Sanal İstila

192
Görüntüleme

Tüm dikkatlerimizin salgın hastalıklara yöneldiği ve tabiatın intikamını yine küresel bir felaketle alacağı korkusu, maddileşen ve duygusuzluk üzerine hayatını inşa eden insanın elini belki de bir nebze daha kuvvetlendirdi. Geçen asrın ikinci yarısından sonra ailesinden, toprağından, örf ve ananelerinden ve aslında kendinden uzaklaşan insan, yalnızlaşarak yozlaşmıştı. Telefon, televizyon, internet gibi hızla yayılan ve bizi yutan sanal felaketin farkına bile varamadı. Her geçen gün sokaklar kalabalıklaşırken yalnızlaşan insan zarafetten, letafetten, diğerkâmlıktan, kadirşinaslıktan uzaklaştı. Orta Çağ zihinsel ilkelliğini tekrar yaşayan, her geçen gün biraz daha makineleşen, duygusuz, inançsız, zayıf iradeli, mekanik ve zaman zaman gıcırdayan yeni bir mahlûkat oluştu. Hafızalarımıza kazınan taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayan Moğollar, insanlarla birlikte şehirleri, kültürleri ve kütüphaneleri yok ederken aslında bugünkü sanal istila kadar zarar vermemişlerdi.

Her felaket sancılı bir doğumla yeni baştan inşaya öncülük eder! Zorda olsa kalanlar bir araya gelerek yeni bir birliktelikle yozlaşan kültürü yeniden temize çekerler. Sanal felakette ise insanlar yalnızlaşarak sandalyelerinde monitörlere gömüldüler. Felaket öncesinde yaklaşmakta olan sanal istilanın farkına bile varamadılar.

Yepyeni bir din oluştu belki de. Ve bu dinin ritüelleri; mabet, ibadet ve çok tanrı! Umursamaz tavrımız bu ışıklı sanal istilanın ruhumuzu sömürmesine ve kişiliksizleşmemize sebep olmakta. Saatlerimizi, tam bir teslimiyet içerisinde huzurunda geçirdiğimiz ışıklı mabet, sanal cemaat; internet siteleri, televizyon kanalları ve renkli basınıyla çok tanrılı bir din. Ve bilgi kaynağı olarak kullanılan bu yolla duyduklarına neredeyse mutlak itaat eden bir grup. Ekranda tanımadık arkadaşlar, cep telefonunda yalancı aşklar ve sanal ten! Önüne geçilmez kişiliksiz bir istila. Fert fert zihnimizde gerçekleşen bu sanal istilanın toplumun kafasında normalleşiyor olması tedavisinin de zor olacağının işareti. Klavyenin karşısında, çirkinlerin güzel, fakirlerin zengin, korkakların cesurlaştığı dünya!

Sahi bu ruhumuzda depreşen, atık, özümüze uzak hayvani arzuları ön plana çıkaran, bizi bu denli önce kendimizle sonra toplumla sorunlu hale getiren, yalnızlaştırdığı insanı daha da kendine bağlayan güç ne?

Bu içine düştüğümüz serkeş, başıboş adi istiladan kurtuluş kendi benliğimizde başlatacağımız hakiki bir intifada hareketidir.

Ne mutlu bu kıyamın kutlu yolcularına.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Önce Değer / Ay Vakti
Dar Kapıdan Geçerken / Şeref Akbaba
Ceza… / Naz
Zor Olana Tutku / Mehmet Kızılay
Sevgilim Kıskansa da / Bahaettin Karakoç
Tümünü Göster