DARB-I MESELDEN ATALAR SÖZÜNE

236
Görüntüleme

Türk kültür ve edebiyatında eski tabirle darb-ı meseller, şimdinin Atalar sözü, kültürümüzün ve medeniyetimizin en köklü duygularını ve inançlarını sergiler. Bazen en gür duygularımızı, en yürekten sözlerimizi, sabrımızı, sebatımızı, misafirperverliğimizi, erdemlerimizi birkaç güzel kelimeyle nakşedebildiğimiz gibi ataletimizi, bencilliğimizi, oburluğumuzu da ister istemez atasözleriyle ifade edebiliyoruz. Bu sebeple atasözleri geleneksel halk kültürüne ışık tuttuğu gibi edebi hafızamız için de bir arşiv niteliğindedir. Türk dili ve edebiyatı sahası içerinde atasözlerinin kadim zamanlardan günümüze doğru aldığı yolculuğa bir göz atarsak aslında milletimizin de bir yol haritasını çizmiş oluruz. Göktürk Abidelerinde, Uygurlardan kalma eserlerde, Karahanlılar devrinde Doğu Türkçesinde “Sa- fiilinden türeyen sab>sav kelimesi bugünkü atalar sözünün yerine kullanılan bir kelime idi. Bu kelimeye 14. asırda Kıpçak Türkçesine ait metinlerde de rastlanılmaktadır. “Sav” kelimesi Göktürk ve Turfan metinlerinde açıkça “atalar sözü” için kullanılmıştır. Göktürklerde ve hatta daha önceki devirlerde aynı manaya geldiği belli olan bu söz Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügatü’t-Türk’te “mektup, hikâye, tarihi, olay”  yanında atalardan kalma öğütleri ifade etmek için tespit ettiğini biliyoruz. Türk kültür ve edebiyatı on birinci asırda İslam tesirine girdiğinde bu kelime de yerini “mesel”e bırakacaktır. Bu örnekler o dönemin edebiyat ürünü olan Kutadgu Bilig’de mevcuttur. Bu “mesel” tabiri Habeşçe’de “mesl, mesâle”, Arâmice “mesla”, Arapça’da   “masal, mesel” ve çokluğu “emsal” olarak mukayese alanından atasözü kavramına doğru genişlemiştir. Oradan Fars edebiyatına ve hemen akabinde bizim edebiyatımıza geçtikten sonra halk diline de kısmen direnmiştir.  Bu mefhumun “mesel, darb-ı mesel, durub-ı emsâl”  isimleri de yirminci asra kadar muhtelif türlerdeki edebiyat mahfillerinde müşahede edilmiştir. Veled Çelebi’nin hazırladığı Kitab-ı Atalar sözünde ve 17. asır şairi Levnî’nin bir cönkünde “atalar sözü” tabiri kullanılmıştır. Yine bunun yanında bu gün Anadolu halkı, Bulgaristan Türkleri, Batı Trakya, Azerbaycan, Kıbrıs Türkleri artık “atasözü” mefhumunu kullanır olmuşlardır. Bazı mahalli ağızlarda özellikle İçel’de bu atasözü için “deyişet” denilir.Atasözleri çok eski zamanlarda söylenmiştir.  Genellikle söyleyeni bilinmeyen sözlerdir. Söyleyeni bilinen atasözleri de yok değildir. “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu” darb-ı meselinde Karamanoğlu Mehmet Bey’in Fatih Sultan Mehmet Bey’e biat etmek adına “Bu can bu bedende oldukça ben sana isyan etmeyeceğim diye söz verir. Fatih de Karaman’dan İstanbul’a döner. Padişah’ın savaş meydanından uzaklaşmasını fırsat Bilen Karamanoğlu Mehmet Bey hemen koynundaki güvercini çıkarır ve biatini bozar. İşte o gün bu gündür “Karamanın koyunu, sonra çıkar oyunu” atasözü kullanıla gelmiştir.  