AŞK…

223
Görüntüleme

Varlığın nabzında atan sır…Sevgi olmasaydı, bir yaprak bile kımıldamaz, bir böcek hareket etmezdi yeryüzünde. Katiller bile sevginin kurbanı. Onların hangi kutsalına dokunulmuş ki, tetiğe parmak basabilmişlerdir? Hatta katiller, sevgi yoğunlaşmasının kurbanlarıdır:  Allah, Âdem’i yarattı; Âdem’de de Havva’yı yarattı. Âdem’den Havva’nın çıkışı, aynı zamanda cennetten de çıkışı oldu. Havva’nın çıkışıyla, Âdem’de boşalan yer arzu ile doldu. Âdem, kendisine olan sevgisi nedeniyle kadını sevdi.Âdem aslında Havva’yı sevmekle kendini sevmiş oldu. Havva da Âdem’i sevmekle vatan hasreti giderdi. Güzel olan Havva değildi; Havva’daki Âdem’di. Âdem kendine âşıktı; kendini sevebilmesi için Havva’ya muhtaçtı. Havva, Âdem’in gurbeti; Âdem, Havva’nın vatanı oldu. Bütün aşklarda hasret ve vuslat bunun için önemlidir. Hasretsiz aşk olmaz, vuslatsız da varlık anlaşılamaz. Aşk, yok olmaktır; yokken var olmaktır. Bu çileye ancak insan dayanabilir; çünkü insan, “ Eşref-i mahlûkat”tır. Bir kadını sevmek, onda var olmak; bu, kendinde var olmanın bir başka boyutudur. Allah, Havva’ya tecelli ettiği zaman, Âdem’in gözü kamaştı, kendinden geçti. Artık hiçbir cennet onu tutamazdı; çünkü kendindeki zıddı gördü, Varlık’ı temaşa eyledi. Zıtlar yaşanmadan varlık anlaşılamazdı. Aşk, zıtların bileşkesidir. Aşk, kendi içindeki bir başka “ben”in farkına varmanın hayretidir. “Bir ben vardır bende, benden içeru.” Sevgililer Sevgilisi, “ Hayretimi artır.” demiştir. Âdem, Havva’nın güzelliğinde kayboldu. Havva, Âdem’e ayna oldu, aynada Âdem kendini gördü. Züleyha’nın Yusuf’ta kendi vatanını görmesi gibi; çünkü Züleyha gurbete düşmüştü ve hiçbir mekân onu tatmin etmiyordu, ta Yusuf’u görene kadar. Güzel olan, Havva’daki Âdem’di. Âdem kendini seviyordu ve bu sevgisini açığa çıkarabilmek için Havva’ya muhtaçtı. Dünya, Âdem’deki Havva’nın mekân tuttuğu yerdi; bu nedenle aşk mekânıydı. Dünya, yeniden bulunmuş cennetti. Havva kaçtıkça Âdem gurbete düştü, kendine yabancılaştı ve bunun acısını çekti. Aşk, insanın kendini keşfetme sanatı. Hiçbir şey, kendini tanımaktan daha mest edici ve sevgili değildir. Acının en onulmazı, insanın kendine yabancılaşma sürecidir, çünkü burada insan, insan olmaktan çıkmakta, yani aşktan mahrum kalmaktadır.  Kadın, Hakk’ı arayışın nesnesi olursa, erkeği O’na ulaştırır. Kadın, arayışın öznesi olursa, erkeği kendinde boğar; çünkü çekim alanı çok güçlüdür. Bir yerde insana olan sevgi yer değiştirirse, oranın kıyameti kopmuş demektir; çünkü sevginin atomu (varlık sebebi) patlamıştır. Cehennem, sevginin yanlış yere kanalize edilmesi sonucu, kendi içindeki cenneti boğanların, kendi içindeki Havva’yı göremeyecek kadar kör olanların, yine kendi elleriyle oluşturdukları ceza evidir. Cehennemde taşlar ve sevgisini kaybederek insanlıktan çıkan insanlar vardır. İçindeki Havva’sını aramayan, yitirdiği Âdem’i özlemeyen insanların karanlık kuyusudur, cehennem!“Âşıkların gözlerinden akan yaşı ab-ı hayat kıskanır.” diyor, Mevlâna. Çünkü o yaş, sevginin ve ebedi var oluşun izlerini taşır. Aşkın yolu, kendini bulma yoludur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

NELER OLUYOR? / Ay Vakti
AŞK… / D. Ali Taşçı
DÜŞÜNÜR ADAM, DÜŞÜNEN ADAM / Necmettin Evci
CEZANIN BAŞLANGICI / Naz Ferniba
SEMAZEN / KİTAP / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster