KIŞ HALLERİ IV

168
Görüntüleme

Kış balkonuNe zaman evin balkonuna çıksan, bir tedirginlik yaşıyorsun hep, bir ürperti. Bacaklarındaki titremeye, birdenbire üzerine çullanan ağırlığa nedense engel olamıyorsun bir türlü; bunun izahını da yapamıyorsun. Muhayyilene, o bildik ‘çınlamalar’ gelip hücum ediyor. Ellerinle balkon demirlerini sımsıkı kavrayıp deli gibi açıyorsun gözlerini, üzerindeki gerilimi atabilmek için de evlerin çatıları üzerinden bir çırpıda geçip ufuktaki en uzak noktaya doğru çeviriyorsun bakışlarını; uzakları özlüyorsun, uzaklardaki o sisin içinde kaybolup gitmeği.Daha berilerdeyse birkaç güvercin takılıyor bakışlarına taklalar atıp türlü şaklabanlıklar yapan, rahatlıyorsun biraz. Birden Üstad Sezai Karakoç’un “Balkon” şiiriyle, Cahit Koytak’ın Sezai Karakoç’a ithaf ettiği “Güvercin Besleyen Adam” şiirini aynı anda hatırlıyorsun: “Çocuk düşerse ölür çünkü balkon/Ölümün cesur körfezidir evlerde/…/Gelecek zamanlarda/Ölüleri balkonlara gömecekler” Şimdi anlaşılıyordu sendeki bu balkon fobisinin nereden kaynaklandığı! Çünkü “Balkon” şiirini ilk okuduğun günden bu yana, bütün evlerin balkonlarını hep bir “tabut” olarak gördün ve öyle kabul ettin. Bu yüzden zaman zaman çocukluğunun geçtiği kerpiçten yapılmış evinizi özledin, bazen de okuduğun roman ve hikâyelerde tesadüf ettiğin, sana göre biraz fazlaca aristokrat olan âilelerin yaşadığı o ‘cumbalı’  evlerde yaşamağı hayâl ettin hep. Üstad, “Balkon” şiirinin sonunda ‘evleri balkonsuz yapan mimarları alnından öpmeğe gidiyordu koşa koşa.’ Tedirginliğinin asıl sebebi buydu aslında: her balkona çıkışın bir ihanetti çünkü! İhanet ediyor ve dahası alttan alta, içindeki bir yerlerde balkondan aldığın haz (bunu hiçbir zaman itiraf etmesen de!), farkında olmadan bütün benliğini sarıyordu çünkü. İşte tam bu noktada Cahit Koytak imdadına yetişiyor “Güvercin Besleyen Adam” şiiriyle. Bir yandan yüzün kızararak Üstattan özür dilerken kendi kendine, diğer yandan Cahit Koytak’a teşekkür ediyorsun: “…herkes kendi kuşunu uçurur/kendi omuzlarından;/her kuş kendi tüylerine bölünür/kendi çığlıklarıyla.” Çığlık atarak bir çift güvercin uçuruyorsun sen de kurşunî göğe doğru muhayyilende; gökyüzünün masmavi olmasını nasıl da arzu ediyorsun o ân. Ama nâfile! Çünkü mademki kış balkonundasın, öyleyse mümkünü yok bunun! Hava kapalı ve hattâ yağmurlu ya da karlı olmalı ki, yazdığın bu yazı da o derece anlamlı olsun.Hatırlamaya devam ediyorsun o güzel şiiri: “… ak güvercinlerimi uçurur/bakar dururum arkalarından, bakar dururum;/onlar öyle çatırdattıkça/güzelim taklalarıyla göğü/benim kollarım kanatlarım çoğalır;/dağa taşa dağılırım,/kurda kuşa bölünürüm.” Baktıkça bakıyorsun, baktıkça bakıyorsun ufka; sisler içindeki o son noktaya… Aaa!!! o da nesi! Birden bire bölünmeye başlıyorsun sen de; o kadar çok bölünüyorsun ki, neredeyse un ufak olup hiç kalmayacağını ya da şehrin göğünü tamamen kaplayacağını, bununsa şehir ahalisini müthiş ürküteceğini, trafiğin altüst olacağını, Boğaz’da gidip gelen gemi ve vapurların sahile bindireceğini, bazı kötü niyetlilerinse marketleri talan edeceğini.. işte bütün bunları düşününce son bir gayretle içeri atıyorsun kendini. Ve oturduğun koltukta soluk soluğa, bütün bu olanları bir kez daha yaşıyorsun bir çırpıda.(Bense, yani senin diğer yanın olan ben, olduğum yerde kalıp, bu soğuk ve kapalı göğün altında günlerdir üşüyüp duran balkonun somurtan bakışlarıyla göz göze geliyorum. Hani dokunsalar, boşanıverecekmiş gibi bir hâl içindeydik o ân!) Kış Filistin’i – 2003 yılında, yirmi üç yaşındayken Amerika’dan gelip İsrail zulmüne direnirken, Filistinlilerin evlerinin yıkılmasına engel olmak için İsrail buldozerlerinin önüne geçmesi sonucu ezilerek hayatını kaybeden inanılmaz insan Rachel Corrie’yi hatırladıkça kendimden utanıyorum!- Televizyonda haberleri izlerken, Gazze’deki Şifa Hastahanesi’nde gönüllü olarak çalışan, birçok tıbbî malzemenin yokluğuna rağmen tüm yaralılara zamanında yetişmeye çalışan Norveçli doktor Mads Gilbert’i görünce kendimden utandım!- Ülkesindeki Yahudilerin Filistin katliâmını protesto etmediği için, İsrail büyükelçisi ve personelini sınır dışı eden Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’i  deli gibi alkışlıyorum!-Malili siyah çocuk Ömer Kanoute’yi alnından öpüyorum Deportivo’ya attığı golden sonra “Filistin” yazılı tişörtüyle katil israil’i protesto ettiği için!- Yağmur çamur, kış kıyamet demeden israil’in yapmış olduğu katliâmı protesto edenleri, bilhassa Levent’teki İsrail başkonsolosluğu önünde “insanlık nöbeti” eylemi yapanları, çağlayan mitingine katılanları alkışlıyorum!- Bütün bu vahşet karşısında tepkisiz kalan kimler varsa onları da şiddetle kınıyorum!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BURADAN BAKINCA GAZZE / Nurettin Durman
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM / Mehmet Akif Ersoy
“KALK AYAĞA” DESEM FİLİSTİN… / Naz Ferniba
YAŞAMAK İÇİN ÖLDÜRMEYECEKSİN / Şeref Akbaba
DÜNDEN BUGÜNE ŞARKTAN GARBA MEVLÂNA / Sezai Küçük
Tümünü Göster