Bu atalar sözü, zamanın seyri ve içtimai çevrenin içinde aldığı şekil ve yeni muhtevalar kazanılması sebebiyle tarihî bir hayat yaşar. Bu nedenledir ki Irak Türkleri arasında “eskiler sözü” demeleri bu sebepledir.“Ağaç yaşken eğilir.” atasözünde cümlenin ilk manası gayet açıktır. Taze bir fidanı eğmek kolaydır. Bu ağaç yaşlanınca eğilmesi, bükülmesi zorlaşır. İkinci manayı biz hayatımıza uygularsak insanı küçükken terbiye etmek lazımdır. Böyle bir düşünce etrafında bu atasözü husule gelmiştir. İşte bu maddi şekli bir hareket noktası yapan ve ilk söyleyicilerini tespit edemediğimiz bu dil mahsulleri; hayat prensibi olacak fikirleri, din, ahlak, gelenek ve görenekler ile doğa olaylarından çıkacak kaideleri somuttan soyuta bazen bir fıkra niteliğinde bazen de bir beyit ya da bir dörtlük ile bize ulaşan (söz ve yazı) hikmetli sözlerdir.Bu nedenledir ki Tanzimat dönemi ediplerinden İbrahim Şinasi bu hususta çok şümullü bir eser olan “Durûb-ı Emsâl-i Osmâniyye” olan Osmanlı atasözlerini neşretmiştir. 1863 tarihinde Tasvir-i Efkar matbaasında basılmış bu eserinde müellif, gerek klasik şiirde derc edilen ata sözlerden ve atasözü mahiyetindeki mısralardan karşılaştırmalar yapar. Şinasi neden bu eseri hazırladığını şu kadim sözleriyle cevap verir. “Durûb-ı Emsâl ki hikmetü’l-avâmdır, lisânından sâdır olduğu milletin mâhiyet-i efkârına delâlet eder. Durûb-ı Emsâl ise cümleten mânîdârdır.” Diyerek bu atasözlerini niçin hazırladığını izah eder.Anonim karakter taşıyan ve atalardan kaldığı kabul edilen bu  kısa, özlü kalıplaşmış cümleler. Milletin hayat anlayışının ortak bir ifadesi olarak  Şinasî’nin bu atasözlerine halk hikmetleri (Hikmetü’l avam) demesi manidardır.Ortak bir halk dili ile ancak birkaç cümle kalıbı içinde meydana gelebilen bu mahsullerin aşınmayan sağlam birer bünyesi vardır. Bu bünyelerin bazı taşlarını değiştirmek sözün kuvvetini azaltır. Dil ve düşüncenin birbirine tesiri sonunda sabit bir karakter taşıyan söz dizimini  (sentaks) değiştirmek söyleyiş tarzını bozar. “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” burada “aheste” kelimesi yerine “yavaş” kelimesini koyamayız. Peki koyarsak ne olur. O zaman söz kudretini kaybeder. Atasözü olmaktan çıkar normal bir söz olur. Bunu söylerken darb-ı meseller bütün halk edebiyatı ürünlerinde olduğu gibi zamana, lehçelere, ağızlara, köy, şehir, aşiret muhitlerine ya da herhangi bir tarikat, meslek, sanat, çevresine göre ufak tefek değişikliklere uğrarlar.Hepimizin bildiği “Ahmak misafir ev sahibini ağırlar.” atasözünü 1480 yılında neşredilen Kitab-ı Atalar’da “Konugun kutsuzı ev ısını agırlayıl.”  Bu söz Kaşgarlı’nın eserinde “ Endik uma evligni agırlaryıl.”  Şeklinde geçmektedir. Yine bu söz değişimleri sırasında eski mefhumlar kullanılmaya kullanılmaya bazen unutulabiliyor. Onların yerine halk muhayyilesinin icat ettiği tabirlerin manalarını bulmak güçlüğü ortaya çıkar. Söze adeta bir gölge düşer, açıklık kaybolur. (Elçin,Şükrü, Halk Edebiyatına Giriş, 2004, s. 687) Mesela Kitab-ı Atalar’da “Biregül yumrugın yemeyen kendi yumrugını demir sanır.”  Atasözünü Şinasi, Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye’de şöyle geçmektedir: “El yumruğunu yemeyen kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.”   Yukarıdaki sözde demirin yerine gelen armut, manayı kapamıştır. Bozdoğan Türkçede hem bir avcı kuş, hem de gürzün adıdır. Armudun gürz biçiminde olanları vardır. Bu silaha bakarak iri bir armut cinsine bu ad verilmiş olabilir.  Burada Şinasi de olduğu gibi atalar sözü “tabir”lerle karıştırılmıştır. Ayrı bir bünyeye sahib olan tabirlerin atalar sözüyle bir bağlantısı meydana gelişleri bakımındandır. Belli bir ihtiyaç sonucunda ihtiyaç sonunda atalr sözü tabir karakteri kazanabilir. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.”  Atasözü “ dokuz köyden kovuldu”  şekli ile bir tabirdir.Belli bir dil, kültür, mantık, tecrübe, zevk ve muhakeme seviyesinde meydana gelen bu edebiyat mahsullerinin ilk örnekleri genellikle manzumdur. Aynı cümle ve mısrada kelime tekrarlarından gelen mana aykırılıklarından gelen tezat ve umumî vezin ve kafiye bu manzumeleri ve geleneği zamanımıza kadar getirmiştir.  Nesir halindeki atasözleri de nazmın parçalanmasından, onu teşkil eden unsurların düşmesinden, unutulmasından meydana gelebileceği gibi müstakil bir kimlikle de dilde asli şeklini almıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi nazımla söylenen atasözlerinde kafiye ve vezin yardımıyla söz çabuk hıfz ediyor ve sözün kulakla aşinalığı artıyor. Bunun yanında atasözleri öğüt verme amacı güttüğünden edebiyatın da bir ana malzemesidir. Bu nedenle daha çok şiirlerde her bir mısra ya da beyit bir atasözü olarak karşımıza çıkabilir. Bu minvalde edebiyatımızda öğüt vermek amacıyla kaleme alınmış pek çok eser vardır.  Daha çok Divan şairlerinin meylettiği bu atasözlerini nazm etme bilhassa mesnevi tarzında yazılmış küçük hikâyelerle, hevesname, şehrengiz, pendname ve münazara gibi eserlerde rastlanılır.16. asırda nazımla yazılan Güvâhî’nin Pend-nâme’si bu meyanda atasözlerine en çok yer eserdir. Eserin üçte biri atasözleri ve deyimlerden meydana gelmiştir. Edebiyatımızda Atasözleri eserinin müellifi olan Dehri  Dilçin ilginç de bu eser hakkında ilginç bir yorumda bulunaktadır: “Bilhassa Pend-nâme-i Güvâhî atasözleri bakımından çok zengin ve emsalsizdir. Atasözlerini nazma geçmekte Güvâhî o kadar kudret göstermiş ve muvaffak olmuştur ki, kendisinin yalnız bu işi başarmak için dünyaya geldiği ve bu hususta kullandığı vezin de adeta atasözleri için hassaten icat edilmiş olduğu fikrini hatıra getirmektedir.”Güvâhî’nin beyitlerini incelediğimizde şu atasözleri karşımıza çıkmaktadır: Büyüklük Allah’a mahsustur atasözünü şairimiz şöyle şiirleştirmiştir. işüñi meskenet ḳıl olma güm-rāhtekebbürlenme kim ulu bir AllahAdama dayanma ölür, ağaca dayanma kurur: düşerler niçe ‘ izz ehlin ḳuṣuyainanma beglere ṭayanma ṣuya Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: ki olur ṭut bu pend-i ḫūba ḳulaġolan gözden ıraḳ göñülden ıraġ Ağlamayan çocuğa meme vermezler: gerek iḳdām ‘arż-ı ḥāle yendekvirilmez oġlan aġlamasa emcek Öksüz oğlan