SAKLI MEKTUPLAR-XXXXVIII

171
Görüntüleme

hasta olan hayata küser,hayat, küskünlerden çeker ellerini.yıllar geçer,geçer yıllar… saysam anda biter. Madem ki çıktım yola böyle, neredeyse geriye hiç bakmadan ve madem ki çıktım yola böyle, gelecekte olabileceklere hiç de kaygılanmadan ve madem ki çıktım yola işte böyle, şimdiyi yüklenmeye ancak güç yetirebiliyorken… teslîm olmaktan başkası gelmez elimden Şiraze. Gün geçtikçe haddinden fazla sıradanlığımı farkediyorum, sanki bu aralar perdeler aralanıyor mu ya da sanki bu aralar perdeler şeffaflaşıyor mu ya da sanki bu aralar perdeler kaldırılıyor mu… ben uyanıyor ve uyandırılıyor muyum belki Şiraze; hep gözden kaçırdıklarıma, hep ehemmiyet veremediklerime, hep asl ve dâim ve kâin ve tâmm olana… Bir çeşit hesaplaşma kendimle, bir çeşit sorgulama kendimi, uzun uzun tevehhüm ve terennüm ve tekellüm benimkisi ortalama hayatımın ortalama akışında. Cihangir’de çeşme başında bir andıne ben sultân idim, ne o pâdişahtıgörüntü tamdı, sanki tamamdı… lâkin;anlıktı ara ara dırahşan bir tutumla yaklaşıyorum bozkırlarıma, insan sevmeyi de öğrenebiliyor nefret büyütmekten artık vazgeçip.eninde sonunda Şiraze, insan değer biçemiyor tüm kaybettiklerine sagîr kebîr ayırmaksızın.sonsuzca bir elemin içine düşmemek için bu yüzden, ağırbaşlı bir eğilim eşliğinde, ayrılık ağıtlarına hiç bulaşmadan ve yormadan bedenimi ve gözyaşını salıvermeden, biraz durgun ve biraz soğuk belki, törensel edâmı takınıp toprağa vermeliyim atîk olanı. Gelecekseniz söyleyin,gideyim.Gelmeyecekseniz söyleyin,beklemeyeyim. uzun cümleler kurmak geçiyor içimden Şiraze, noktalı virgülle bolca süslenmiş; okuduğumda bir türlü sonuna varamayacağım.sonra alabildiğine saydam şekiller çizip “evim” diye onlara yerleşmek istiyorum önüne geçemediği bir arzuyla; bir kenarında çam, diğer yanında selviler boylanan.duvarlarında derin çatlaklar, basamaklarında tamiri güç kırıklar, ahşap kirişlerinde her rüzgârda garip çatırtılar… şimdi de aynı neşeyi ulaştırsa ve eskimese zaman ve eskimese hiçbir mekân ve eskimese ne varsa yaşanan.sonsuzluğun kapısında durup beklemekteyim Şiraze, yanımda hiçkimse; ama bir yığın yaşanmışlık; çuvallar dolusu, bohçalar dolusu, sandıklar dolusu; say ki çıfıt çarşısı:kimi uçurum boylarında açan çiçekler; adını “sen” koyduğum, rengini mora vurduğum, kokusunu “esans” diye sana sunduğum.kimi teyzem kadar karîb, kimi annem kadar baîd; bir beyaz kurdelem olsa saçıma bağlayacağım, düşmeyecek o vakit zülüf küçük kahve gözlerime ve benim satırlarım okunacak o kara lekede; ufak ufak.kimi tasalı günlerin artığı, kimi en sorumsuzluğun mihmandarı… yanlı yansız, hatta çoğu zaman yakışıksız, kırık ve bana tanık.kimi gölgeli, kimi bana çokça öfkeli ve hatta kiminde özenli kenar süsleri… …………………….biliyorum bu tükeniş mi, çırpınış mı, çabalayış mı; mücâdele, muhârebe, mukatele ben yaşadıkça Şiraze, bitmeyecek…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

YÜZYIL / Ay Vakti
SEÇİM / Ay Vakti
GAZZE DEDİĞİN ÇOCUKLARDAN BİR MEZARLIK HECE TAŞLAR... / Selami Şimşek
CAN DÜŞER CAN YEŞERİR FİLİZTİN / Necmettin Evci
DİRENİŞİ DİRİLİŞE ÇEVİREN ÇOCUK / Yunus Emre Tozal
Tümünü Göster