CEZANIN BAŞLANGICI

160
Görüntüleme

2.“Ay dolunay dadı, bu iyiye işaret olsun.” Ayşemin heyecanlı, içi kıpır kıpır, yerinde duramama sebebi hayatındaki bir ilk, susamıyor çünkü bunu yapacak gücü henüz yok. Zamanla kilitlenecek onun da kapıları. Zamanla acıyan her parçasıyla göz önünden çekilmeye başlayacak. Zamanla dinlemenin ne demek olduğunu anlayacak. Şimdi kıpır kıpır, şıkır şıkır, kuşlar misâli şakıyan genç bir güzellik. Bütün saray engin görkemi içinde derin bir uykuya çoktan dalmışken Ayşemin kaçarak elindekilerin hepsine sırtını dönecek. Daye onu seyreden, onun varlığına şahit olan, onu an an inceleyen, ondan mes’ûl. İstemese de hafif okşamalar arasında onu uyandırmış ve kulağına eğilerek “artık gitme zamanı” diye fısıldamıştı; sanki yer duyar, duyar da ola ki birilerine haber verir alınmaması gereken kaçış kararlarını. Sadece fısıldamıştı “an bu andır” der gibi.“Önce seni hazırlayalım” diyerek çeşit çeşit, renk renk kıyafetlerin bulunduğu elbise odasına doğru çekti Ayşemin’i. Kararsız mıydı biraz? Ya da ondaki bu görünen tereddüt kararsızlıktan mıydı? Pişmanlıktı belki de. Onun asi isteklerine boyun eğmiş olmanın ağır pişmanlığı… Ya da çok daha başka bir endişenin yeni çizdiği çizgilerdi yüzünde dolanan. Hep saklaması gereken sırların başında dört dönüyor olması sükûnetin ardında fıtınalar koparıyor, en olmadık zamanda durgun görünen deniz derinlerde şahlanıyordu. “Ben öykülerimi kendime sakladım, ben söylenilmemişleri her gece kendime bir bir açık ettim, ben gidecek yeri olmadığından değil gitmeyi göze alamayanlardan olduğumdan burada kilitli kaldım…” Mırıl mırıl mırıldanıyordu Daye, Ayşemin’e bu mırıltıları yükseltemeyecek kadar çekingen ve ürkekti. Onun da zamanı gelecekti lâkin. Değişecekti deseni kumaşın, değişecekti manzarası pencerenin, değişecekti kokusu havanın…Odanın köşesinde duran ahşap sandığın kapağını açarken yıllar önce bu sandığa koyduğu ve bir daha yerinden çıkarmadığı bez çuvalı çekiverdi derinden. Ayşemin gerisinde allı pullu elbiseler arasında kaybolmuştu. “Bunu giy” diyerek uzattı elindeki keten elbiseyi Daye. “Saçlarına da şu ince örtüyü dola.” Ayşemin şaşkın, uzatılan elbisenin eskiliğine ve sadeliğine uygun cümleler bulmaya çalışıyordu. “Yok, hayır” diyecek oldu. Vazgeçti. “Bunları da nereden buldun?” diye çıkışıverdi. “Eski bir hikâyenin bir parçası bunlar ” dedi Daye. Kaç öykü büyütür insan hayatında? Kaç öykünün kahramanı olurken kaç öykünün kurgusunu yapar? Kaç öyküde sadece bir gölge gibi dolanır da kıyıda kenarda, kaç öyküde sırf kendi olmaya tâkati yeter? Kaç öykünün adını koyar insan? Kaç öykünün sahibi olduğunu bilir ya da kaç öyküyü kendi öyküsü sanır? Kaç öyküde kaybolur, kaç öyküde sefil olur, kaç öyküde akıllanır insan?Ayşemin gönülsüz, elbiseyi alıp evirdi çevirdi yüzünde dalgalanan binbir ifâdeyle. Rengine, desensizliğine, basitliğine, yakışıksızlığına diyecek sözleri vardı da, itiraz edemeyeceğini bildiğinden yavaşça aynanın karşısında durdu. Saçlarını örüp elbiseyi üzerine geçirince aynadakinin başka birisine ait bir görüntü olduğu düşüncesine kapıldı. Tam o anda bir de, birşeylerin üzerinin çizik çizik edilmek üzere olduğu hissi dolandı yüreğine. “Yapabilir miyim?” diye mırıldandı. Daye ümitle, “istediğin an vageçebilirsin” diye atıldığında Ayşemin sadece başını sallamakla yetindi. Karar verilmişti belli. Kararı Ayşemin kendi verdiğini sanıyordu belli. Kararı uygulayanın kimler olduğundan habersiz kendi başına bir iş yapıyor olmanın büyüsüne çoktan kapılmış da gidiyordu belli. Her şey belli de neydi bu işe gizemli havayı veren?Daye ve Ayşemin sırtlarına aldıkları siyah tennûreleri ile karanlığın bir parçası olup süzüldüklerinde sarayın bahçelerine, hayret ki kimsecikler yoktu. “Şaşılacak şey” diye mırıldandı Ayşemin. “Sanki saray da gitmemiz için bize izin veriyor.” Daye birden huzursuzlandığını hissetti. Hiç başlamasalardı bu ürkütücü yolculuğa keşke. Keşke her şey aynı, olduğu gibi sürüp gitseydi tasasız. Ne diyeydi bu karanlık çukura atılmak şimdi. Sırtlarına bağladıkları bez çantalarla gecenin içinde kayan bu gölgeler kendileri olmasaydı keşke. Yola girilmişti artık. Tamamlamak gerekecekti. Ama Daye bu yolun nerelere çıkacağını kestiremiyordu. Dallanan bir öykünün iki küçük kahramanı olmak fikri ona dayanılmaz geliyordu. O, yazılan öykülerin suskun figürüydü her zaman. O; yazılanı okuyan, okuduğuna uyan, itiraz etmek fikrine hiç aldanmayan bir dekordu sadece.Nehir kıyısına hiç kimseyle karşılaşmadan vardıklarında Ayşemin hem şaşkın, hem heyecanlı, hem mutluydu. Kayığa yerleştiklerinde sormadan edemedi: “Neden hiç kimse yok? Saray neden bu kadar sessiz?”Daye ağlamaklı, “o da bizi yolcu ediyor” diye mırıldandı. Büyük pencerelere istemeden kaydığında gözleri bir tek şeyden emindi: Onların gidişini izleyen iki haşin göz… Nehir durgundu. Susmuştu rüzgâr. Yıldızlar o gece meşklerine ara vermişlerdi. O gece sevilen sevildiğini bilmeden ayrılıyordu, o gece seven nasıl da sevdiğini sevgiyle boğduğunu farkedemiyordu, o gece seven sevmenin kırk çeşit yolu olduğunu görememenin kuyusuna düşmüştü. O gece ipler kopmuştu işte.Küreğin birini Ayşemin’e uzattığında Daye, “ben de mi…” diyecek oldu, ama Daye onu hışımla durdurdu. “Bundan böyle sen ve ben aynıyız. Çayırda bütün çiçeklerin güneşten, yağmurdan, rüzgârdan, sıcaktan ve soğuktan aynı payı aldıkları gibi. Sen ve ben değil “biz” olduk artık. Ne sen bana üstün, ne ben sana üstün… Ne sen şah’ın kızı, ne ben senin dadın… Hayatın içinde yönü nereye bilmeyen sade iki yolcu.”Ayşemin narin elleri arasına sert ve kaba küreği yerleştirmeye çalışırken anlam verme çabasındaydı dadının sözlerine, “vaz mı geçsem!” diye mırıdanacak oldu, Daye onu ufak bir el işaretiyle durdurdu. “Bütün uyarılarımı yaptım. Sen oyun oynamayı seçtin. Dönüş yok.” Ayşemin şaşkın, Ayşemin dalgın, Ayşemin solgun… güneş ışıltısını üzerinden çekmiş gibi, güneş bütün sıcaklığını nasıl vermişse almış gibi, kararsız şimdi, içinde boşluk derinleşirmiş gibi… “Şah bizi bulursa Daye?”Bilenden bildiğini saklayamazsın.Bilen bildiğini belli etmezse ne bildiğini bilemezsin.Bilenin ellerindedir öykü ve bilenin gücüdür akıntıyı hızlandıran.Kayık yavaş yavaş karanlık sulara açılırken sarayın aydınlık yüzü git gide puslanıyordu. Bir yarısı orada kalmıştı sanki Ayşemin’in. Belli ki öğrenmesi gerekiyordu hiç bilmediklerini. Sınanacaktı. Hayat