Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -59

975
Görüntüleme

ben seni yazsam hep silecek öteki elim
dönsem yüzümü yüzüne Şirâze
görmeyecek deli atlas gözlerin

I.
sisli Nevski bulvarında sırf sanat için, soğuk bir aksan öğrenmeye başladım
şimdi Dekabrist Meydanı’nda sonlanan Ekim yürüyüşünü izliyorum sanki
çigan müziğine dayanmışım üstelik bu ara, Sadovaya Sokağı’nda şûh kalabalıklarlayım

“gel” diyorum, sepetinde Parma menekşeleri varmış gibi mutlu, Petrograd’dayım
“gel” diyorum, üç öğün piroşki tadında, 24 saat kuzey ayazındayım
“gel” diyorum, Fontanka kıyısı karlar altında, ben bir devrim kaçağıyım

II.
Petersburglu bir şair alelâde bir kadını hiç yoktan şiirine aldı, yıl 1913
kadın sarı saçlı biliyorum, gözleri kirli mavi biliyorum
o da bir vakit çocuktu biliyorum, biliyorum hatta annesi de onun kadar yalnızdı
taş rıhtımlarda ıslak odun parçaları toplardı kızı için, kızı için Trinite Kilisesi’ne giderdi
dua etse rahatlardı içi biliyorum, biliyorum pis caddelerde büyük binalara bakardı
büyük binalar hem karanlık, hem kapalı, içinde ne varsa kadın hepsine yabancı
biliyorum Neva’nın donuk yüzeyine nasıl daldığını, neden daldığını,
Rosalin’e sık sık ürkekçe sarıldığını
o da sarı saçlıydı, maviydi onun da gözleri kızı gibi biliyorum
onu da solgun bir şair sokaklardan çaldı, onu da kıskandı her okuyan
her okuyan onu bulmak için her kadının mavi gözlerine baktı, baktı biliyorum
şair onu yakaladığında annesi yaşındaydı, yalnızdı, kararsızdı Rosalin biliyorum
bir soğuk gecede, uyaksız uzun bir şiire, bedelsiz hapsedildi
bir yolunu bulsa
suyu soğuk olmayan topraklara sığınacaktı mavnaların biriyle, bulamadı
onun gibi yüzlercesi yüz karası asrın çıkmazında otuzuna varmadan harcandı
biliyorum iki bin yıllık yalanı, bu yalanın Rosalin’e verdiği acıyı
biliyorum Piyer ve Pol kulesini gördüğü yerde düş kurmaya hakkı olmadığı için ağladığını
kapıları kilitli katedralleri, o donuk sütunlarını, ölüm karanlığını biliyorum
sarayların şatafatlı parıltısını değil, soluk cephesini biliyorum

susamayacak kadar çok şey biliyorum
konuşamayacak kadar çok sır gizliyorum

III.
bütün çelişkilerim beslendikçe arttı
çekilmezliğim ve fütursuz güzelliğim
ışıl ışılım Rus akşamlarında, kar beyazı üstüm başım
hayret, kızmıyorum o tanımadığım kadınların ökçe seslerine
hayret, kızmıyorum kahkahalarıyla geceyi ve hayatı ve anı ve saflığı kirletmelerine
kendime söyleyecek bir çift sözüm var uzun zamandır beklettiğim
vaktidir diyorum artık, vaktidir sana heber vermenin:
Şirâze’m
iki hece’m
çözümsüz bilmecem
Aniçkov köprüsünde gece mavi, gece sahici ve bir kadın gibi sevgili
sensiz avuç içim, sensiz avuç çizgim
kuşkuluyum çok
azalıyor sanki her geçen gün sana söyleyeceklerim

su, soğuk ve rüzgâr
her yere dağılmış
her yerde onlar
sağ-sol, güney-kuzey her yönde
dünyadan çıkışı arıyorlar

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

REFERANDUM / ANAYASA / ÖZGÜRLÜK / Ay Vakti
İnsanlığın Ortak Vicdanı / Üzeyir Süğümlü
CEZADA ELİF SÖZÜ / Naz
Sancı Kuytu / Alâaddin Soykan
Filistinli Enes’in Dersi / Muhsin İlyas Subaşı
Tümünü Göster