ENTELEKTÜELİN ÖYKÜSÜ

69
Görüntüleme

Küçürek öykü, modern zamanın “ entelektüel  öyküsü”  olarak çıkar karşımıza. Zamansızlık ve yurtsuzluk –hiçbir yerdelik- duygusunun hâkim olduğu bu zaman diliminde modern insan yoğun bir yaşama mahkûmdur. Yabancılaşmanın, bireyselleşmenin hatta makineleşmenin getirdiği sorunlar, günümüz insanını “sabırsız ve zamansız” bir vasıfla sınırlandırmıştır.Küçürek öykü, bu bağlamda çağdaş insanın çığlığıdır. Bu yüzden olabildiğince yoğun ve şiirsel bir özellik taşır. Kelime enflasyonu önemlidir. Entelektüel boyutundan dolayı “az sözle çok şeyi” ifade etme gibi bir mecburiyeti vardır. Gereksiz ayrıntı ve süslerden arındırılmıştır. Bir protesto niteliği taşıdığından herhangi bir düşünceyi tebliğ etmez. Sadece muhatabını ani bir refleksle şoklayarak sarsar. Bir şeyi anlatmaz ya da anlatmayı denemez; haykırır. An’ı imleyerek iddiasız fakat etkileyici bir  anlatımla okuyucuyu kendine çeker. İpuçlarını, tıpkı bir labirentte olduğu gibi bulup çözmemizi ister. Metnin içinde saklanan şifrelerin çözümü, öyküyü gün ışığına çıkarır.Küçürek öykü, hayatı yoğun yaşayan, zamansız ve mekânsız çağdaş insanın şiiri, belki de şarkısıdır. Ferit Edgü, küçürek öykünün en önemli temsilcilerinden biridir. Yazarımızın “Yenilik” adlı öyküsü üzerinde durmaya çalışacağız. Öykümüz şöyle:    * Her şeyi gene birbirine karıştırdın, dedi.    * Ziyanı yok, çözecek olan gene benim.    * Öyleyse niçin karıştırıyorsun? Dedi.    * Kim bilir belki de her çözüşten sonra artık bir şeylerin değiştiğini ve bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüğüm için.” Öykü, dört konuşma cümlesinden oluşmaktadır. Kısa ama yoğun bir söyleyişe, felsefî bir muamma gibi pek çok soruyla beraber zihnin kendi üzerine odaklanmasını isteyen bir yapıya sahip. Öykü, yeniliği ve farklılığı vurguluyor. Çünkü “hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.” Bu kesin ve net bir biçimde anlatılıyor. Öyküdeki ilk diyalog şaşırtıcı ve çarpıcıdır:    * “Her şeyi gene birbirine karıştırdın, dedi.” Repliğine verilen cevabın içinde çözümü de barındırıyor: “Ziyanı yok, çözecek olan gene benim.” Cevabı arada yaşanılan pek çok meselenin atlandığı sonucuna varılabilir. Üzerinde odaklanan şey “zorunlu değişim”dir. Karışan veya karıştırılanın yine aynı fail tarafından çözülecek olması,  geriye kalanların pasifize edilmesi anlamına gelir. Ancak önemli olan failin her çözümden sonra umduğu farklılık ve değişimdir. Yarını, an’ı veya  geleceği değiştirecek bir fikir veya eylem çeşitli fizyolojik ve psikolojik değişimleri beraberinde getirecektir. Değişim zorunlu bir istikamettir. Failin inkılâpçı ruhu değişimi tetikleyen veya önceleyen esas unsurdur.  Heraklitos, “Her şey hareket etmektedir ve hiçbir şey kalıcı değildir. Buna göre aynı dereye iki kez girmek mümkün değildir; çünkü dereye bir daha girdiğimizde hem dere hem de biz değişmiş olacağız.” şeklindeki felsefî iddia, değişimin kaçınılmazlığını ifade etmektedir.Zaman ve mekân değişimi, insanı doğrudan etkileyen önemli bir unsurdur. İnsanın değişimi ise zaman ve mekânı farklılaştıran unsurlardır. Hem bir diyalektiklik söz konusu hem de paradoksal bir ilişki kurulabilir bu dengeler arasında.  Zaman mı insanı değiştirir; insan mı zamanı?… Bu soru mekân içinde geçerlidir. Cevap kimine göre çok basit, kimine göre çok zor ve karmaşık olabilir. Bakış açısı, felsefi yaklaşım bu meseleyi değişik yorumlayabilme ihtimalini doğurur. Ancak kesin olan şu ki, ne zaman ne de insan hep aynı kalır. Sürekli bir devinim ve değişim içindedir insan ve zaman. Zamana hükmetmek veya zamanın tahakkümü altında kalmak; asıl meselemiz olmalıdır. Bilgiyle kuşanmış olmak belki de zaferin tek müjdecisi olarak görülebilir.“Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını” bilmek ve hiçbir şeyin bir saniye öncesiyle aynı kalmadığını idrak etmek; kâinat kitabını doğru okumak demektir. Yaradılışın aniliği ve sürekliliği aynîliğin olamayacağını gösterir. Kendini bilen, zamanı ve mekânı okuyabilen bilgeler, modernitenin tüketen bireyine karşı asil duruşu betimleyebilirler. Ancak farkında olmak ve bilmek gerekir.Neyi kaybettiğini bilen, neyi nasıl araması gerektiğini de bilendir. Fail olmak ya da edilgen bir fiil olmak bir tercih değil; bir bilinç meselesidir. Değişimin kaçınılmazlığını, erdemin kılıcıyla süsleyen bir süvari olmak gerek. Erdemi kuşanan, zafer şarkısını söyleyecek olandır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

MUHASEBE / Ay Vakti
VE ÇAĞ ALESTA / Alâaddin Soykan
İBNİ BATUTA’YA GÖRE ANADOLU’DA AHİLİK ... / İsmail Katgı
ALNIMDA IŞILTISI SULARIN / Mustafa Özçelik
SABAHÇI KAHVEHANELERİ / KARINCA / Sedat Umran
Tümünü Göster