ŞEHRİN EĞRİ SÜTUNLARI

179
Görüntüleme

Mevsim sarı eteğiyle içimi süpürerek hicaz makamında geçiyor… Dallarıma yuva yapmış kader yolcusu kuşlar, ürperten bir kaçışla La çizip uzaklaşıyorlar… Tüylerinden geriye ipince bir hüzün kokusu kalıyor… İçimde bana boş bir şehir, suya öksüz bir nehir ve eğri sütunların gölgesinde balçıkla sıvanmış kör yalnızlığımda ürperiyorum… Gittikçe kalabalıklaşan bu şehrin bana yabancılaşan yüzüne her gün biraz daha az bakıyor, kim bilir hangi odasında sakladığı beni, bana vermeyişine kahredip küsüyorum… Kendimi kendimde kaybedip yine kendime küsüşümde suçu üstüme alınmadan kılıflar hazırlarken; madde ile mana arasına sıkışmış ince bir çizgi üzere olan yolculuğum, yorgun katarların acımasız toynakları arasında eziliyor… Suya düşmemiş med cezirler gibi, melal bakışlarımdan taşlara dökülen bir ezgi oluyorum… Hepsi bu şehrin temelini sarsıp beni yıkılma korkusuna kilitleyen lal duruşlarımın sebebi diye düşünüp ikircikli bir adım atıyorum eşiğime…Önce kalabalıklaşan şehrimde ben boşalıyorum, Oysa bu şehir benim…  Herkes kalıyor ben gidiyorum… Kelimelerin dilinden akan irin, kirli bir deniz… Kâğıttan gemilere bindirmiş benden çaldıklarını.  Ben suyun dingin düşünü kurmadım oysa… Akmak için nehirlerin yolunu şehrimden geçirdiğimde, tüm mavi hislerimin talikine karar vermiştim. Ve sonra içi boşaltılmış bir şişe gibi akışa eşlik edecektim, taşlara çarpacaktım/her seferinde biraz kırılacaktım/azalacaktım… Bir engele takılıp hırpalanacaktım,  cüzi ışığın beni götürdüğü aydınlığa “hamdım, piştim” diyerek koşacaktım…  Deniz nehrin sonundaydı, son düşümdü… Uslanıp asude bedenimle kendimi en son denize bırakacaktım.Oysaki tahtadan atlarıyla şehrimi fethe gelmiş bakın;Bakır rengi bir hata, Yanardöner bir avcı Ve yakasında paslanmışlıktan kalma rozetiyle siyah dişlerinin arasındaYalancı bir gülümseme sunan gece… Bu şehir benim diyorum… Çeperlerini sertleştirdiğiniz bu yüreğin içindeki virane olmak istemeyen şehir benim…  Sesim sütunların güçsüz bacakları arasından geçip kulağıma çarpıyor…Mevsim saçları ağarmış bir çocuk, Ben kalemin ucuyla acısını her daim taze tutan kendine öksüz biri…Yeni başlayan bir hikâyenin sonunu öğrenmek istercesine harflerin kelimedeki cılızlığına aldırmadan, bütün cümleleri valizime dolduruyorum. Yüküm benden ağır, gereksizleri ayıklayamamış olmam hiçbirini gereksiz bulmadığımın sonucu olsa gerek… Önümdeki çukurlara bata çıka yürüyorum…  Kaybolduğum bu sokak kim bilir bendeki hangi hale çıkar… Sessizliğim, arkamda devleşmiş gölge… Öyle ki karıncanın ayak sesi düşüncelerimi darmadağın ediyor…  Şehrin orta yerinde benden kopan bir ses kulaklarıma çarpıp, içimdeki susuz nehre düşüyor:  “ Seyrine daldığın bu kaçış ne yapsan senden istikamete çıkar… Şimdi sana verilen bütünü, böyle parçalayarak gidemezsin?”Benim sokağımda biri bana hükmediyor… Biri beni bana çağırıyor…Yoksa ben şifasını kedinden saklayan bir hasta mıyım?Bir dilsiz miyim leblerini kanatan…Neden dalgalandı ki bu iç denizim… Denizime med cezir ben miyim?Yoksa ben bir perde miyim kendimi kendimden saklayan…Söyle ey fısıltısız konuşan ben kimim… Bana verilen şehri içten yıkan ben miyim?Mevsiminden sonra düşen bir kar tanesinin şaşkınlığıyla bakınıyorum… Önce uzağıma sonra yakınıma, sonra en derinime… İçimdeki dağları şehre doğru yürüten bu ses beni vav halinde büküyor…Ölçüsü bana dar libasın dikişlerini söktüm bağışlaYamalarım eğreti durduKendi sokağımda kayboluşum ilk değil ama… Bu fazla.İnce bir odun parçasıyla bir karıncayı kurtarmak isteyen güvercinin öyküsü geliyor aklıma…Sonra bir zeytin dalı uzatıyorum kendime…Hafi hislerimi bir bir deşiyorum, irin akıyorVe yara başlıyor kendini iyileştirmeye…“Şimdi eğri sütunları düzeltme vakti” deyip valizi orta yere bırakıyorum… İçimde anlaşılmayı bekleyen hakikat sözleri uyanık uykusundan aralanıyor: “La Tâknatu minAllah”Bir kez daha kendimde kalıyorum…Kâğıttan gemiler batıyor ve kırılıyor atların tahta bacakları…Güneş sabaha kadar başucumda bekliyor…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BURADAN BAKINCA GAZZE / Nurettin Durman
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM / Mehmet Akif Ersoy
“KALK AYAĞA” DESEM FİLİSTİN… / Naz Ferniba
YAŞAMAK İÇİN ÖLDÜRMEYECEKSİN / Şeref Akbaba
DÜNDEN BUGÜNE ŞARKTAN GARBA MEVLÂNA / Sezai Küçük
Tümünü Göster