göbeğini kendi keser: kimüñ kimden ne derdi var bürādergöbegin öksiz oġlan kendü keserAk akçe kara gün içindir: dürüş ḥarç it nitekim dügün içünki aġ aḳçe olur ḳara gün içün Rüşvet kapıdan girince iman bacadan çıkar:işitmedüñ mi rüşvet ḳapudan şādgiricek bacadan ġamgīn çıḳar tad Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer: egül illā ḳamu bu nev’a giçerṣovuḳ ṣuyı kimi üfürüp içer Ayağını yorganına göre uzat:edebsizlügi kār idinme kesilḳatı uzanma yorġanuñca kösil Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur: ḳanā’atle idegör işüñi saġki dā’im saña ṭaġ üsti ola bāğ Terziye “göç” demişler, “iğnem başımda demiş”:dimişler derziye göç ignesini ṣoḳup başına germiş sīnesini Pendname’nin bu uzun örneklerinden sonra sabır üzerine söylenen bir atasözüne ilginç misalleri paylaşmak yerinde olur: “Sabır ile koruk helva olur” atasözünü büyük şair Şeyhî şöyle yorumlamış:Güyenler hârdan hurma yedilerKoruktan sabr ile helva yediler Bu atasözünü Hamdullah Hamdi şu şekilde söyler: Nice şîrin dimiş bunu dânâKi olur sabr ile koruk helvaTaşlıcalı Yahya ise şöyle kalem oynatmıştır:Sabrı elden komamaktır evlâKi olur sabr ile koruk helvaİnsan karakterleri üzerine bir atasözü ele alırsak “Çok söyleyen çok yanılır” darb-ı meselini Taşlıcalı Yahya şöyle yorumlamış: Ehl-i dillerde bu mesel anılurKim ki çok söyler ise çok yanılur “Deliye her gün bayramdır” atasözünü Şair Neylî şu mısralarla nakşetmiş: Eylerse nola valsın her rûz gönül ümmidMeşhûr meseldir kim divaneye her gün ‘ıyd“Yolcu yolunda gerektir” atasözünü şair Cemalî’nin şiirinde şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: Zâl-i dehrin hânesinde durma âşık var yüriBu mesel meşhurdur yolda gerektir yol eriİlkin sav, daha sonra atalar sözü, İslam edebiyatı döneminde darb-ı mesel ve son dönemde atasözü olarak karşımıza çıkan bu özlü sözler; milli, manevi, duygu ve düşünce çağlayanlarımızda kıvrak zekâmızın ürünlerini görürüz. Gerek atalarımızın bize bıraktığı bu kıymetli hazineyi ve gerekse de günümüzde ortaya çıkan özlü sözler yarınlara abidevi eserler bırakacaktır. Kaynakça: * Dilçin, Dehri, Edebiyatımızda Atasözleri, İstanbul, TDK Yayınlar, 1945 * Elçin, Şükrü, Halk Edebiyatına Giriş, Kültür B. Yay., Ankara, 1981 * Levend, Agah Sırrı, Divan Edebiyatı, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1984 * Pala, İskender, Divan Şiiri Sözlüğü, Elem Yay., İstanbul, 2002 * Oymak, Mehmet, Şanlıurfa Atasözleri ve Deyimleri, Şanlıurfa Belediyesi Yay., Şanlıurfa, 1997 * Yurtbaşı, Metin, Atasözleri Sözlüğü, Özdemir Yay., İstanbul, 1996 * Özkan. M. (1983). “Pend-nâme-i Güvâhi’deki Atasözleri”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 27, İstanbul: TDAV Yay., S: 222-247. * Tahirü’l Mevlevi, Edebiyat Lügati, Enderun Kitabevi, İstanbul, 1996

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

SULAR AKA AKA / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR-LV / Şiraze
HAYATA, AŞKA, SAVAŞA DAİR / A.Vahap Akbaş
DARB-I MESELDEN ATALAR SÖZÜNE / Eyüp Azlal
ÜÇ GÖMLEĞİN SIRRI / Şadi Aydın
Tümünü Göster