onu eğitecek, ölçecek, tartacak, ona şekil verecek, onu düzenleyecek, olmadı sarsacak, biraz yontacak, biraz biçimlendirecek, belki de azar azar bitirecekti… İstedi. İstediği ona verildi. Ayşemin istemenin de bir ölçüsü olduğunu öğrenecekti. İnsan isterken neyi istediğini iyi bilmeliydi. İstenenin gelirken yanında neler getireceğini kimse kestiremezdi. Gelen geri çevrilemeyeceğinden, ihtimâllere çok da yer bırakılmamalıydı. Ayşemin ne ölçebilecek yetenekteydi şimdi, ne de ölçmesi gerektiği bilincindeydi henüz.“Göze aldığın şeyin sana getireceklerinden korkmamalısın, en kolayı ve en sıradanı ve takdîr edilmeyeni vazgeçmektir” dedi Daye. Küreklerin suda çıkardığı sesler kulaklarında büyümeye başladı Ayşemin’in. Yorulmuştu. Kolları acımıştı. Üzeri ıslanmıştı. “Biraz daha uyusaydım keşke” diye mırıldandı. Ama Daye çok sertti. “Keşke’lerin bize bir faysadı yok. Bundan sonraya bakmalısın ve “keşke” dememek için adımlarını dikkatli atmalısın.”Ayşemin küreği hışımla bırakıp, “Neden bu kadar acımasızlaştın?” diye bağırdı. “Değişen ne? Ne oldu?” Daye karanlıkta göremediği kıyıları gözleriyle tarar gibi yapıp bakışlarını Ayşemin’in üzerinde durdurdu. “Acımasız olan ben değilim” dedi. “Acımasız olan kararı verenler, bu karardan vazgeçmeyenler, gizlice izleyenler, gidene “dur” demeyenler, değiştirmek için olabilecekleri tek bir sözü esirgeyenler, yalanı örtenler, gerçeği bir sandığa kilitleyip öldürenler, sevmeyi bilmeyenler, asla inanmayanlar, tercih hakkını sadece kendilerinde görenler, altını gümüşle eşleştirenler… acımasızlar seni gözden çıkaranlar, ben değil. Benim kızgınlığım da sana değil.”Ayşemin sustu. Küreği eline alıp yavaş yavaş yüklendi. Üstü kapalı sözler duymaktan sıkılalı çok olmuştu zaten. “En iyisi” diye düşündü, “hiç soru sormadan olacakları beklemek.”Sorduğunda cevabın sana ne vereceğini bilemezsin.Her sorunun doğru zamanda sorulduğundan hiçbir zaman emin olamazsın.Hangi sorunun kimi durduracağını, neyi değiştireceğini, kimin öyküsüne konu olacağını kestiremezsin.Ve her zaman cevaplar seni doğruya götürmez.Soruyu asıl soran kimdir, kim verir en doğru cevapları, kimdir soruların tek hâkimi ve kim soru sormanın cazibesinde yitmiştir?Herkesin var mıdır cesareti sormaya ve herkesin varmıdır her soruya bir cevabı?Saatler geçti, zaman gün doğumuna yaklaştığında dirildi uykuda duranlar. Yeni gün kimileri için aynıydı, kimileri için yepyeni bir başlangıcın habercisi… kimileri aynı duyguyla uyandı güne, kimileri bilmedikleri bir duygunun başlangıcını yakaladılar içlerinde. Kimileri yorgun açtı gözlerini sabaha, kimileri tüm yorgunlukları atarak gelmişlerdi yeni güne. Kimileri vardı ki bütün geceyi yarı uyanık geçirmişlerdi, kimileri de sabahı karşılamaktan korkarak bekliyorlardı yataklarında. Kimse yarının ya da yeni günün neyi getireceğini ya da neyi getirebileceğini bilemiyordu sonuçta. Hayat bir çeşit sürprizler çizelgesiydi; emin olmaksızın, planların ters döneceğini unutmaksızın.Dualar edildi, her gün söylenen sözler yeni baştan tekrar tekrar söylendi. Nihâyet Daye kıyıya yanaşıp münasip bir yerde artık kayığı terketmenin gerektiğine karar verdiğinde az biraz eski sükûnetine kavuşmak