kameralar kullanılabilir ve aynı sinyaller üretilebilirdi. Bu görme özürlüler için büyük bir gelişme olacağı gibi, binlerce sayısız alanda kullanılabilirdi.
Doç. Dr. Necati Sinli, bunu sağlamak için bir kedinin gördüklerini bilgisayara aktarmak istiyordu. Haberde, bu konuda biraz mesafe almış olmakla birlikte, henüz işin başında olduğundan bahsediyordu. Bir diğer konu da hayvanların bizim gibi görüp görmedikleriydi. Bazı hayvanların kimi şekil ve renklere farklı tepkiler vermesinin sebebi ne olabilirdi? Çalışmalarla bu soruların cevapları bulunabilecekti.
Birkaç hafta sonra yine pazar gazetelerinden birinde, Doç. Dr. Sinli ile yapılmış bir röportaj bulunca çok sevindim. Gazeteyi okumadan bir kenara bıraktım ve kendime güzel bir kahvaltı hazırlayıp, uzun süredir sakladığım özel harman çayımı çıkarttım. Daha sonra çayıma bu ilginç konuda yapılmış röportajı kattım şeker niyetine. Neredeyse bir sayfa, evet alt kısımdaki otomobil ilanını saymazsak bir tam sayfa, ayırmışlardı bu konuya. Necati Sinli, çocukluğundan tıp eğitimine, bilgisayarlardan ailesine bir çok konudan bahsediyordu. Ve tabii bu ilginç deneye esin kaynağı olan hadiselerden:
“Sayın Sinli, bu noktaya nasıl geldiniz? Esin kaynağınız neydi?
“Bilimsel çalışmalarda her şey adım adım gelişir. Evet, ilhamın çok önemli bir rolü vardır. İlhamın da oluşabilmesi için bir temel bilgi ve o bilgiyi elde etmenizi sağlayan çalışmalar dizisi vardır. Hiç kimse çok karışık bir formülü ya da bir gelişmeyi belirli bir çalışmaya dayanmadan ortaya atamaz. Biz de yıllardır göz ve gözün işleyiş biçimi hakkında çalışıyoruz. Bunların neticesi olarak, göz olmadan görebilmek diye özetleyebileceğimiz bu geniş kapsamlı deney, kaçınılmazdı. Ancak, örneğin denek olarak kediyi seçmemize sebep olan ninemdir. Yıllar önce, henüz çocukken, bir gün Sarman’ı ve kendi kendine oynadığı oyunları ilgi ile seyrettiğimi görünce bana “Kediler melekleri görür onlarla oynarlar evladım’ demişti. Elbetteki kedilerin melekleri gördüğü gibi saçma bir düşünceye inanmıyorum ama yine de bir kedinin neler gördüğünü o zamandan beri merak ediyorum.”
Bir kedinin neler gördüğünü bende çok merak etmiştim.
Birkaç ay geçtikten sonra, bir televizyon kanalının ana haber bülteninde “Bilim adamımızın büyük başarısı” başlığı ile Doç. Dr. Necati Sinli’ye tekrar rastladım. Amacına ulaşmış kişilerin rahatlığı ve gururu ile yaptıklarını ve nasıl yaptıklarını anlatıyordu. Bir de birkaç hayvanları koruma derneği üyesi, deneyleri sırasında öldürdüğü kediler için kendisini protesto ediyormuş. Doç. Dr. Sinli, ölen hayvanlar için üzgün olduğunu ancak çalışmaları için bunlara mecbur kaldıklarını anlatıyordu. Daha sonra deney sırasında yapılmış kayıtları göstermeye başladılar. Başına garip cihazlar takılmış bitkin bir kedicik, kabloların izin verdiği yere kadar gidiyor, önündeki ufak yün yumağı ile oynamaya çalışıyordu. Daha sonra kamera bir bilgisayarı ve onun başındaki Dr. Sinli’yi gösteriyordu. Bilgisayarda siyah beyaz bir görüntü akıyordu. Arasıra kesilen ve araya büyük beyaz çizgiler gelen bu görüntü, evet inanılması güçtü ama kedinin gözünden geliyordu. Dr. Sinli bir kedinin gözünden bakmayı başarmıştı.
Yayın tekrar stüdyoya döndüğünde, şaşkınlık içerisindeki spiker Necati Sinli’yi defalarca tebrik etti.
“Necati Bey, bundan üç ay önce bir röportajda nineniz ile ilgili bir hikayeden bahsetmiştiniz. Nineniz size kedilerin melekleri gördüğünü söylemiş galiba yanlış hatırlamıyorum değil mi? Gördünüz mü? melekleri?”
Doç. Dr. Necati Sinli kocaman bir kahkaha attı;
“Hayır!” dedi. “Ne melek gördüm ne de cin! Göreceğimi de sanmıyorum! Ama işin henüz çok başındayız, belki de görürüz, ne dersiniz?”
O akşam başarının insanı ne kadar mutlu ettiğini ve kendine güvenini nasıl arttırdığını gördüm hayretle.
Kısa bir süre öncesine kadar bu çalışmadan bir daha pek bir haber alınamadı. Arada, bir çalışmaların devam ettiğine, başka hayvanlarda deneyler yapıldığına dair bir iki haber çıkıyordu fakat tam durum ile ilgili detaylı bir bilgi bir daha hiçbir yerde yayınlanmadı.Geçen Pazar, evet yine pazar günü, bir gazetenin iç sayfalarında bir yerde, Dr. Sinli’nin ekipten çıkartıldığını okudum hayretle. Araştırmayı yapan ekibin başına, yardımcılarından birinin getirildiğinden bahsediyordu. Yeni ekip başkanı, çalışmanın fikir babası olmasına karşın, Dr. Sinli’nin yokluğunun bu aşamadan sonra araştırmayı aksatmayacağını söylüyordu.
Haberde Dr. Sinli’nin monitörde melekleri gördüğünü iddia etmesi üzerine akıl hastahanesine kaldırıldığı kısacık bir cümle ile geçiştirilmişti.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Kedigözü / Jan Devrim
Kız Kulesi / Adem Özbay
Sitem / Abdullah Yıldırım
Rüya / Rasim Demirtaş
Uçurtmam Var / Hakan Özbek
Tümünü Göster