BÜŞRA: AŞK ya da ALLAH!

152
Görüntüleme

1.Başörtülü bir kızın hikâyesini ele alan bir filmin gösterime gireceğini duyduğum günden beri sabırsızlıkla bekliyordum. Özellikle de filmden önce eleştirileri, haberleri okumak istemedim. Acaba Türk sineması yıllardır sürdürdüğü yaftalayıcı, bağnaz, ladinî kadrajından vazgeçebilir miydi? Başörtülü insanların hislerini, duygularını, inançlarını, hayat tercihlerini hepsinden önemlisi başörtüsünün sadece bir bez parçası olmadığını yansıtabilir miydi? Sorular ve sorunsallar içindeyken sinema salonun kasvetli atmosferinde, adından da hareketle “Büşra”nın müjdeleyeceklerini izlemeye başladım.Aslında, filmin daha onuncu dakikasında, bu bildik söylemi izlemeyi bırakıp salonu terk etmek vardı. Ya sabır çekip, büyük acılar çekme pahasına olsa da filmin sonuna kadar tahammül ettim. Asıl ıstırabım, Türk sinemasının böyle olduğu sürece bir yere varmayacağı içindir. Böyle gittikçe Türk sinemasının özgün bir sinema diline ulaşamayacak…2.Filmde başörtüsünü bez parçasından ibaret sanan bir yönetmenin büyük bir kitleyi yaftalaması ile karşı karşıyayız. Maalesef. “Başörtüsü” yerine “türban” sözcüğünü ısrarla sekanslarında yüzümüze çarpan bu film, kendi kafasından türbanlı bir tip oluşturup, onu da modern dünyanın profan, heretik, sisteme tapan kuklasına çeviriyor. Sonrada üstün(!) hoşgörüsü ile kendi dünyasına (laik dünyaya) kabul ediyor. Film iki farklı kesimi sevgi ve hoşgörüde birleştirmek istiyor görünüyor. Ama bu büyük bir aldatmacanın ta kendisi…Gazetecilik mezunu, kot pantolonlu, yüzünde bir ton makyajı olan, güzel kız Büşra; iş başvurusu sırasında laik yazar Yaman ile tanışır. Yaman’ı bırakmak istemeyen bir sevgilisi ve Büşra’ya da talip olan katı, küfürbaz ama paralı bir dindar (!) damat adayı vardır. Bu sırada Büşra ile Yaman arasında yavaştan bir aşk başlar…Yaman… Bira şişeleri arasında, İstanbul’a küfürler savurarak, yalnızlık saçmalıklarıyla kendisini edebiyatçı sanan, zanneden ya da yönetmenin bize yedirmeye çalıştığı pespaye bir tip. “Edebiyatçı” denilince aklına batılı nihilist yazarlardan başkası gelmeyen yönetmen, Yaman’ı sevgi ve hoşgörü denizine batırıp çıkarıyor ama yine olmuyor, yine olmuyor. Filmde anlatıldığına göre başörtülülerin dünyasını anlamaya çalışıyormuş Yaman. Aklınca…Büşra Yaman’ı, televizyon programından sonra takip eder, İstanbul’un ıssız sokaklarında “Yaman aşkı” ile koşturan Büşra, daha ilk tanışmasında Yaman’ın kucağına atlayıp dans etmeye kalkışacak kadar cesurdur. Gerçek cesaret örneğini ise Yaman’la lunaparkta buluşup öpüşerek gösterir. Ne hikmetse ezanlar okununca ayırır dudaklarını. Dahası başörtülü Büşra, Yaman’ın daveti üzerine bara gidip cadılar partisine katılacak kadar da başörtülüdür(!) Sanırım izleyen herkes çok rahat fark etmiş olmalı. Büşra, Yaman’ın isteklerini eskizsiz yerine getirir. İtaat et, kabul gör, adam ol mantığı. Ya Yaman, kendi tavırlarının kaçından vazgeçer? Ne rakısı, ne imansızlığı, ne de kıllığı. Tas tamam aynı baştan sona. Bu mudur hoşgörü? Bu mudur saygı, başka insanları anlama ya da ötekini kabul?Büşra’nın bir de Ferit’i var ki oryantalist sinemacılar bile bu kadar aşağılık tiplere yer vermiyor filmlerinde. İkiyüzlü Ferit, yeri geldiğinde ailesine ve yakınlarına karşı oldukça naziktir. Gerçekte ise küfürbazın teki. Nargile hanelerde arkadaşlarına “kadınları nasıl aşağılayacaklarını” anlatacak kadar da itici. Yobaz bir adam. Dağdan inme Ferit, doğunun insanını temsil ediyor güya! Cehalet kokan tavırları ve anlayışı ile Büşra’ya talip Ferit, Büşra ile evlenemiyor, kaybetmeye mahkûm oluyor. Çünkü laik olmadan adam olmak, kazanmak imkânsızdır yönetmenin gözünde, Büşra filminde. İllaki itaat edeceksin, sorgulamadan inanacaksın istenilene. Kazanmak ancak böyle olacak.Büşra, ailesine boyun eyer görünüp tam nişanlanacağı zaman kahve tepsisini düşürüp aklı başına gelerek, Yaman’a olan itaati gereği, kendi değerlerine itaatsizliği marifet sayıp, aşkı Yaman’a, Yaman’ın dudaklarına koşar. Bu kadar bayağılığı da beklemiyordum doğrusu…Büşra, filmin finalinde ise Atatürk büstünün önünde türbanını herkes önünde açıp, Yaman’ın “yalnız değilsin” sözüne mazhar olacak kadar şanslıdır… Tüm bunları yapan bir başörtülünün aslında başörtüsünü öylesine taktığı, başörtüsünün anlamından habersiz olduğunu daha kötüsü yönetmenin ancak böyle bir başörtülüyü kabul edeceğini üzülerek izledik.3.Filmin sekansları arasına yerleştirilmiş itici Müslüman tipleri bunlarla da sınırlı değil ki. Büşra’nın kot pantolonlu, yüzünden makyaj fışkıran arkadaşlarının her şeye “selamun aleyküm” diyerek, sözüm ona laik insanlara yukarıdan bakan tavırların yer aldığı otopark sahnesi. Yönetmenin her sahneye bir mesaj sıkıştırmaya gayret ettiği anlaşılıyor. Ama yapmacık olduğu her halinde belli…Bir diğeri türban defilesinde mankenlerin çok açık görüntülerlinin verildiği iğrenç sahne. Sanki başörtülülerin hepsi böyle. Ya da başörtüsü defilesi düzenlemek tüm Müslümanların desteklediği bir şey. Teşhirci, mahremsiz bakış açısıyla her şeyi görme ve gösterme zavallılığı… Bir de o sahnede Ferit’in ağzının suyu akarcasına mankenlere bakıyor olması… Ne kadar ucuz bir şey…Filmde anlatılan olayları İslam’a bağlamak mümkün değil. Dindar Ferit ve laik Yaman’ın kavga sonrası beraber rakı içmeleri, bunlardan birisi. İslam’da böyle bir şeyin var olduğunu söylemek ya da Müslümanları bu şekilde göstermek cehaletin bir sonucu olmalı…4.Filmin estetik açıdan özgün bir yanını bulmak da zor. Klişeler filmin her yerini sarmış. Kahve tepsisinin dökülmesi, lunapark sahnesi vs… Buradan da anlıyoruz ki yönetmen özgün sinema dilini çok da önemsemiyor, gerekli görmüyor.Leman dergisinden Bahadır Boysal’ın çizgi romanından uyarlanan “Büşra” bilindik söylemi tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyor. Daha önce izlediğimiz Yeşilçam filmleri gibi. Vurun Kahpeye’den tutun Takva’ya, Girdap’a kadar birçok film oryantalist yaftalayıcılığı bırakamıyor. Terk etmiyor. Türk sineması ise kendi kültürüne uzak olmaya devam ediyor. “Büşra” bu çizgide şimdilik son durak. Umarım son olarak kalır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ÜŞÜYOR İNSAN / Ay Vakti
SÖYLENENDEN / Şeref Akbaba
CEZADA ELİF SÜKÛNETİ / Naz Ferniba
Gazze’nin Çocukları /
İLHAM ve DÜŞ(ÜN)MEYE AÇIK OLMAK / Necmettin Evci
Tümünü Göster