KARDAN ADAM

193
Görüntüleme

Gökyüzü, melankolik bir şairin hoşlanacağı türden kapalı ve soğuktu. Rıza paltosunun önü kapalı olduğu halde, cebindeki ellerini birleştirmeye çalışarak yürüyordu. Yakalar kalkık şapkasını kulaklarına kadar indirmişti. Ağızlarından dumanlar çıkan insanlara çarpmamak için omuzlarını bir geri bir ileri alarak evine bir an önce gitme telaşı içinde başı öne eğik koşar adımlarla yürüyordu. Akşam haberlerinde kendisinden aptalca sözlerle bahseden haber spikerine kızıyordu hala… -Şu hadiseye bak ya hu mahremiyet diye bir şey kalmamış. Sana ne kardeşim benim davranış biçimimden sana bir zararım dokunuyor mu? Her insan senin istediğin şekilde düşünmeye, yaşamaya mecbur mu? Kalabalık ana caddeden evinin bulunduğu sokağa dönünce biraz rahatladı. Farkında olmadan kendini sıkmıştı. Bir tanıyan olur korkusu evinin bulunduğu yokuşa tırmanmaya başlayınca hafiflediğini hissetti. Oysa bu yokuş kimi zaman gözünde ne kadar da büyürdü. Yayaların yokuşu rahat çıkmaları için kaldırımları yer yer sekilemişlerdi. Ancak yaşlılar için bu basamakları kullanmak yokuşu inerken bile zor oluyordu. Evinden iki apartman aşağıda mahalle bakkalının olmasına sevindi. Ekmek almayı unutmuştu. Ekmek dolabının kenarına iliştirilmiş poşetlerden birini aldı ve içine iki ekmek koydu. Sabah, dördüncü katta, iki apartman yukarda olan evinden bakkala gelmeye erindiği için kahvaltıda bayat ekmek yemeye razı idi. Kendisinden önceki müşteri hesabı ödedikten sonra ekmeğin parasını bakkala uzattı. Bakkalın adını söylemesi ile irkildi. -Rıza Abi be haberlerde söylenenler doğru mu?-!?..İşte bu hiç hesapta yoktu. Nasıl da düşünemedim bakkalın bu mevzuya gireceğini diye hayıflandı. Hiçbir cevap vermeden bakkalın para üstünü vermede acele etmesi için dışa doğru yöneldi birkaç adım attı. Para üstünü alarak önce hızla kendi apartmanına girdi ardından basamaklardan koşar adımlarla evinin olduğu kata çıktı. Kendini kanepeye attı. Kanepenin kolluğuna yastık gibi başını koydu. Gözlerini kapattıysa da uyuyamayacağına hükmederek tekrar açtı. Dün ana haber bültenlerine malzeme olmasının iyi bir tarafının olup olmadığını düşündü. Sonra ani bir hareketle kalarak günlüğünü kitaplıktan bir çırpıda aldı. Ve sayfalara gelişigüzel göz atmaya başladı. … Hayat çok karmaşık… Kendi bilinmezliği yetmezmiş gibi kurduğu denklemler çok bilinmeyenli… Öznesi yüklemi nesnesi var; ama çoğu cümlesi devrik… 07.08.2008…Huzurdayız her daim. Bu şuuru hayatımızın tamamına şamil kılmayı dilemeliyiz Hak’tan; “edep ya Hu”! Evet, edep… Huzuru ilahide bulunduğumuzun idraki… Yahut huzurda olduğumuz için edebi ahlak haline getirmeliyiz. Büyüklerin bu konuya neden bu kadar önem verdikleri vuzuha kavuşuyor. Gerçek edep kalbin edası… Kalbin Hakk’a karşı takındığı tavır… 09.08.2008…Masivayı terk, işte bütün mesele. İncitmemek ve incinmemenin altında yatan sebep bu olsa gerek. Varlık namına gayrı görünmesin gözüne. Zaten yoklar. Masiva vehimden ibaret. Önce vehimden kurtulmalı. Mutlak varlığı idrak, vehimlerden kurtulmakla mümkün. Zira Hakkı da vehmetme tehlikesi var. Buldum yanılgısı… Hayal ile avuntu… Hafazanallah.…28.12.2008…Aşkın iki boyutu var. Birincisi dikey ikincisi yatay dikey boyut yükselişi ifade ediyor. Yatay ise yükselinen makamdaki seyri temaşayı ifade ediyor. Güzellik yatay boyutta makamda fakat yükseliş-dikey boyutun da bir makamı ifade etmediğini bir yataylığının olmadığını kim söyleyebilir.