DÜŞÜN ve ÖLÇÜ

169
Görüntüleme

Ölçülü olmak, ölçülü durmak…Ölçü sahibi olmak; ölçüyü muhafaza etmek, yaşam pratiğine dökmek, düşünceden bedene kadar damla ayarında nehir disipliniyle uygulamak; insanın biyolojik ve psikolojik bakımdan sağlıklı bir birey olarak yaşaması ve var olma amacına uygun, başarılı bir yaşam sürmesi için elzem bir o kadar da ehemmiyetli bir süreçtir. İnsan, yaşam pratiğinde, psikolojik ve sosyal süreçlerden geçmekte ve bir tekâmül içerisinde anatomik ve ruhsal değişimler geçirmekte, paradigmaları her geçen sürede değişebilmekte, yaşadığı, var olduğunu düşündüğü evrende sürekli gerçekliğin peşinden koştuğu sanrısında olmaktadır. Var olmasını bir sebebe bağlamak ihtiyacında olan insan, yaşadığı her çağda bunun sancısını çekmiş; çekilen sancılar var olma sebepsizliğinin düşünülmesine ve bunun bir ideoloji haline getirilip yaşam paradigmasına dönüştürülmesine neden olmuştur. İnsan, olmak adına varlığını anlamlandırma çabasını gösterirken, evrenin muazzam sistemini kavrama noktasında daha az mesafe kat etmiş, bu nedenle kendi varlığının anlamsal arayışını ölçüsüz bir egoizm ile açıklama teşebbüsleri başarılı olmuş ve oluşan bu anlayış bir kısım insanları peşinden sürükleyebilmiştir. Düşün dünyasının bu sürecinde, insanın edimlerindeki paradoks, bize değişimin zıt yönde gerçekleşebileceğini, zıtlıklardan oluşan, olağan seyrinde meydana gelen kombinasyonların kendi içerisinde bir bütünlüğü olabileceği düşüncesini gösterebilmektedir. Düşün dünyasına dikkatle eğildiğimizde, insanlığın ortak edimlerindeki paradoksal gelişimi/değişimi/dönüşümü de görebilmekteyiz.  Tarihsel gerçekliklerin evrensel manada bize sunduğu realite temelleri, insanlığa birçok gerçeği göstermiş olmasına rağmen yaşanılan süreç göz göre göre, insanlığın karmaşanın içerisinde adeta bocaladığını, çıkmaza girdiğini hatta boğulmak üzere olduğunu ortaya koymaktadır. Kriterlerin insan olmak adına değil de tanrı olmak adına yapılması düşüncesi ile doğru tespitten uzaklaşılmış, uzaklaşma sistemsiz ve amaçsız bir manasızlıkla aykırılaşma ile sonuçlanmıştır. Ölçüsüzlük yumağı haline gelen düşüncelerle varoluş açıklanmaya çalışılmış, insan, insanlık haddini de aşarak tanrılık iddiasını arka planda sergilemiştir. Kriter odaklı bir düşünce paradigması geliştirmesi gereken insanlık, sebep odaklı bir paradigma oluşturmuş ve bu paradigmanın gerçekliğini sorgulamaktan bile kaçınmış, insan olmak adına taşınması gereken ölçüler, insanlık adına taşınması gereken ölçü sistematiğine dönüşememiş ve bu durum paradoksal, acı çektiren, mutluluk arayanlara umutsuzluk yıkan, manayı söküp maddeselliği önemseyen, metafiziğin yerini minimize eden(inançları küçümseyen) v.b birçok düşüncenin tezahürüne neden olmuştur. İlk insandan itibaren süregelen düşünce tekâmülü, tarihi süreçte farklılık göstermiş, farklılıklar neticesinde insanların anlayışları; insanın kendisine bakışını, kendi konumunu da kendince değiştirmiştir. Toprağa bağlı olarak maişetini sürdürmek zorunda olan insanlık dönemi(tarım toplumu), yerini bilginin teknikle işlenmesi sonucu ortaya çıkan sanayi ve bunu takip eden modernizm anlayışı çerçevesinde önemini kaybetmiştir. Şekil olarak değişmenin somut algılaması zihniyet değişimini gölgelemiş ve şekli değişime sebep olan düşünce değişimi sağlıklı irdelenememiştir. Değişim kelimesi her şeyin değişebileceği, başkalaşabileceği anlayışıyla kabul edilmiş, değişen şartlar, değişen dünya anlayışı insanı varlığının özünden ötelere itmiş ve insan bu girdaba kapılmıştır.   Postmodernizm kelimesinin sık sık telaffuz edildiği günümüzde, modernizm eleştirileri yapılmış, modernizmin düşünce anlayışının yanlışlığı tartışılmıştır. Fikir üretme, üretilen fikirleri sistemleştirme, bir yaşam pratiği paradigması haline getirme, döngüsel olarak insanın var olduğu ilk günden günümüze kadar süregelen bir olgudur. Oluşum çabası içerisinde olan postmodernizm anlayışı, modernizmi sitemvari bir şekilde dışlayarak yaşam alanı oluşturmaktadır.  Şüphe yoktur ki bir yenilik kendi gerçekliğine yaşam alanı açması için bir öncekini daraltmak zorunluluğu hisseder. Tarihi süreç içerisinde bunların örneklerini görmek mümkündür. Hayat alanı daralan paradigma kendinden öncekinin yaşam alanını daralttığının bilincinde olamamakta, kendinden sonrakinin de kendini daraltabileceğini hesap edememektedir. Ölçüyü yaradılışa yöneltmeden açıklamak, var olan niçin var sorusunun zihinleri meşgul etmesine sebebiyet vermektedir. Bu durumda; açıklamalar, anlayışlar, sistemler ilk insandan günümüze, günümüzden geleceğe giden bir varoluşsal ilerlemeyi kapsamaktan uzak olacak ve bunlar yaşam sürelerinin sınırlı kalmasına sebep olacaktır. Ortaya konulacak düşünce sistemleri; olayları, değişimleri, varlıkları, var olmanın, hakikatin, ölçüsüyle görürse, açıklarsa, kendini büyütür ve neşvü nema bulur. İnsan, her an yaşadığının idrakinde olarak, yaşam hissinin nefes alıp verme, yeme-içme gibi fiziksel ihtiyaçların karşılanması demek olmadığının farkındalığını var olan hakikatin ölçüsüyle hissetmelidir. Yaratılışı kavramak, varoluş bilinci edinmek, insan olmak adına ölçüleri yaşam standardı haline getirmek, fazlalıklardan arınarak merkeze yaratıcıyı koyarak ona yönelmek ve sabırla yürümek, yürümek, yürümek… Söz onun, varlık onun diyerek ardına bakmadan, sebep aramaksızın, özüne doğru özgürce yürümek… Ölçüsüzlüğe meydan okumak,Dönüp tarihe bakmak,Ölçüsüzlüklere direnmek,Var olmanın özüne inmek,Zamanda ve mekânda ölçülü olmak,Var olma hissi kazanmak, Var olmak, varlık olmak,Ölçülü olmak, ölçülü durmak…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

YÜZYIL / Ay Vakti
SEÇİM / Ay Vakti
GAZZE DEDİĞİN ÇOCUKLARDAN BİR MEZARLIK HECE TAŞLAR... / Selami Şimşek
CAN DÜŞER CAN YEŞERİR FİLİZTİN / Necmettin Evci
DİRENİŞİ DİRİLİŞE ÇEVİREN ÇOCUK / Yunus Emre Tozal
Tümünü Göster