MAVİ

138
Görüntüleme

Mavi / Hasan TiyekMavi… İnsan ruhunun hayâl penceresi.  Bu ruh penceresinden hayal âleminin doyumsuz seyri… Mavi renkte metafizik bir sonsuzluk duygusu var. Neden mi? Kâinata şöyle bir bakalım; başımızı gökyüzüne çevirdiğimizde sadece mavi değil, masmavi yekpare bir örtü ile karşılaşırız. Yalnız flu bir şekilde beyazın griye yaklaşan hatta grinin tonları diyebileceğimiz bir karışmışlık, biraz mavi zemin üzerinde yer yer kendisini gösterir. Ama hâkim olan renk mavidir. Ha keza, dünyamızın dörtte üçü su ile kaplı değil mi? Denizler ve nehirler… Denizler mavi, nehirler yeşilimsi, açık kahve ve kirli beyazlığı andırmazlar mı? Su ile kaplı olmaktan esas maksat denizler olduğuna göre; gözümüzü yeryüzünde, deniz ufkunda gezdirdiğimizde (deniz kıyısında değilseniz kuş bakışı göklerden yeryüzüne baktığınızı düşünün) yeryüzünde su ile kaplı olan alanın çoğunluğunun mavi olduğunu göreceksiniz. Bu kadar maviliğin hâkim olduğu evrende yaşayan, idraki ve gönlü muhayyileye açık olan, bir iradi varlık, nasıl olurda maviden etkilenmez? Bir hayal mihrakı, mimarı, mihmandarı ve de sarhoşu haline gelmez… Ve neden bu kadar mavinin içine atılmıştır idrak sahibi!?… Neden siyah-beyaz bir zeminde bırakılmamış?… İmtihansa; nötr bir ortamda imtihana muhatap olmamış?… Nedir yapılmak istenen?… Ne ile karşı karşıyayız!?.. Akıl sahibiyiz, aynı zamanda duygu sahibiyiz de… Nedir bu karşı karşıya kaldığımız anafor? Aklımız ve duygularımız nerede müsavi olacak? Nedir bunun ortası? Herhangi biri öncelenecek mi? yoksa. Yoksa da varsa da… Yoklar yoksa da, varlar varsa da. Yoksa yoklar yok, varlar mı var. Ya da varlar yoksa yoklar mı var. Alın şu kalemi elimden! Ne ola ki! Sorun ne kalemde nede yazıda, sorun derunî… Bütün bir tahayyülümde; aklımın ve gönlümün kesiştiği yerde… Her ikisi de idrakin tenhalarında sükûn bulmak durumunda. Aklın ve gönlün idraki… Nereden nereye geldik. Yoksa gelmek durumunda mıydık? Şu yoksalar, varsalar var ya; işte bütün suçlu bu kelimeler ve onların derin manaları…  Zevklerinin tatmini için çizilmiş mükemmel bir L. da Vinci tablosunda, Michelangelo heykelinde, Shakspeare oyununda, Dede efendi bestesinde, Fuzuli’nin şiirinde… Bilmem daha nerelerde bir figüran! Gibiyiz. Yegâne güç (fırçası elinde olan – yaratıcı ben) ; kendi âleminde bakalım ne yapacaklar sorusu, biz kendi âlemimizde; ne yapalım, nasıl yapalım soruları… Burada, yapılacak olanın;  ana hatları, kalın çizgileri değil elbette kast ettiğimiz, açılımını yapmaya çalıştığımız. (çünkü otobanlar insanları menzile ulaştırmaz, kıyısına kadar getirir. Oradan tali yollardır hedefe götüren.). Bilakis, ara çizgiler, şekil veren, süsleyen hassas çizgiler… Nirengi noktaların işaret ettiği füru noktalar, desenler, nakışlar… Mana, ayrıntıda gizlidir. Zaten amacımız bizatihi sözden ziyade, mana değil mi? Sadece renklerin armonisine meseleyi tekrar getirdiğimizde, mavinin hâkimiyet kurmasının tesisindeki irade, biz insanın idrakine bir şeyler söylüyor. Hayal (felsefe; gerek reel, gerekse hayalî) dünyamızın enginlerine dalmak, oradan hayatın inci, mercan, zümrüt, yakut ve elmaslarını çıkarmak. Buradan gönül idrakinin hüzün penceresinden, hayatın realitelerine ışık tutmak. Hüzne aşina idraki öncelemek. Mavi ve mavinin tonlarında (deniz mavisi, gök mavisi, yıldız mavisi, bulut mavisi, türkuaz) oluşturacağımız hayal (felsefe; hayat felsefesi) dünyası, gerçek bir huzurun, asude bir bahar mevsiminin kıyısında yaşamak sevdası olmalı. Mavinin umut ve mutluluğu çağrıştıran sesinde kulağımız kalmalı. Ve yine şunu da bilmeliyiz ki, mutluluğun arzusu onun uzaklığını, zorluğunu, çaba harcanması gerektiğini de gösterir. Mavinin özgürlüğü çağrıştıran o sesinde, insan idraki kendisine bırakılan alanları zorlayabilir, sınırları aşındırabilir. İdrakinde ve gönlünde kurduğu hayal dünyası (sevdası) ile özgürlüğe uzanan bir zaman zinciri kurabilir. ‘O,  “ kûn fe yekûn” olan (bir şeye ol dediği zaman oluveren) tek üstün güç, maviden mülhem, yine tek irade sahibi olan insana diyor ki: kurduğun hayalînle, bu hayalîni gerçekleştirecek, özgürlük alanlarına sahip çık. Yaratılıştan sahip olduğun haklarının, kimsenin sana vermesini bekleme. Dün, bugün, yarın dediğimiz mekânlaştırmadan kurtularak, bütün zamanların usâresini, an’larda mekânsız yaşa… Yaşat. Mavi hülyalara dal, hakikat yemişini biteviye devşir…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BURADAN BAKINCA GAZZE / Nurettin Durman
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM / Mehmet Akif Ersoy
“KALK AYAĞA” DESEM FİLİSTİN… / Naz Ferniba
YAŞAMAK İÇİN ÖLDÜRMEYECEKSİN / Şeref Akbaba
DÜNDEN BUGÜNE ŞARKTAN GARBA MEVLÂNA / Sezai Küçük
Tümünü Göster