Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -54

bu bir tutku biliyorum
tehlikeli, cezbedici ve önlenemez

sözlerin birini bile söylemeye cesaret edemezsin
dışarıda çılgın bir yağmur yıkarken tüm kirleri Şirâze,
kendini bulursun yine tam karşında
ve ben hangi dar zamandayım sen bilemezsin

ifadelerin kıymetini yitireceğinden korkmandır susmana sebep
sesine kapılıp yağmurun uzarsın Skanderna yamaçlarına doğru
ben kelebekleri sen diye izlerim
ve sen hangi dar zamanda hangi acının içinden çıkamadığımı bilemezsin

söylenmemişlerin tümü
mütemâdiyen kanayan bir yaradır zamansız seni kıvrandıran
bilsen nerede belki sarmayı denersin
yağmur yamaçları okşar da toprak şenlenir

her can derin bir iç çeker huzurla
ve sen Şirâze, bendeki yangının keskin bir hınçla
hangi paragrafta neleri yalayıp yuttuğunu bilemezsin

zaman akar, durduğunu sanırsın aynı yerde
yanılgındır bu ve an gelir kendinden sıkılmaya başlarsın
tartışma alevlendikçe ateşlenir, sıkışırsın kendi içine
zaman akar, akar ve katar götürür her şeyi Şirâze,
ne yön verebilirsin bu akışa,
ne bu akıştan sıyrılabilirsin
ve benim de sele kapıldığım noktada

nasıl boğulduğumu hiç bilemezsin

hiç kimsesiz olmak nerede durduğunu bilememek belki de
belki de mesafesini duruşların ölçememek
hangi kelimenin hangi cümleye fit olduğunu bulmaya çalışırken konuşmayı unutmaya başlamak
hayatın içinden gölge misali kısala/uzaya geçmek
halledememek henüz açısal sorunları

küçük kalmak mı, sıkışmak mı dar sokaklarda Şirâze
ya da ağırlaşmak mı her gün biraz daha, az biraz daha

sen sapasağlam yükselirken gözünde âlemin, kendinden çok da emîn
benim yerin kaç kat dibine itildiğimi bilemezsin

büyür sesler perili köşkün ıslak bahçelerinde
tartışırsın, takılırsın, bir mâkul sebep ile

tüm olanlardan kendince sıyrılırsın
ve sen haince ayıldığında zaman sarhoşluğundan

kim olduğumu bilemezsin

sorularım var da benim
nerede senin cevapların

beni baharla yıka anne
gözlerime kaçsa da sabun, söz sana ağlamayacağım
iki küçük sözle öpeceğim yanaklarından
ve kızaran yüzümü büyük bir aynada uzun uzun seyredeceğim
beni baharla sen yıka anne
saçlarım ıslak ıslak dolaşacağım kış güneşinin altında, yine
ve bir gülücükle yırtık pabuçlarımın pembesini mora boyayacağım
soğuk gecenin sıcak sobasına dolayınca narin kollarımı
defne olacağım, olup dallanacağım, kuşlarımla ben sana şakıyacağım
sen beni baharla yıka anne

tut gençliğinden oturt el emeği sedirine
bir ucu yanmış mektuplarını okuyacağım sana aksayarak

80’li yılların soğuk kıpırdanışını büyütürken içimde
ne olacağımı bilmeden ve kime vurulacağımdan habersiz
sana arkası yarın’dan bölümler oynayacağım
yeter ki sen beni baharla yıka anne
avludaki erik, bodrumda gizlenen kedi
ve duvara tırmanan bir sarmaşık var hatırımda
sen bekle, gelecek düşlerini bildiğin bütün figürlerle çizeceğim
ve ne vakit üzülsen ben sileceğim yüzüne düşen endişeyi
sen izleyeceksin dalgaların taşlarla oynaşmasını
mavi deniz buluşacak mavi gökle bir çizgide, kokusu yosun
ben senin eteğinde bir iz, yüreğinde uykuya dalacağım üzülme diye

yeter ki beni baharla sen yıka anne

arala pencereyi ara sıra, rüzgâr gezinsin odalarında adımı söyleyerek
sen anneni sar yerime iki esinti arasında, ben de sayısınca sana sarılacağım
büyüdüğümü işaretleyen her Şubat seremonisinde, kış demeden
bana ait ne varsa hepsi senden miras diye
seni sana anlatmaya geleceğim
kızma bana yüzüm düşünce yere
kızma bana hüznüm gülüşümü gölgeleyince
kızma bana yıldızlarım sönünce soğuk ve puslu gecelerde
sen beni her hâlimle sev, ben her hâlimle sevildiğimden emin yürüyeceğim
sen beni baharla yıka anne

sözlerin birini bile söylemeye cesaret edemezsin
ifadelerin kıymetini yitireceğinden korkmandır susmana sebep
sıkışırsın ve sözlerin birini bile söylemeye cesaret edemezsin Şirâze

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Neler Oluyor? / Ay Vakti
Aşk / D. Ali Taşçı
Düşünür Adam, Düşünen Adam / Necmettin Evci
Cezanın Başlangıcı / Naz
Semazen / Kitap / A.Vahap Akbaş
Tümünü Göster