Müslümanların Terk Ettiği Aşk

Tutkulu bir din İslam.
Öyle tutkulu ki en güzel davranan kullara en büyük mükâfat diye aşkı sunar.
Cennetteki en büyük nimettir aşk. Allah’ın cemalini yani görüntüsünü seyretmenin hiç bir hazza denk olmayan, bildiğimiz hiçbir duygu ile kıyaslanamayacak mutluluk bahşetmesidir ask.
Bu dünyada o hazzın gölgelerini hissedenlerin bile dünyalık akılları başlarından gitmiş, kendilerini Allah’ın yoluna adayarak iyi bir kul olarak yaşayıp bir an önce O’na kavuşma arzusuyla dolup taşmışlardır.
En güzel sözler bu aşk ile söylenmiştir.
En güzel davranışlar bu aşk ile sergilenmiştir.
Aşk ile ilimle uğraşılmış, aşk ile toprak sürülmüş,
Ask ile devlet kurulmuş, aşk ile dünyada İslam hükümran olmuş altın çağını yaşamıştır.
İnsanlar aralarındaki kavgaları aşk sayesinde bitirip kardeşler olmuşlardır.
Allah en büyük rahmeti olarak sunmuştur gönüllere sevgiyi.
Kalbe akan duygudur Allah. Tek bir şekli vardır Yaratanın; Aşk…
Aşk düşman da olunsa kalpleri birleştiren bir efsundur. En büyük sihirdir.
Buyudur üzerimize aşk.
Bir başka âlemde, hep arzulanan bahçelerde dolaştıran, sevilen sözlerin duyulup mest eden kokuların yayıldığı bir âlemdir ki ondan tadan ayrı kalamaz.
Sevmek istidadı Allah’tandır. Gerçekten Müslüman olan sever. Âşık olur, hayran olur, kendinden geçer.
Bulaşıcıdır aşk. Geçtiği her yere tohum saçar, yenilerini yeşertir.
Nefsin arzularını değersiz kılan bir eşiktir aşk. Oradan bir kere geçen geri dönüp bakamaz. Daha değerlisini bulan eski ve değersiz olanın kaybına yanar mı hiç?
Aşk Allah’ın kullarına emridir.
“Etrafınıza gözünüzle bakın; gönlünüzle bakın; aklınızla, iradenizle bakın. Sizler için bir dünya yarattım. İçinde gönlünüzü aşkla dolduracak esler yarattım. Âdem’e Havva’yı verdim, mutlu olsun, eksik yarısı tamamlansın diye. Toprağa yağmuru verdim kaynaşıp bağrından yeni hayatlar fışkırtsın diye. Üzerinize güneşi koydum hayat kaynağınız olsun diye.”
Niye?..
Bir tek sebepten,
Beni tanıyın, beni sevin, bana şükredin diye.
Kulları tarafından bilinmek ve sevilmek istiyor Yaradan.
Allah’ı severse kul aşkın doruklarına çıkıp, mükemmelliği bulacak. İşte tam da bu sebepten yaratılmış.
Bakalım hangi kullarım âşık olabilecek, aşk elbisesine bürünüp Rabbine yaklaşacak. O’nunla hemhal olmaktan başka bir arzusu kalmayacak…
Böyle bir yürek adildir. Böyle bir yürek muktedirdir.
Böyle bir yürek yeryüzünde ilah gibidir.
Çağ açar çağ kapatır.
Dağı deler.
İnanılmazı imkânsızı gerçekleştirir yüreğindeki bu askla.
Aşk her derdin devası, her güzelliğin kaynağıdır.
Âşık olanın yüzü güzeldir. Gönlündeki aşktır dışına tasan.
Âşık olanın sözü güzeldir. Bütün kötülükler silinmiş yerini iyiliklere bırakmıştır.
Kin, nefret, garez, haset, kıskançlık aşk ile dolu yürekte kendine bir yer bulamaz.
Yaratılmışlar sevilir.
Anne-baba sevilir.
Evlatlar sevilir.
Kadınlar sevilir.
Erkekler sevilir.
Çiçekler böcekler, meyveler, bağlar bahçeler sevilir.
Atlar, develer sevilir.
Güzel kıyafetler sevilir.
Süs sevilir.
Güzel koku sevilir.
Her şey sevgidir. Müslüman’dan sevgi fışkırır.
Bu pınarda yıkanan her şey güzelleşir.
Güzellikten yeni güzellikler doğar. Düşmanlıklar yok olur.
Kaygılar diner.
Yarın güzeldir, beklenendir, sevgiliye kavuşturacak vesiledir her nefes.
Heyhat! Heyhat halimize ki ne heyhat…
Nasıl oldu bilinmez, günler geçti gün geldi sevginin aşkın kötü bilindiği, hatta her kötülüğün sorumlusu bilindiği bir vakit geldi, yer edindi yerleşti Müslümanların arasında. İslam coğrafyasından aşkı aldılar.
Hangi maharetli (!) el hangi hileli tuzaklarla içimizden aşkı söküp aldı!
Müslümanlar aşkı kaybetti.
Yürekler soğudu. Kin, nefret, düşmanlık, garez kalplerde aşktan boşalan yerlerde kuruldular.
Söz oldular yaralayan.
Silah oldular öldüren.
Aş oldular ki ağulu, zehirleyen.
Eş oldular kıran, yıkan, döven, söven.
Evlat oldular, isyankâr,
Ana baba oldular sevgisiz, hoşgörüsüz, bencil.
Teba oldular, asi.
Kul oldular Rab olmaya özenen.
Şeytan düğün bayram yaptı Müslümanları aşkı terk etmesinin şerefine. Çünkü aşktan gayrisi onun hizmetkârlarıydı.
Taraftarları arttıkça aşka kara çaldılar.
Âşık olanla alay ettiler.
Hor ve hakir gördüler, kırıp hırpaladılar.
Aşkla çarpan gönüller yer bulamaz oldu Müslümanların arasında.
Ya kendi kendilerini tükettiler Müslümanların arasında gönüllerindeki sevgilerini yayamadan, kan ağlayarak,
Ya hicret ettiler başka diyarlara kurumuş bataklığa dönmüş aşk pınarlarına bakmaya dayanamayarak.
Ya da kendi içlerine oldu hicretleri, küstüler aşktan gayri her şeye.
Cansız kaldılar elleri kolları kırık. İstemediler bir daha yüzleri gülsün, dilleri söylesin, yiyip içsin, gülüp söylesin, giyinip kuşansın, gezsin tozsun…
Şeytanın bayramını kutlamadılar,
Şeytanın sevincine ortak olmadılar.
Aşk Müslümanları terk etti.
Müslümanlar zillete düştü.
Devletleri yıkıldı.
Evleri başlarına göçtü. Sebebini anlamadılar.
Küfrün zinciri boyunlarına vuruldu.
Evlatları terk etti.
Esir edildiler, tecavüze uğradılar.
Öldürüldüler.
Yine de memnun kalmadı küfür zaferinden.
Biliyorlardı ki yaşayan tek bir Müslüman yüreğinde aşk var ise eğer bulaştırabilirdi evrene. Tohumlar saçar, gönüller kazanır, iyilerden taraftarlar bulur, seytanın hâkimiyetini sona erdirebilirdi.
Yaşayan tek bir Müslüman kalmayıncaya kadar sürecek bir savaş başlattılar.
Bombalar yağdırdılar üzerlerine.
Kurşun sıktılar, Füze attılar,
Tanklarla ezdiler en küçüğünden en büyüğüne.
Aşkı öldürmeyi hedefleyerek…
Firavun’un tahtına varis Musa gibiydi aşk.
Ne zaman içimizdeki aşkı kötüledik, güzelliklerin ruhumuza verdiği hazzı yasakladık, kötülükler yer edindi gidenlerin mekânında.
Öyle inanılmaz günler gördü ki Müslümanlar:
Evladının başını okşayan baba utandı.
Gülden haz alan gönül endişeye kapıldı.
Her sevgi sözü hapis kaldı yüreklerde.
Yumuşaklık en kötü manalara büründü.
Sertlik sevildikçe sevildi, övüldükçe övüldü.
Taş olmak bile iyi meziyetler sınıfına girebildi Müslümanlar diyarında.
Aşkla pişirilmemiş yiyecekler yaramadı Müslümanlara.
Karın ağrısı oldu, baş ağrısı oldu.
Aşkla ekilmeyen tarlalar yeşermedi.
Kuraklık geldi çöreklendi başımıza aşkla dualar edilmediğinden.
Aşkla sevilmeyen kadınlar mutsuz oldular. Güzel çocuklar doğuramadılar.
Aşkla sevilmeyen erkekler mutsuz oldular, sert, hırçın, doyumsuz.
Aşkla kurulmayan yuvalar yıkıldı, gönüller çöl oldu.
Her kişi kendi yalnızlığıyla baş başa kaldı aşksız.
Hangi melun el aşkımızı çekip aldı yüreğimizden.
Aşk ile vatanımızı sevemez olduk.
Nihayet aşk ile Allah’ı sevemez olduk, cennet cazibesini yitirdi.
Âşıklar aramızdan birer birer kayboldu.
Hangi melun el aşkımızı alarak insanlığı öldürdü.
Allah’ı küstürerek şeytanı güldürdü.
Bir tas çorbanın sıcaklığında birleşemez karnımızı doyuramaz olduk.
Ziyafet sofralarından aç kalkıyoruz.
Hiç bir nefis hiçbir şeyle doymuyor.
Hiçbir çokluk doyurmuyor.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Yüzyıl / Ay Vakti
Gazze Dediğin Çocuklardan Bir Mezarlık Hece Taşlar... / Selami Şimşek
Can Düşer Can Yeşerir Filiztin / Necmettin Evci
Direnişi Dirilişe Çeviren Çocuk / Yunus Emre Tozal
Düşün ve Ölçü / Üzeyir Süğümlü
Tümünü Göster