üzereydi. Öfke hiçbir şeyi halletedecek kadar güçlü değildi, yıkmaktı onun vazîfesi. Daye bu zevki öfkeye tattırmayacak, bu kez de olanları kabullenmeyi tercih edecekti. Ayşemin yüzü devrilmiş, biraz  suskun aydınlanan göğe bakıyordu. İçinde heyecan sanki yeniden kıpırdanmaya başlamıştı. Hafif bir tebessüm yayıldığında yüzüne önünde açılan kara parçasında gezdirdi bakışlarını. Kafesten kurtulmuş, kelepçeleri kırmayı başarmış, sarayın boğuculuğundan ferah havaya atabilmişti işte kendisini.Kayık karaya oturduğunda Daye küreği bırakıp Ayşemin üzerinde gezindi biraz. O görebiliyordu onu saran heyecanı, o duyabiliyordu yükselen nabzını, o biliyordu özgürlüğün onun yüzüne ve bedenine ve hareketlerine vereceği canlılığı. Korkmuyordu ya da korkmak istemiyordu. Olacakları değiştirmek insanın gücünü aşıyordu sonuçta. Kabullenmek, beklemek, mücadele etmek, hayata tutunabilmek ve yazılanları doğru okuyabilmekti onun isteği; sadece Ayşemin için.Bez çantalarını sırtlarına dolayarak yavaşça indiler kayıktan. Toprağa bastıklarında Ayşemin çarıklarının kuru toprakla dolduğunu farketti. İlk his okşayıcıydı. “Ne garip” dedi, “ardımızdan hiç gelen olmadı. Şah henüz farketmemiş olabilir mi yokluğumuzu, mümkün mü böyle bir şey?”Daye durup sarayın bulunduğu yöne doğru baktı bir süre. “Eğer gelmedilerse ardımızdan, eğer Şah henüz farketmediyse yokluğumuzu buna sevinmeli ve eğer bulunmak istemiyorsak biraz da acele etmeliyiz” dedi. Biraz duraklayıp güzel kızın yüzüne hayranlıkla baktı. “Şimdi söyle bana Ayşemin” dedi usulca. “Hangi yöne gitmek istersin? Bu senin seçimin ve bu senin yolculuğun. Bizi sen yönlendireceksin. Tercihlerin bizi götürecek ve senin tercihlerin karşımıza çıkacakları belirleyecek. Seç şimdi.”Ayşemin ardında kalan berrak suya baktı önce. Sonra ileriye doğru döndü yüzünü. Sağına bakındı, soluna bakındı. “Hiçkimse yok” diye mırıldandı. “Henüz hiçkimse yok.” Sağ tarafına düşen manzarada yüksek dağlar vardı, yeşili puslar altında kaybolan. “Hiç dağ görmedim” dedi. “Sağ taraf olsun yönümüz.”Daye de şimdi dağlara doğru bakıyordu. “O halde hızlanmalı. Ne kadar çok yol alırsak o kadar uzaklaşırız geride bıraktıklarımızdan. Ne kadar uzaklaşırsak o kadar hızlı koparız bizi geride bıraktıklarımızın etkilemesinden.” Yola koyuldular. Biri güzeller güzeli Ayşemin, diğeri güzeller güzelinin dadısı Daye. İlginç ki, her anını birlikte geçirdiği bu kadın hakkında Ayşemin bilgisizdi. Bu garip yolculukta neler neler öğrenecekti, fakat yavaş yavaş. Her şey yavaş yavaş olacaktı, yavaş yavaş gelişecekti, yavaş yavaş taşlar yerinden oynarken bazı taşlar yavaş yavaş yerine oturacaktı. Yavaş yavaş Ayşemin kendini bulacaktı. Bulacak ve belki de bazen kaybolacaktı. Vazgeçecek, yorulacak, özleyecek, yıpranacak; ama öğrenmenin tadını alınca dönüp ardına bakmayı düşünmeyecekti. Hiç görmedikleri ve hiç bilmedikleri belirleyecekti yönlerini. Daye ilk besmeleyi çekti ve adım atıldı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

NELER OLUYOR? / Ay Vakti
AŞK… / D. Ali Taşçı
DÜŞÜNÜR ADAM, DÜŞÜNEN ADAM / Necmettin Evci
CEZANIN BAŞLANGICI / Naz Ferniba
SEMAZEN / KİTAP / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster