UZAKTAKİ

189
Görüntüleme

Hangi karanlık bekler beni, uzaktaki. Senin karanlığın değildir, bilirim. Ateşlere kandığım zamanlar uzak değil. Sonra berhava olan gençliğim. Neşter yuttuğum, uçurum kustuğum zamanlar. Uzak değildir senden kaçtığım, yalnızlığıma sığındığım zamanlar. Kahroldum, kahroldum, hayatın göbeğinde. Sense bir uzaktaki… Bu senin karanlığın değildir, bilirim. Kırılan ellerim, vurmuşken gecenin kıyısına. Ben yine mahzun melül, biçare sefil, ölülerimizi beklerim. Can taşıyan denkler, yağmur kuşanmış sonbahar. Kesik bir suret gibi dururlar karşımda. Bilirim ve yürürüm. Yeni yüzler çizerim sana benzemeyen, seni anımsatmayan. Yeni yüzler, mumyalanmış kör düğümler. İçimdeki gizli ukde… Bir parça bildiğin, hiç tahayyül etmediğin… Bir yalnızlık çiziyorum, kayan yıldızların boşluğuna. Galaksilerin infazında, acımadan kendimizi hiçleştirdiğimiz ayrıksı. Hiç boşuna uğraşma, gözyaşlarımı tutamazsın. Esamisi okunmaz, geçmiş güzel günlerin. Yeni bir ölüm bekler beni, uzaktaki. Senin yağmurların değil bunlar. Böyle terk edilmiş yurtluk gibi bakmazdı dağlar. Canı çıkmış küheylan gibi akmazdı ırmaklar. Bu senin resmin değildir, uzaktaki. Acındır sesimdeki, uzaktaki. Belki üstü getirilmemiş biletsiz sabahlar, paslı tenekelere kalmış topaçlar, gün yüzü görmemiş saklambaçlar. Yerinde kal, her sonbahar.Anlatmak istediğin masal değildi, uzaktaki. Sararmış tarlaların sahaflığında, sonbahar tomar tomar. Harcanmış hayatlar, rüzgârı kesilmiş değirmen gibi karşımda dururlar. Meşin damarlar, hüzün kuşanırlar. Pek aşina, pek acılı zamanlar. Ve hep öyle kalacaklar, uzaktaki. Mevsimin kalbinde duruyorsam, gözlerimi sana vermişimdir. Kör karanlıklarda bekliyorsam, kalleş bir umuda bel bağlamışımdır. Senin yolunda giden yolcudur, azalan günlerim, santim santim doğranmış bu sonbahar geceleri. İsli bir duvar gibi duruyorlardır karşımda. Bin dokuz yüz seksenli yılların kışında, sen, ben ve Ayşan. İçini boşalttığımız yoksulluklar. Demirler omzunda, sızılar kalbinde, tavında ateş, damarda kan, suda yaşam, bekleme, al demirlerini. Bekletme kaptanı. Kaçak bir çaya bağlanmıştır her şey. Umutlar dâhil, yeni bir dünya yeni bir hayat, her yerde her zaman geçerli bir bilet. İşte öylesine kıymetli bir çay, uzaktaki…Emanet zamanlardır ha.Kefen kuşanmış bu eylül geceleri yok mu? Göstermezler sabahın yüzünü, gecenin kalıbını. Dost sanırsın ağyarı. Benim karanlıklarımdan çıkıp gelmediler mi bu heyulalar. Astıma kaldığım, ikbalden kaçtığım sünnetli zamanlar. Sonbahar, bir tutam har ve yakınlıkları uzak eden yollar. Hiç bitmeyen, hep uzayan yollar. Es kaza çıksam kalbimden, kendimi öldürmekten korkarım. Aman Allah’ım, bu hangi günahın vardiyası. Geçip gittiğim nöbetler, sararmış ömürler. Hangi imtihanın kapısında çekip çıkardım. Ben değilimdir bütün bunları düşünen, yüzüne vuran, aklından kaçıran. Olmak istemezdim, en azından. Bir affın kapısından, yanan yürek karıncalaşan can… Kulağımın zarını yırtan sesler, uzaktaki. Senin sesini seçemiyorsam bir solukta, gemileri devirmiyorsam ilk bakışta, raydan çıkarmıyorsam bütün trenleri salkım saçak, gün daha ağarmayacak demektir. İhanete yataklık yapıyorum demektir. Ben gecenin bir yarısına kalmışımdır, hiçbir şeyin gerisini getirmiyorum demektir. Başımda puslu yengeçtir zaman, o zaman. Zehrini kuşanmış yılandır dakikalar, o dakika. Beni senden uzaklaştıran, anıları mezar yapan, kelimelerin cambazlığında palyaçoya çeviren devirler, o devir. Dehrin kuşağına gizlediğimiz kışları özlüyordum, o vakit. Bir aralık kaldırımında, yolunu gözlüyorumdur, o biçim. Bütün her şeyi birbirine karıştırıyorumdur, o dem. Katiyen bir bütünün parçası değilimdir. Büsbütün dünyanın dışına çıkmışımdır. Asli rolümle boy gösteriyorumdur