Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -58

970
Görüntüleme

bütün örtüleri bıraktım
ekle uç uca
çek aramıza

ben özledim
yokuşları olan
kuyularından yosun kokusu taşan
adını hep sevdiğim dağ yamaçlı, Asi akışlı, deniz kaçağı şehrimi

çok eskiden miydi yatsı ertesi uyumak
sabah namazına cemaatle durmak
her gün bir cüz okumak rahlede
dedemin karşısında hep susmak
hep susmak sakınarak

ben özledim
tanıdık yüzler görmeyi
en sevdiğime hiç sebepsiz öfkelenmeyi
sonra bir kedi gibi sokulup eteğine
af dilemeyi

şimdi ben bir kavganın içindeyim
bu yüzden deli dalgalarla vuruyorum kıyıya
sana kızıyor gibi görünsem de tüm öfkem kendime
bir kıvılcım kadar küçüğüm, bir kıvılcım kadar tehlikeliyim Şirâze
zuladaki çakı kadar hazırım hedefini vurmaya
şaşırma bu kadar; uslanmazlığıma, haylazlığıma, atılganlığıma
durduğum yerde hazırım vurulup toprağa verilmeye

ben özledim Şirâze
dedemin baston tıkırtısını duyup en kuytuya gizlenmeyi
korkmayı sokak köpeğinden, korkmayı şimşek sesinden
ve ninemin anlattığı masallara gülmeyi

o sardunyalar açsa da bensiz kokacak duvar diplerinde
ey şehir! sana duracağım hürmetle
Şirâze ne sensin benim, ne de ben şehirimin

ben özledim
yasak geceleri, yasak gecelerde nöbet beklemeyi
ve aşk nedir henüz bilmemeyi

garibin eğiktir başı, yumuşaktır sesi
konuştu mu az, sustu mu çok Şirâze
istemeyi bilmez belki, belki bilmez almayı verileni
malı az, duası çok Şirâze
bir kelâm etse oturur içine
sevilmese de çok, bilir teklifsiz sevmeyi
tutkusu az, sancısı çok Şirâze

ben özledim
salt seni değil; senin mevsimler boyu yağmalarını,
kuzeye esen sert rüzgârlarını,
beni anlamayışını ve ne olursa olsun bana kızamayışını
ben sevdim; salt seni değil, onca zaman içinde vakitsizliğini,
kadîm gel-gitlerini, ayın on dördü gerçeklerini
ve yaş otuz olgunluğunu sevdim
ben özledim her şeyini

kısa saçlarım düşerdi alnıma, yağmurdan sebep hep ıslak
Leova yanık türküler söyleyince bütün kızlar toplaşırdı ateşin başına
kimi ağlardı, kimi ateşle oynardı, kimi de ıslaklığıma bakardı
üzerimde sinsi bir planın baskısı
bir karaltı haince sokulurdu türküyle aramıza kıvrılarak

ben sevdim
ekmek kokusunun tam zamanında beni acıktırmasını
ninemin dilinden düşmeyen duaları
ve şehri dolduran bir ömür devâsa yalnızlığını

ben sevdim
okumayı bir daha, bir daha okumayı Tanios Kayası’nı
beklemeyi de sevdim zindan yeşiline vurgun olduğum
o kayadan bana doğacak ışığı
ben sevdim
az ötede yoluma çıkacak sözleri sıkça duymayı

vurulacaksın yine, yine savrulacaksın
sonra kanayacak yaraların sarmaya el bulamayacaksın
hastane odaları ilaç kokusunu bulayacak kokuna, daralacaksın
daraldıkça kızıllığın dökülecek Akdeniz koylarına

ben sevdim ateşe tutulmayı Şirâze
vaktidir tutuşsun fistanım
vaktidir ey! tutuşmanın

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BEN NÖBETTEYKEN / Mehmet Baş
Bir Dert, Bir Acı, Bir Feryat… / Ay Vakti
Dağlara / Şeref Akbaba
Şehid / Fatih Pala
Bahattin Yıldız / Musa Kırca
Tümünü Göster