…O zamanki bazı düşüncelerine şimdi katılmadığını fark etti. “Mutlak varlığı idrak” ne kadar da iddialı bir ifade idi mesela… Oysa idrak edilebilse idi “mutlak varlık” mutlak olur muydu hiç? Kalktı. Gündüzleri bile karanlık olan girişten el yordamı ile mutfağa geçti. Dışarıdan gelen birisinin mutfağın bir bekâr evine ait olduğunu anlayacağı şekilde bir haftaya yakın zamandır temizlenmemiş olan ocağa çay suyu koydu. Oturup kalkarken destek almak için ellerin üzerine konulmasıyla yılların yorgunluğuyla gıcırdayan çalışma masasına döndü. Masanın üzerinde açık duran günlüğün son sayfasını açtı. Her gün düzenli tutulmadığından, bazen aylarca yazı yazılmadığından dört beş sene geçmesine rağmen iki üç sene daha yetecek sayfası vardı günlüğün. Beyazlığını yitirmeye başlamış sayfanın sol üst tarafına tarih attı. Evde tek başına olmanın ve yazacaklarını kimsenin okumayacak olmasının rahatlığıyla yazmaya başladı. 19.02.2010 Dün haberlerde benden bahsettiler. “Kardan kaçan adam” az sonra… “Kar yağarken sağır olmaktan korkan adam” az sonra… Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Ahmet İyimaya ve fizik alanında duayen hocaların hocası Prof. Dr. bilmem kim ile kardan kaçan adamı konuşacağız. Kar yağarken sesinin duymak gerçekten mümkün mü? Az sonra… Hemen tüm kanallarda bu konu enikonu(!) işlendi. Ve koca koca Profesörler benim muhtemelen bir akıl hastası olduğumu düşündüklerini söylediler. İçlerinden birisi bunun mümkün olabileceğini, karın yağarken mutlaka ses çıkardığını ancak bunun bizim duyma eşiğimizin altında olduğunu söylemesi sayesinde en çok kanal gezme başarısını gösterdi. (Getirdiği gazeteyi masanın üzerine yayarak hocanın düşüncelerinden kısmi olarak anlayabildiklerini günlüğüne aktardı) İnsan Kulağının Duyabildiği Ses Frekans Aralığı: Sağlıklı ve genç bir insan kulağı 20 Hertz ile 20000 Hertz arasındaki frekanslara sahip sesleri duyabilir; bu bölgeye “İşitilebilir Frekans Aralığı” denir. 0 ile 16 Hertz frekans aralığındaki seslere ;”İnfra Ses” frekansı 18.000 Hertz’den büyük olan seslere de “Ultra Ses “denir. Bu arkadaşımız 20 Hertz frekansının altında olan karın yere düşme anında çıkardığı sesi duyuyor olabilir. Biz biliyoruz ki kar yağarken mutlaka ses çıkıyor ve bu ses 0 Hertzden büyük olmak zorundadır… Profesör konuşurken komşularım olduğunu iddia eden kimselerle yapımlı röportajları araya sıkıştırıyorlardı.-Evet her kış mevsiminde havaların kapalı olduğu günlerde ben hep Rıza abiyi evine koşa koşa giderken görürüm. Arkadaşların söylediğine göre kapı ve penceresinin hiç ses geçmeyecek şekilde yalıtımını yaptırmış. Çok büyük bir gürültüyle yağıyor demek ki abi bu kar. Halbuki onlar yanlış biliyor. Evet kar yağarken çıkan sesi duyuyorum ama onların iddia ettiği gibi çok şiddetli bir gürültü ile değil dünyanın en güzel melodisi ile yağar kar. Her seferinde farklı ve fakat her seferinde muhteşem bir bestedir kar yağarken çıkan ses. Defteri kapattı. Ocakta unuttuğu çaydanlık aklına gelince yerinden fırladı. El yordamıyla zor geçtiği koridordan nasıl da şişek gibi geçtiğine mutfakta şaşabildi ancak. Yazılı ve görsel basının tüm ısrarlarına rağmen kimseyle görüşmediği “kardan kaçma” konusundaki sırra ait ipuçlarından bir kısmını günlüğüne yazmıştı. Ama madem bu kadar güzel bir musikisi var o halde neden kar yağarken kaçacak, sığınacak yer arıyordu? Kim bilir belki ileriki yıllarda onu da yazardı günlüğüne. İyi olmadı ana haber bültenlerine malzeme olmamız düşüncesi ile yüzünü ekşitti. Şimdi herkes kar yağarken çok çirkin bir gürültü oluşuyor zannına kapılır diye düşündü, suyu azalan çaydanlığa su ilave ederken. Sonra da güldü. Herkesin, hiçbir bilgi sahibi olmadığı bir konuda kendisine hemen inanacakları ön kabulüne dayalı bu fikre… “Deli bu adam” diyerek, bardak yiyen adam cinsinden bir haber muamelesi yapanların sayısını tahmin etmeye çalıştı, rahatlarken.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

SULAR AKA AKA / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR-LV / Şiraze
HAYATA, AŞKA, SAVAŞA DAİR / A.Vahap Akbaş
DARB-I MESELDEN ATALAR SÖZÜNE / Eyüp Azlal
ÜÇ GÖMLEĞİN SIRRI / Şadi Aydın
Tümünü Göster