SHERLOCK HOLMES

143
Görüntüleme

Felsefe Tarihinde, kimi milletlerin kendilerine özgü felsefe ekolleri oluşturduğu ya da kendi mizacına uygun felsefi akımlara yöneldiği bilinir. Bu özgünlüğün oluşum temelinde milletlerin farklı kimlik altyapılarına sahip olmaları yatıyor olabilir. Fransızların Rasyonalizm’e, İngilizlerin Emprizm’e, Amerikalıların Pragmatizm’e, Almanların İdealizm’e meyilli olmaları ve bu eğilimlerin sadece felsefede değil edebiyat, siyaset, sosyal yaşam vs. gibi farklı mecralarda da kimi tezahürlerinin olması ırk bilimcilerinin dikkatini çektiği kadar sinema izleyicisine de yol göstermeli. Nitekim bu yol göstericiliğe ihtiyacımız olan son film, Yönetmen Guy Rutchie’nin, İngiliz Edebiyatından Conan Doyle’ın “Sherlock Holmes” adlı başyapıtından aynı adla uyarladığı filmdir.Her sene izlemeye alıştığımız İngiliz tarihine yönelik yapımlarda, bu sene beyaz perdeyi işgal eden Sherlock Holmes, niyetiyle eylemini birbirine uyduramıyor. Polisiye edebiyattın bu güzide eserini kendi zihnine mahkûm eden senarist; soğukkanlı, sinsi, şüpheci İngiliz bir dedektif yerine kaba güç ile sonuç arayan Amerikalı ajanları anımsatan bir karakteri bize sunuyor. Ortaya çıkan karakter ise Sherlock Holmes romanının çok uzağına düşüyor.Film, Dedektif Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. Watson’nın karanlık bir gecede Lord Blackwood’un karanlık mabedinde, gizli tarikatının ayinine yaptıkları baskınla olayın içine giriyor. Bir film için gereğinden fazla düzeyde, aksiyonel girizgâhla polisiye edebiyatın uzaktan yakından alakası olmadığı gizli örgütlere yönelik bu operasyon, filmin aradığı sorun ve çözümlere yönelik bir çıkmazı oluşturuyor. Romandaki Sherlock Holmes ise bu tarz bir operasyonu yapabilecek donanıma hiç sahip değil. Daha ilk sekansla anlaşılıyor ki film, bildiğimiz Sherlock Holmes’u anlatmıyor.Yönetmenin farklı sinema planını kabul eder görünüp filmi izlemeye devam ettikçe tür olarak konumlandırılamayacak bir filmle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz. Asıl sorunsal, yönetmenin kafasında net olarak belirmeyen Sherlock Holmes karakteridir. Sherlock Holmes’u dedektif rolünden siyasi hesaplaşmaların içine çeken film, Hollywood’un etkisinde kalıyor. Maalesef.Filme dönecek olursak, Lord Blackwood’un idam öncesinde Sherlock Holmes’a söylediği sözlerin gizem dolu olması polisiyeden uzaklaşıp tamamen politik söyleme uzanacak bir yola da sebep oluyor. Yazının en başında söylediğimiz üzere İngiliz milletinin birçok alana sirayet eden sinsi ve kendini büyük görmeyi bu filmde en iyi yansıtan karakter Lord Blackwood. Lord Blackwood’un idamında söylediği, ölümün bir başlangıç olması da sinsi ve gizemli bir gösterge, izleyici için. Blackwood’un oldukça sistemli bir şekilde öldü numarası ile idamdan kurtulması filmin sonunda daha net anlaşılsa da Sherlock Holmes gibi bir dedektifin buna izin veriyor olması da düşündürücüdür.Lord Blackwood idamdan kurtulduktan sonra siyasi hesaplara dalıyor. Bu arada kahramanımız Sherlock Holmes, gizli