İŞGALİN KADRAJINDA TUZAK KURMUŞ ÖLÜMLER

121
Görüntüleme

Geçtiğimiz günlerde, insanlık namına insani yardımı Gazze’nin mazlumlarına ulaştırmak için yola çıkmış İHH’ya yönelik operasyon Filistin’de olan biten işgalin/soykırımın boyutlarını bir kere daha gözler önüne serdi. Toplum olarak daha yakından hatırladık Gazze’yi, Filistin’i, Irak’ı, Afganistan’ı. Ay Vakti’nin bu sayısında Hollywood sinemasının “Irak işgalini” konu edinen filmlerini, son Oscar ödüllerinin birçoğunu toplayan Kathryn Bigelow imzalı “The Hurt Locker/Ölümcül Tuzak” filmi paralelinde görelim/tartışalım istiyoruz.Hollywood’da Irak İşgaliABD, geçen asırdan günümüze dünyaya şekil vermek isteyen ülke olarak kimi memleketleri işgal etti, kimi işgalleri haklı bulup destekledi. Bu süreç Japonya’ya atılan bombalardan, Vietnam işgaline ve Irak, Afganistan müdahalesine kadar hep insanlık dışı yöntemlerle gerçekleşti. Irak işgalinin de sinemaya etkisi oldu bu süreçte. Özellikle de Hollywood üzerinde. Tanrının Vadisinde, Örtülü Gerçek, Yargısız İnfaz, Hadisa İçin Savaş, Yalanlar Üstüne gibi yapımlar ABD’de sola yakın liberal yönetmenlerin kameralarından yansıdı beyaz perdeye. Bu yapımları belli başlı kısımlara ayırmak mümkün: Birincisi, Irak’tan dönemeyen askerlerin hikâyelerini konu alıyor. Ki bu yapımlarda daha ziyade iç politikaya yönelik mesajlar ağırlıktadır. İkinci grupta ise, başta Örtülü Gerçek olmak üzere bu operasyonların içsel değerlendirmelerini öne çıkarıyor. Üçüncü grup filmlerde ise CIA başta olmak üzere yürütülen işgalin karmaşıklaşan ilişkilerini gözler önüne seriyor. Yargısız İnfaz, Yalanlar Üstüne bu kısımda değerlendirilebilecek filmlerdir.Ölümcül Bir GerçekBu filmlerin ardından vizyona giren bir diğer film ise Ölümcül Tuzak. ABD ordusuna mensup bomba imha ekibinin Irak işgalindeki serüvenleri konu ediniyor filmde. Kamera sürekli bu ekibin içerisinde. Onların ruh hallerini, Irak atmosferinden ne derece etkilendiklerini kadrajlar arasında dönderip duruyor. Filmin odaklandığı nokta ile işgalin temasal kurgusu bağlantılı olsa da filmin derdi buralarda değil. Bir bakıma askerin bu işgaldeki yerini, ölümle hayat çizgisi arasında yakalamak niyetinde. Bunda da bir ölçüde başarılı oluyor.Ölümcül Tuzak’ta William James ve arkadaşları Irak sokaklarında patlayan canlı cansız tüm bombaları yok etmekle yükümlü bir ekip. Film boyunca bu ekip, bombaları imha etmeye çalışırlar. Irak sokaklarında var olan gerçekçi bir durumdur patlayan bombalar. James ve arkadaşlarının ölümle burun buruna geldikleri de olur.Irak Filmlerinde Müslüman Olmak: Terörist OlmakOscar’da birçok ödül almış bu filmde de net olarak görülen bir tavır var. Amerikan işgalini görünmez kılmak. Birçok filmde Müslümanların konumları hep aynı bu yüzden: Terörist! Bu yaftalama sadece söylem bazında kalmıyor, filmlerde canlı cansız bombalar patlatan, insanlara acımasızca davranan, sakallı vahşiler olarak gösteriliyor bu tipler. Aynı durum Ölümcül Tuzak’ta da devam ediyor. Örneğin küçük bir çocuğun midesini deşip, bomba yerleştiriyorlar. Amerikalılar ise gelip kurtarıyor çocuğu. Ne kadar