dünya sahnesinde: Yalnız ölümlü, noter tasdikli. Kimsenin bilmediği, görmediği… Göbeğinden taşlara bağlandığımı… Uzanmışımdır mezar taşımın üzerine, satır satır doğranıyorumdur. Gecenin bir vakti, hiç kimse gelmeyecektir ne duaya ne de yatıya. Hiç kimse bilmeyecektir neler çektiklerimi. Umutlarıma sinmiş umutsuzluğumu kimse tarif edemeyecektir. Kendinden geçecektir etim tenim kemiklerim. Hangi kasrında kapısında asıldığım mühim değildir. Kaldırılmıştır şahadetim, herhangi bir surette. Bilemem. Olur olmaz zamanlarda beklediğim, uzaktaki. Ocağım yanmıştır, közlenmiş zamanların narında. Kıyılar kaybedilmiştir hepten. Gözümün nuru, minareler. Mevsime mi yenildim ne. Canımdan mı oldum. Öldüm mü, kaldım mı? Denize mi düştüm. Kalibresi düşük bir demirin parmak uçlarında, göğe mi uzandım, yere mi çaldım. Yanan yüreğim değilse, hiçbir şey bilmiyorum.Yanan yüreğim değilse, ben yaşamadım gecekondularda.Yanan yüreğim değilse, her şey yalandır yeryüzünde.Yanan yüreğim değilse, ben insan değilim, insanca yaşamadım.Yanan yüreğim değilse, ben hiçbir zaman hiçbir vakit utanmadım, utanmadım.Yanan yüreğim değilse, anılara mezar olacaktır ömrüm, bir kürekte.Kalmamıştır ayva tüylü şafaklar, çıtkırıldım yarınlar. Yanan yüreğim değilse, ben rahme düşmedim karanlık doğduğunda.Aydır, uzaktaki.Sararmış bir entaridir, eylül.Yanan yüreğim değilse, ben masallara inanmadım hiç.Yanan yüreğim değilse, bir kurşundan namus ve şeref yeminleri dinlemedim.Yanan yüreğim değilse, ben ne diyorum böyle nefes nefese.Hiç ölmedim, gözlerimi açmadım, ağlamadım.Yanan yüreğim değilse, kahır dolu bir kadehte, başımı secdeye indirmedim.Hiçbir gemi hiçbir zaman hiçbir sonbaharda yol almadı içimden.Yanan yüreğim değilse, o zaman ne demek oluyor bütün bu karanlıklar.Ben kimin karanlığından kaçıyorum böyle kör topal.Bindiğim atlar da neyin nesidir.Nereye varacağım tepe taklak.Hangi kıyıda enkaza dönüşecek ömrüm, yanan yüreğim değilse.Sabah hiç olmayacak mı?Ben kanı donmuş pelikanları kime ısmarlayacağım.Yanan yüreğim değilse, sen kim oluyorsun, sen!İçi geçmiş bu efkârla ben daha ne kadar yol alabilirim.Sanır mısın ki, soluğum derin, gayretlerim yeterli.Cebim ceset dolu, rengârenk simsiyah.Gözlerimde bekler beni genç ölüler.Un ufak kemiklerin ekmeğinde kürek atmıyor muyum?Demek ki yanan yüreğimdir, berhava olansa ömrüm.Demek ki yol almışım, görünmez kaidelerin gölgesinde.Yol almışım ve her defasında kendimi vurmuşum.Bana bıraktığınsa delik deşik bir kalptir sadece, uzaktaki.Bilirsin ve susarsın, uzaktaki.Sonbahar yağmurları beni çağırıyor yeni güne. Canım genzime kaçmış. Güç bela nefes alıp veriyorum. Allah’ım diyorum, ölmek kadar yaşamak da zor ve her yaşam kendi ölümünü çizermiş gecenin karanlığına. Bense sadece seni bıraktım arkamda. Yolumu kaybettiğimde geri dönmek için. Fazla uzaklaşmıştım, gecenin karanlığında. Geri dönmek istedim sabaha doğru. Döndüm, soğuk nefesini hissettim ensemde. Hangi ayrılığın nefesini çektin içine, bilemiyorum, uzaktaki. Hangi rüzgâr kaçtı gözlerine, yakıcı. Gırtlağına gömdüğün müntehir suretler de neyin nesi oluyor. Hiçbirini tanımıyorum. Daha önce görmüşlüğüm yok. Katiyen görmedim hiçbirini. Fakat ben geri dönmek istedim. Geri dönmek zorundaydım. Geri döndüğümde sen yoktun. Bıraktığım yerde değildin. Ve artık ben de yolumu kaybetmiştim, uzaktaki. Aramızda hiçbir fark yoktu. Ben uzak bir kayboluştum, anıların belleğinde. Sense yakın bir vuruştun, kalbimin sol açığında.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

SULAR AKA AKA / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR-LV / Şiraze
HAYATA, AŞKA, SAVAŞA DAİR / A.Vahap Akbaş
DARB-I MESELDEN ATALAR SÖZÜNE / Eyyüp AZLAL
ÜÇ GÖMLEĞİN SIRRI / Şadi Aydın
Tümünü Göster