yapıların içerisine girer. Aslında Blackwood’un babasına karşı girişimin bir tezahürüdür olan biten ya da gerçek anlaşılana kadar bize gösterilen. Ve Blackwood babasını ortadan kaldırarak siyasi alanda etkin olmaya doğru yol alır. Sherlock Holmes filmini anlamlı kılan en iyi şey, yönetmenin Sherlock Holmes’un iz sürme yetisi üzerine gerçekleştirdiği sekanslar. Bu bağlamda kontrolden çıkması an meselesi olan aksiyonu biraz olsun ele almayı da başaran yönetmen, semiyolojik verileri sunuyor.Semiyoloji/Semiyotik/Gösterge Bilim, sinemayı da içeren oldukça geniş alana sahip bir bilim dalı olarak anlama ve yorumlama bilimleri içerisinde yer alır. Charles Sanders Pierce tarafından akademik alana aktarılan semiyotik, göstergelerin her birinin bir anlama sahip olduğunu savunuyor. Bu açıdan görsel sanatların, estetik dışavurumlarını bu göstergelerle ifade etmesi önem arz ediyor. Semiyotik enstrümanlardan hareketle Sherlock Holmes’un kimi göstergeler içerdiğini söyleyebiliriz. En yakın arkadaşı Dr. Watson’un kız arkadaşı ile ilgili söylediklerinden, Blackwood’u çözümlemesine kadar birçok şey Sherlock Holmes’un gözünden kaçmıyor. Aslında yönetmenin işaret etmek istediği şey de ayrıntıların nelere kadir olduğudur.Ve Sherlock Holmes, peşine düştüğü Lord Blackwood’u filmin finalinde ele geçirmeyi başarıyor. Asıl film, sonunda başlıyor. Blackwood’un gerçek güç olmayıp basit bir “tetikçi” olduğu anlaşılıyor. Sherlock Holmes’un bu gizil güce ulaşamıyor olması filmin devamının olacağını gösterse de esas dikkat çeken şey, gücün gerçek sahiplerine ulaşılmayacak olması. Bu açıdan güce sahip olmanın sanılandan ötesinde varoluşla ilgili olduğuna çekilen dikkat, İngiliz siyaseti için ipuçları veriyor. Nitekim Irak işgalini gerçekleştiren güçlerden birisi olmasına karşın İngilizlerin, Amerikalılar kadar tepki almaması İngiliz siyasetinin ve doğal olarak milli üsluplarının yaklaşım tarzından geliyor.  Yönetmen Guy Rutchie, karakterler üzerindeki tercihi ile romanından öte bir Sherlock Holmes ortaya çıkarıyor. Ancak film Sherlock Holmes, Dr. Watson, Lord Blackwood ile mekân-doku birlikteliğini yakalamayı başarıyor. Guy Rutchie, filmde kadın karakterleri ile polisiyeden uzaklaşıyor olsa da kendine has bir hikâye çıkarıyor. Güç, adalet objelerinin gerilim ve aksiyonla filmde eritiliyor olması da yönetmen adına olumlu bir tavır.İngiliz sinemasından her sene bir film, tarihi bir hikâyeyi konu edinir. Bu geleneği bu sene Sherlock Holmes devam ettiriyor. Dönemin ruhunu yansıtan film, özellikle kostüm ve mekân tasarımları ile dikkat çekiyor. Romanından oldukça ayrı bir hikâye de olsa Sherlock Holmes, dönem izlerini taşıyan tasarımları ve İngiliz siyaseti ile ilgili verdiği ipuçları ile izlenebilir/izlenmesi gereken bir yapımdır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

İNSAN İÇİNDE KARMAŞA, KARGAŞA İÇİNDE İNSAN... / Ay Vakti
İKİNDİ GÜNEŞİ / Nurettin Durman
BİZİM SOKAK / Necmettin Evci
SANA TAŞINIYORUM / Şeref Akbaba
MAHİYETİNİ UNUTAN İNSAN / M. Muhsin Kalkışım
Tümünü Göster