inandırıcı(!) Tıpkı Irak’a demokrasi getiriyoruz der gibi…Filmlerin ele alınması gereken, sorgulanması mecburiyet gerektiren noktalarının medyada, sinema dünyasında çok da dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu bağlamda Irak’ın içinde bulunduğu çıkmazın, Afganistan’ın yıllardır geri kalışının, İsrail’in füze olup Filistin’e yağışının politik sorumluluğunun ABD’de olduğu görülmez, gösterilmez dahası eleştiri konusu dahi edilmez. Irak filmlerinin sivil itaatsizliği yakalamayışlarının bir nedeni de bu gerçeği gizlemelerinde yatmaktadır.Pek tabiî ki şu soru da gündeme getirilebilir: ABD’li sinemacıların bu tarz bir eleştirel üslubu olmaması doğal değil midir? Haklı gibi görünse de doğruluğunu söylemek güç. Çünkü kimi Amerikalı yönetmenlerin bu konu üzerine ciddiyetle gidip gerçeği ifade ettiklerini biliyoruz.Ay Vakti’nin geçtiğimiz sayısında sinematografisini ele aldığımız Brian De Palma bu konuda güzel bir örnek. Örtülü Gerçek, Irak ile ilgili oldukça mühim kareleri içinde saklıyor. Aynı tavrı diğer filmlerde bulmak çok güç hatta imkansız.Müslüman olmanın Irak filmlerindeki karşılığı terörist olmak. Bu yaftalama Batıda içsel bir hal aldı. Özellikle de 11 Eylül sonrası potansiyel suçlu gösterilen Müslümanlar filmlerde de aynı ithamlara maruz bırakıyor. Bu açıdan, Yargısız İnfaz, bu bakış tarzını net bir şekilde gösteriyor.Sinema Kadrajlarında Objektiflik ya da Kurgu – Realizm ParalelliğiBuraya kadar sözünü ettiğimiz filmlerin büyük çoğunluğunun yapılan işgale yönelik ciddi eleştirilerden uzak olduğunu dahası milliyetçi, devletçi bir söylemi yeğlediklerini ifade edebiliriz. Militarizme yaklaşan bakış açısının objektifliğinden bahsetmek neredeyse mümkün değil!Bu doğrultuda sanat tarihi boyunca sürekli tartışılan önemli bir mesele mihenk taşı olabilir. Sanat ürünü hayattaki gerçeklere ne derece uyum sağlamalı? Sinemada gerçeklik ne derece olmalı? Bu sorunun farklı mecralarda farklı anlayışlarca çeşitli cevapları vardır. Irak işgali ile ilgili bu filmleri de göz önünde alarak şu tespitlere ulaşabiliriz. Sinema yapıtları mutlak derecede hayattan ilham alırlar, almalıdırlar. Ancak sanatın kendine özgü bir dili, anlatım tarzı vardır. Bu ise realitenin aynısı değildir, olamaz. Sanatçının üretimi ve etkisi de bu kurgusal boyutta ortaya çıkar. Sinemanın da reel gerçeklerden beslenen özü kurgu ile tamamlanmalıdır. Ancak Irak filmlerinde reel gerçekler gizlenmeye çalışılmakta ya da kurgusal dil abartılmaktadır. Irak filmlerinin hem anlatı tarzı, yöntem açısından birçok eksiği var hem de konuları ele alış tarzları yanlı.[1] ABD’nin Irak’ta yaptıklarını “savaş” olarak göremeyiz. Çünkü savaşta birbirini yok etmek isteyen taraflar vardır. Hâlbuki Irak’ta, Irak halkına olmadık zorbalıkları yapan, yok eden bir askeri güç var. Bu ise “en terbiyeli” ifadeyle işgaldir!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

REFERANDUM / ANAYASA / ÖZGÜRLÜK / Ay Vakti
İNSANLIĞIN ORTAK VİCDANI / Üzeyir Süğümlü
CEZADA ELİF SÖZÜ / Naz Ferniba
SANCI KUYTU / Alâaddin Soykan
FİLİSTİNLİ ENESİN DERSİ / Muhsin İlyas Subaşı
Tümünü Göster