Kız Kulesi

126
Görüntüleme

Beyazıt’ın ve Marmara’nın kulelerine

Zarif bir aşığın sevdiğine sunacağı nazenin bir gülü, solar korkusuyla öpemeyip etrafındaki havayı koklaması gibi narince vuruyor dalgalar duvarlarına. O dalgalar ki| aşıkların figanlarından yorgun düşünce; kuş tüyü yastık gibi uzatırlar boyunlarını senin kıyılarına. İşte şimdi ben kurak iklimlerin toprağı gibi çatlayan dudaklarımla, bir solgun gül gibi geldim kapına. Öp beni, kokla ve yeşert asırlardır bağrımda nadasa bıraktığım aşkları. Çünkü ben dinmeyen bir yürek sızısıyla, solgun bir gül gibi geldim kapına.
Senin kıyılarına habersizce vuran midyeler, gözlerinin büyüsüne tutulur ve ıstıraplarından bir damla gözyaşı dökerler. inci dese de insanlar, o gözyaşı senin yoluna sunulmuş biçare bir aşığın adağıdır. İşte şimdi ben adanmış bir kurbanın sevinç gözyaşlarıyla, bir midye gibi geldim kapına. Okşa saçlarımı ve inciler çoğalt içimde. Çünkü kırılgan bir şarkıyken gözlerim, bir midye gibi geldim kapına. 
Nicedir içinde sakladığın türküleri fısıldadığın martılar şaşkın şaşkın dönerler Kâbe misali başında. Tutsağın; gönlü yanık şehzadeye tutkun nedimenin, gül ‘dudaklarından güneşin batışıyla dökülen ağıtları dinletirler gelip geçen gemilere. Umutsuz âşıklara keder verir, hasrete bulanmış bir kalple gemileri bekleyen kadınlara elem sunar sözlerin. İşte şimdi ben acıyla doğurduğum güneşin hatırına, şaşkın bir martı gibi geldim kapına. Gönlüme fer saran türküler söyle bana. Çünkü ben talan edilmiş gemilerde salınan nazlı bir sancakken, şaşkın bir martı gibi geldim kapına.
Senin sarp bakışlarına yakalanmak korkusuyla usulca yanı başından süzülüveren rüzgarın eteğine tutunur İstanbul. Bir zamanlar ahşap konakların çerçevelediği taşlı yollarda salınan ve fidan boylu, baygın bakışlı, al yanaklı hanımefendilere yollanan mendilleri taşıyan yiğit elçi rüzgar, artık uzak iklimlerin hüzün yüklü mevsimlerini getirir kapına. İşte şimdi ben, şehirlerin padişahı ve yüreğini verecek namlı bir güzeli bulamayan İstanbul gibi geldim kapına. Geçit vermez sur ol kalbime ve ulubatlar gönder kara bulutlar çöktüğünde sineme. Çünkü ben, sürgün olduğum gözlerine aşklar adayarak, mağrur İstanbul gibi geldim kapına.
İşte şimdi ben; 
Ateşe atılmış İbrahim gibi
Kuyuya düşmüş Yusuf gibi
ihanete uğramış İsa gibi
Çocuklarca taşlanmış Muhammet gibi
Suyu bitmiş Hüseyin gibi
Leyla’sını kaybetmiş mecnun gibi     
Taşlarına kurşun atılmış filistinli gibi
Tanklarca sürüklenmiş çeçen gibi
Saçlarına ateş düşmüş kız gibi
Geldim kapına.
Tutsak et beni. Tutsak et bizi. Koru beni. Koru bizi. Kız kulesi.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Kedigözü / Jan Devrim
Kız Kulesi / Adem Özbay
Sitem / Abdullah Yıldırım
Rüya / Rasim Demirtaş
Uçurtmam Var / Hakan Özbek
Tümünü Göster